Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi

Journal Information
ISSN : 1304-3846
Total articles ≅ 358
Archived in
EBSCO
Filter:

Latest articles in this journal

Aydın KAYMAK, Aziz Coşkun
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1079938

Abstract:
This study examined how people with mental illnesses are portrayed in the news. It has been seen in the literature review on the subject that the studies examining the representation of mental illness in the national press are limited. This situation constitutes the importance of the study. The main purposes of the study are to determine how the national press portrays individuals with mental illness and to reveal the negative fiction in news texts and visuals. The news websites of “Hürriyet” and “Sabah” newspapers were chosen as the sample. The news on the websites of the relevant newspapers, whose subjects are individuals with mental illnesses, were examined for six months, from January to June 2021. Both qualitative and quantitative content analysis methods were applied in the study. It has been found that descriptive titles are generally used in the news, the subject of the news is generally mental health and police/judicial issues, that the news is usually conveyed in the form of long news, and that the source is generally healthcare professionals and news agencies.
Zeynep Baki, Hüseyin Köse
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1081697

Abstract:
Haset ve kıskançlık, hemen herkesin deneyimlemek zorunda kaldığı duygulardandır. Aralarında kimi farklılıklar bulunsa da her iki duygu biçimi de neden oldukları ruhsal tahribat açısından benzer sonuçlar üretir. Nahit Sırrı Örik’in aynı adlı romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Zeki Demirkubuz’un yaptığı Kıskanmak (2009) adlı film, aile içi ilişkilerde hüküm sürdüğü biçimiyle haset ve kıskançlık kavramlarını odağa alır. Söz konusu filme yönelik derinlikli bir analiz, her iki duygu türü arasındaki farkları ortaya koymak, toplumun bu iki duygu biçimine yüklediği anlamları ve farkındalık düzeyini kavramak açısından önemlidir. Bu çalışma, adı geçen filmin semantik evreni bağlamında izleyicinin haset ve kıskançlık duygularını nasıl alımladığını incelemeyi amaçlamaktadır. İçerik ve alımlama analizi yöntemlerinin karma biçimde kullanıldığı çalışmada, kıskançlık ve haset duygularının sunuluş şeklinin içerik bağlamında analizine ek olarak, rastlantısal yolla belirlenen 8 izleyicinin katılımıyla alımlama çalışması gerçekleştirilmiştir. Filmin izlenmesinden önce ve filmin izlenmesinin ardından her katılımcıyla ayrı ayrı derinlemesine görüşmeler yapılmış; filmin izleyicilerin kıskançlık ve haset duygularına ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerinde bir etki yaratıp yaratmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, filmin kıskançlık ve haset duygularıyla başa çıkmada katılımcıların yarısından fazlasında etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca katılımcılar arasında filmin ibret verici bir öyküsü olduğu konusunda genel bir fikir birliği olduğu gözlenmiştir.
Özlem Duğan, Barış KOÇ, Ali Mutlu, Sibel Sebuktekin, Hakan Gülçay
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1077760

Abstract:
Kurumsal imaj, kurumların iç ve dış paydaşlar tarafından kurumun nasıl algılandığını ifade eden bir kavramdır. Kurumlar günümüzde imajlarına eskisinden çok daha fazla önem ve değer vermeye başlamışlardır. İmaj unsuru kurumun yaptığı çalışmalarla paydaşlarla nasıl bir iletişim strateji uyguladığını ortaya koyan önemli bir göstergedir. Kurumun imajını doğru oluşturmak ve sürdürmek için ölçümünü doğru yapmak gerekir. Farklı yaklaşımlarla kurumsal imaj ölçümlemeleri yapılabilmektedir. Söz konusu yaklaşımlardan birisi de kişiselleştirme benzetmeleri kullanılarak kurumsal kişilik skalaları ile kurumsal imaj ölçümünün yapılmasıdır. Bu çalışmada kurumun en önemli paydaşlarından birisi olarak görülen iç paydaşların kurumsal imaj ve kurumsal kişilik ölçekleri üzerinden kurumun algısı ortaya konulmuştur. Akademik personel, idari personel ve öğrencilerden oluşan toplam 378 kişilik katılımcı grubundan araştırma soru formu ile elde edilen veriler üzerinde, SPSS 23 istatistik programı ile t-testi, ANOVA testi, korelasyon ve regresyon testleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre iç paydaş grupların kurumsal kişilik algıları ile kurumsal imaj algıları arasında pozitif yönde ve yüksek kuvvette bir ilişki olduğu ve kurumsal kişilik algısının kurumsal imajın anlamlı bir belirleyicisi olduğu ortaya konmuştur. Bunların dışında katılımcıların bir takım demografik unsurları ile kurumsal kişilik ve kurumsal imaj değişkenleri arasında anlamlı farklılık ve ilişki olduğu da anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar dayanağında ilgili kuruma bir takım önerilerde bulunulmuştur.
Miray Beşbudak, Azra Kardelen Nazli, Neslihan Özmelek Taş
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1083078

Abstract:
Sosyal medya, dünyanın birçok ülkesinde tercih edilen iletişim aracıdır. Sosyal medya konulu araştırmaların öncüleri genellikle sosyal medya kullanımının yüz yüze etkileşimlere kıyasla kişilerin üzerindeki etkisine ve sosyal ilişkilere olası olumsuz etkileri üzerine yoğunlaşmaktadır. Ortaya çıkış amacı düşünüldüğünde sosyal medya, kullanıcılarının içerik oluşturma ve bu sayede bilgi paylaşmasına olanak sağlamaktadır. Instagram, Facebook, Linkedin, Twitter, Pinterest ve YouTube sosyal medyada en çok kullanılan formatlardandır. Bireyler sosyal medya profilleri ile sadece kendilerini ifade etmemekte, aynı zamanda dijital medya ürünlerini yayınlamaktadır. Youtube, dünyadaki en büyük kullanıcı odaklı video içerik sağlayıcısıdır. Video paylaşımı üzerine kurulmuş olan YouTube, kullanıcılarının multimedya bilgilerini yaymak için önemli bir platform haline gelmiştir. Bu çalışmaya konu olan TedX kayıtlı konferansları erişime açık YouTube içeriklerden biridir. Özellikle oynatma listeleri ile benzer içerikteki videolara tek listede ulaşılmasını sağlaması kullanımı kolaylaştırmaktadır. YouTube üzerinde TedX videoları aratıldığında, gerçekleşen etkinliklere bağlı olarak çeşitli etkinliklere ulaşılmaktadır. TedXIstanbul adı altında İstanbul etkinlikleri araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya alınan 78 videonun görüntülenme ve beğeni sayıları, yorumları değerlendirilmiştir. Her video içerik bakımından kodlara ve temalara ayrılarak betimsel analiz yapılmıştır. Araştırmanın bulgularında, araştırma kategorileri içerisinde en fazla yüzdeye sahip olarak %33’lük oranla eleştirel düşünce bulunmakta ve öne çıkan 4 baskın kod “motivasyon” ve “duygusal süreçler”, “bilim ve teknoloji” ve “sanatçı” olarak sıralanmaktadır.
S. Yankı ÖZCAN
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1079646

Abstract:
Sinema sanatında meydana gelen akımlar, diğer birçok alanda varlığını sürdüren akımların genel bir görüntüsüdür. Sinema filmlerinin toplumu oluşturan bireyleri ele alarak onların yaşantıları, duygu durumları gibi pek çok özellik hakkında bilgi verdiği söylenebilmektedir. Bu çalışmada söz konusu sinema akımlarından biri olan 1959-1963 yılları arasında ortaya çıkan İngiliz Yeni Dalga Akımı’nın günümüz İngiliz sinemasındaki izleri araştırılmıştır. Çalışma, sinema alanında ortaya çıkmış bir akımın izlerinin altmış yıl sonra bile günümüzde bir yönetmenin filmi üzerinden ortaya çıkmasının mümkün olabileceğini göstermesi açısından ele alındığında alana sağlayacağı katkı bakımından önem oluşturmaktadır. Bu bağlamda ayrıntılı olarak inceleme yapılabilmesi adına günümüz İngiliz Sineması’ndan ve İngiliz Yeni Dalga Akımı’ndan birer film ele alınmıştır. İngiliz Yeni Dalga Akımı’nın ilk örneğini oluşturması bakımından akım olarak hedeflenen amaçların genel özelliklerinin kapsamlı biçimde üzerinde taşıyacağından hareket edilerek Jack Clayton’un Room At The Top (Tepedeki Oda, 1959) filmi ile biçimsel kesinliği ve özellikle aile bağlamında sınıfsal ilişkileri korkusuzca ele alması bakımından günümüz yönetmenlerinden Johanna Hogg’un Souvenir (Hatıra, 2019) filmi betimsel olarak analiz edilmiştir. Analiz kadın erkek ilişkileri, yabancılaşma, mekân-oyunculuk olmak üzere üç adet başlık temelinde gerçekleştirilmiştir. Modern zamanlarda yaşanan öfkenin, ortada kalmışlığın ve belirsizliğin sonucunda ortaya daha sanatsal ve şiirsel filmlerin çıkması gerçeklikten kopulduğunu göstermemektedir, aksine İngiliz Yeni Dalga Akımı’ndaki söz konusu vurucu gerçeklik günümüz İngiliz sineması yönetmenlerinden biri olan Hogg’un sinemasında yumuşatılarak sakin bir dille yansıtılmıştır. İngiliz Yeni Dalga Sineması’ndaki yabancılaşma, sınıf farkları temelinde kadın erkek ilişkileri ve mekân kullanımı gibi unsurların ele alınma biçimlerinin benzer şekilde günümüz İngiliz sinemasında Hogg’un Souvenir filminde de yer aldığı sonucuna varılmıştır.
Zuhal Demir
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1077652

Abstract:
Intercultural communication is a communication and interaction process that takes place between individuals with different cultures. In this process, the aim is to understand each other, to recognize each other's cultural values, and to prevent possible conflicts when individuals from different cultures come together. Intercultural communication includes two-way communication instead of one-way communication; rather than persuasive communication, it is based on interaction and reciprocity. Culture is learned in the first years of human life. For this reason, the role of mass media contents prepared for children in the carrier of culture is worth examining. Based on this idea, in this study, it is aimed to determine the cultural codes of the comic book "Diary of Wimpy Kid" in the context of intercultural communication. In this context, the fourteen volumes of Diary of Wimpy Kid were analyzed within the framework of onion model of culture of Geert Hofstede. The data obtained were examined under the headings of values, rituals, heroes and symbols. Accordingly, it has been concluded that the comic book Diary of Wimpy Kid is equipped with cultural codes in terms of introducing American culture to individuals from different cultures.
İkbal Bozkurt Avci, Derya Çetin
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1080079

Abstract:
Sinemanın imge yaratma kapasitesine odaklanan Gilles Deleuze, iki çeşit sinematografik imgeden bahsetmektedir. Bu iki imge türü aynı zamanda sinema tarihinde iki farklı döneme denk düşmektedir. II. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemi hareket-imgesi kavramıyla tanımlayan Deleuze, burada eylemin ve aksiyonun öne çıktığını belirtmektedir. Hareket-imgesi dönemi, Lumière kardeşlerin ilk filmleriyle başlayan ve II. Dünya Savaşı sonrasına kadar “hareket”i merkeze alan süreci ifade eder. Klasik anlatı sineması ile örneklendirilen hareket-imgesi filmlerinde zaman, karakterin eylemine göre ilerler. Filmdeki bütün eylemler doğrusal nedenselliğe göre belirlenir ve karakterler şimdiki zamanla uyumlu eylemler gerçekleştirirler. Deleuze II. Dünya Savaşı’ndan sonraki filmleri zaman-imgesi olarak nitelendirmektedir. Filmde sunulan karakterlerin veya nesnelerin eylemine odaklanan sinemanın çökmesiyle zaman-imgenin ortaya çıktığını belirtmekte ve bu durumu “duyu-motor bağlantısının kopması” ile açıklamaktadır. Duyu-motor şemasındaki kopmayla birlikte optik durumların yükselişi de zaman-imgenin ortaya çıkışında önem taşımaktadır. Dolayısıyla zaman-imgesinde asıl vurgunun; görüntülerin mantıksal ilerlemesinden, kendinde görüntünün deneyimine kayma olduğu söylenebilir. Gilles Deleuze’ün hareket-imgesi ve zaman-imgesi tasnifinden hareket eden bu çalışma, Andrey Tarkovsky sinemasından amaçlı örneklem yöntemiyle seçilen ‘Ayna’ (Zerkalo-1975) filminin zaman-imgesi sineması örneği sayılıp sayılamayacağını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Örneklem olarak seçilen film, “zaman algısı, öyküleme biçimi, karakterler, ses-görüntü öğeleri, mekânın kullanımı” gibi sinematografik unsurlara göre çözümlenmiştir. Çözümleme sonucunda filmin zaman-imgesi sineması örneği olarak değerlendirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Merve Erdoğan, Çiçek Topçu
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1077886

Abstract:
Günümüzde kullanımı oldukça yaygınlaşan dijital medya araçları geniş ve hızlı erişim sağlamaktadır. Kullanıcıya aktif katılım olanağı sunması, bilgi paylaşımının hızlı, kolay ve ucuz olması gibi birçok sebepten dolayı hayatımızın her alanına nüfuz eden bu araçlar, özellikle genç kesimin ilgisini çekmektedir. Yeni medya teknolojilerinin kullanımının artması ve toplumun her alanında varlığını sürdürmesi insanların yeni medya okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi olmasının ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermektedir. Özellikle teknoloji içerisinde büyüyen genç kesimin yeni medya araçlarından gelen her türlü mesaja karşı bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla yeni medya okuryazarlığı üzerine yapılan araştırmaların arttırılması bu kapsamda önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde öğrenimlerini sürdüren 18-25 yaş aralığındaki lisans ve ön lisans öğrencilerinin, yeni medya okuryazarlık bilgi ve beceri düzeylerinin belirlenmesini sağlamaktır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Örneklemin belirlenmesinde rastlantısal örneklem tekniği kullanılmıştır. Çalışmada 348 öğrenciye online anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda erkek öğrencilerin yeni medya okuryazarlık düzeylerinin, kadın öğrencilerin yeni medya okuryazarlık düzeylerinden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca internette fazla zaman geçiren öğrencilerin daha az zaman geçiren öğrencilere göre yeni medya okuryazarlık düzeylerinin daha yüksek olduğu araştırma sonucu ortaya çıkan önemli bulgulardan biridir.
Özlem Delal, Enes Abanoz
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1079620

Abstract:
Kadın ve erkeğe belirlenmiş roller yükleyen toplumsal cinsiyet kalıpları kişileri sınırlandırmaktadır. Medya, üretilen içeriği geniş kitlelere ulaştırma göreviyle bu rollerin yaygınlaştırılmasında etkin bir rol üstlenmektedir. İnsanların kendilerine benzeyenleri arama, bulma ve birlikte hareket etme olanağı sağlayan sosyal medya ortamlarında, bu durumun değişeceği düşünülse de toplumsal cinsiyet rollerinin yansıması genel olarak gözlenmektedir. Bu çalışma; idarenin toplumun genelini ilgilendiren ani bir kararında, toplumsal cinsiyet rollerinin sosyal medya yansımasını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, COVID-19 salgını sürecinde 10 Nisan 2020 tarihinde aniden uygulamaya koyulan sokağa çıkma yasağı örnek olay olarak belirlenmiştir. Twitter üzerinden, ilgili tarih ve devam eden üç günde “#sokağaçıkmayasağı” etiketi veya “sokağa çıkma yasağı” kelimelerini içeren gönderiler cinsiyet düzeyinde analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, sokağa çıkma yasağı uygulamasında toplumsal cinsiyet rollerinin yansıması gözlemlenmiştir. Erkek kullanıcı gönderilerinde ekonomi, alışveriş kategorileri ön plana çıkarken; kadın kullanıcı gönderilerinde ise gıda, ev, aile, sağlık ve duygu durumu kategorileri ön plana çıkmıştır.
Tuğba BAYTİMUR
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.31123/akil.1078244

Abstract:
COVID-19 karantina döneminde aile içi şiddette yaşanan artış, pek çok kurum ve kuruluşu harekete geçirmiş ve karantina döneminde yaşanan aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla çeşitli kampanyalar gerçekleştirilmiştir. Bu kampanyalar kapsamında hazırlanan kamu spotlarıyla karantina döneminde aile içi şiddete yönelik farkındalık oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmada karantina döneminde aile içi şiddete karşı hazırlanan kampanyalardaki kamu spotlarında aile içi şiddetin nasıl sunulduğunun ve aile içi şiddetin önlenmesine yönelik hangi mesajların verildiğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmada konuya ilişkin kamu spotlarındaki görsel ve yazılı göstergeler, Alman dilbilimci Karl Bühler’in Organon Modeli ışığında göstergebilimsel olarak incelenmiştir. Aile içi şiddeti konu alan sekiz kampanya (ABD, Endonezya, Fransa, Kolombiya, Portekiz ve Şili’den bir, Meksika’dan da iki kampanya) çalışma kapsamında incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgularda aile içi şiddete yönelik kamu spotlarında korku duygusunun ön plana çıkarılarak kamuoyunda aile içi şiddete karşı duyarlılık oluşturulmasının amaçlandığı ortaya çıkarılmıştır. Böylece kamu spotları üzerinden hem şiddete maruz kalan aile üyelerinin hem de aile içi şiddete tanık olan kişilerin aile içi şiddeti yetkililere bildirmesinin teşvik edilmeye çalışıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Back to Top Top