Refine Search

New Search

Results in Journal Academic Perspective Procedia: 515

(searched for: journal_id:(4198637))
Page of 11
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Mehmet Nurullah Kurutkan, Oğuz Kara
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 398-405; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.39

Abstract:
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de 15 ila 64 yaşları arasında depresyon tanısı olan ve olmayan bireyler arasında diyet kalitesi prevalansını raporlamak, gıda tüketim sıklığının zaman eğilimlerini analiz etmek, diyet kalitesi ile sosyo-demografik, yaşam tarzı ve sağlıkla ilgili faktörler arasındaki ilişkileri araştırmaktır. Depresyon tanısı olan ve olmayan bireylerin diyet kalitesi ile ilişkili değişkenleri belirlemek için lojistik regresyon analizleri yapılmıştır. Ayrıca çeşitli demografik değişkenler baz alınarak tanı grupları arası farklılık analizleri yapılmıştır. Analizlerde kullanılan veriler, TÜİK tarafından yayınlanan Türkiye Sağlık Araştırması (2014, 2016, 2019) mikro verilerinden elde edilmiştir. Veriler öznel sağlık durumunu yansıtmaktadır. Her üç dönemin toplam hasta sayısı 46060 kişidir. Depresyonda olan kişilerin sayısı ise 4539 (%9,85) kişidir. Depresyonun varlığı sağlıklı beslenme endeksini bozan bir yapıdadır. Sosyal güvenceye sahip olmak diyet kalitesinin 2,53 puan arttırmaktadır. Genel sağlık durumunda bir düzey kötüleşme diyet kalite endeksini 1 puan azaltmaktadır. Bireylerde hastalığın varlığı diyet kalitesini 2,26 puan arttırmaktadır. Hastalık, sağlıklı beslenme kaygısına yol açıyor. Sağlık politikası belirleyicilerinin, depresyonlu bireylerde diyet kalitesini iyileştirmeye yönelik stratejiler tasarlarken yukarıda sıralanan bulgular doğrultusunda uygulanabilir alternatif araçlar geliştirmeleri önerilmektedir.
Mustafa Altunkaya
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 366-392; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.37

Abstract:
İslâm’ın ilk yüzyılında sûf giymeyi teo-politik bir tutuma dönüştüren sahabe ve tabiîn, Resûl-i Ekrem’in irtihalinden hemen sonra baş gösteren riddet/ric’at (mürted/mürteci) hareketleri karşısında yer yer hak ihlâlleri ve saldırılara uğramışlardı. Ebûzer-i Ğifârî (ö. 652) Peygamber Devleti’nde israf ve yolsuzlukla mücadele ederken Rebeze’ye sürgün edilmiş, Ammar b. Yâsir (ö. 657) bâğî bir grup eliyle şehid edilmiş, Hucr b. Adiyy (ö. 761) ise, hutbede Hz. Ali’ye lanet edilmesine müsaade etmeyip çıkan arbedede şehid düşmüştü. İrtidat ve irtica’ saldırılarından zarar gören sahabe, tabiin ve diğer önderleri konu alan araştırmalar günümüzde oldukça azdır. Konunun önemi ve Medine zühd hareketi bağlamında ele alınması zaruretine istinaden yapılan bu araştırma, günümüze kadar olan dönemdeki bazı örnekler mütalaa edilerek zâhid/sûfî önderlerin siyaset karşısındaki şer’î siyasetini (teo-politiğini) ele almaktadır.
Doğan Kaplan
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 406-411; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.40

Abstract:
İnsanlık tarihine bakıldığı zaman siyasetin belki de doğası gereği çoğunlukla kutuplaştırma ve ötekileştirme üzerine kurulu olduğu görülecektir. Zira istenen siyasi hedefe ulaşmak için her zaman yenilmesi ve alt edilmesi gereken bir kişi, grup veya parti her zaman olacaktır. O bakımdan geçmişten günümüze siyasetçiler tartışma odağında yer alıyorken buna mukabil zahit ve sufiler ise genellikle tüm toplum kesimleri tarafından sevilen ortak değerler olarak kabul görmektedir. Bu bildirinin amacı “İncinsen de incitme!”, “Yetmiş iki milleti ayıplamamak hakikatin ikinci kapısıdır” gibi sözleriyle meşhur olan ve kucağındaki aslan ve ceylan figürüyle zıtları kendinde eriterek hoşgörü ve müsamahanın en üstün örneğini veren Hacı Bektaş Veli özelinde sufilerin kuşatıcı bir bakış açısına sahip olduklarını göstermektir.
Saidbek Boltabayev
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 422-428; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.42

Abstract:
Şiir aleminin sultanı olarak nitelendirilen Ali Şir Nevâyî (M. 1441-1501) yazdığı eserleriyle Türk edebiyatını yeni bir aşamaya yükseltmiştir. Timurlu Rönesansının son, aynı zamanda en seçkin temsilcilerinden biri olan Nevâyî, sanat alanındaki faaliyetleri, devlet görevleri ve toplumsal faaliyetlerinin yanı sıra büyük bir düşünür olarak ön plana çıkmaktadır. O çalışma hayatında doğrudan siyasi ve toplumsal görevleri üstlenmiş, vakıflar kurmuş, bütün malvarlığını bu yönde harcamıştır. Hüseyin Baykara’nın çocukluktan itibaren dostu ve en çok güvendiği kişi olması sebebiyle devlet görevlerine getirilmiş, siyasi kişiler ve devlet adamlarını iyi tanımıştır. Şiirleri dışında topluma, ilme, sanata verdiği değer onun toplum tarafından sevilmesine sebep olmuş, şair daima toplumla iç içe olmuştur. Bu sebeple Nevâyî kaleme aldığı eserlerinde yaşadığı dönemin dikkate değer meselelerini de dile getirmiş, bu meselelerin çözüme kavuşması için kritik analitik bakışlarını ifade etmiştir. Üstelik onun bu düşünceleri yeri geldiğinde alegorik ve mecazî anlatımla aktarılmış, şairin ideal insan, ideal devlet ve ideal toplum konusundaki düşüncelerini yansıtmıştır. Bu sebeple Nevâyî’nin bıraktığı miras sadece ilmî ve edebî bakımdan değil, aynı zamanda sosyal meseleler yönünden de değerlidir.
Mustafa Yilmaz
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 309-315; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.31

Abstract:
Türk ve Kırgız edebiyatı söz konusu olduğunda 20.yy’e kadar daha çok şiir akla gelmektedir. Bunun sebebi hem sözlü hem de yazılı edebiyatta eserlerin daha çok şiir formatında olmasıdır. Kırgız ve Türk Âşık şiir geleneğinde din, başat bir unsurdur. İslâm, Türk edebiyatının devirlere ayrılmasındaki en önemli faktördür. Bu sebeple âşık şiir geleneğinde din olgusunun iki ayrı dönemde ele alınması doğru olacaktır. Birincisi iki toplumun İslâmiyet öncesi âşıklık geleneğinde din olgusudur. Bu noktada iki toplumun şiir tarihine bakıldığında başlangıcından beri dinin, şiirin yani âşıklık geleneğinin oluşumunda etkili olduğu görülmektedir. İki halkın dini şiirleri mukayeseli olarak incelendiğinde benzer tarihlerde aynı dine inandıkları, bunları âşıklık (akın) geleneğiyle şiirlerine yansıttıkları, bir kısmını da bugünlere kadar saklamayı başardıkları görülmektedir. İkinci olarak İslâmiyet sonrası âşıklık geleneğinde dinin kuvvetli bir şekilde varlığı görülmektedir. İki toplumun İslamlaşma sürecinin farklı olduğunu, şiirlere de farklı yansıdığını görmekteyiz. Bu tebliğde özellikle Türk âşıklık geleneğinin oluşmasında İslâm’ın dolayısıyla tasavvuf düşüncesinin ve tekke pratiğinin üzerinde durulacaktır. Bu tarzın temsilcileri 19. yy sonuna kadar bir tekke ve tarikatla olan irtibatını devam ettirmiştir. Âşık kavramı, başından bugüne kadar Allah/Hakk âşığı anlamında kullanılmıştır. Bu konunun seçilme nedenlerinden biri de başlangıcından günümüze kadar bu geleneğin halkı çok etkilemiş olmasıdır. İki toplumun geleneğinde de bu şiirlerin içinde hurafe ve batıl inançların yer alması önemlidir. Kırgızlar bu ritüellere ırım-cırım der. Bugün Kırgızistan’da eski dinlerle İslam inancının senkronize olarak kullanıldığı, bunun da zenginlik olarak kabul edildiği görülmektedir. Oysa İslâm inancı bunu kabul etmemektedir.
Akın Ünal
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 229-239; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.22

Abstract:
Teknolojik gelişmeler her geçen gün farklı boyutta hayatımızda yer almaya devam etmektedir. Bu gelişmelerin en önemlilerinden biri de yapay zekâdır. Bir bilgisayar bilimi kavramı olarak yapay zekâ; en basit tabir ile makineler tarafından gösterilen zekâdır. Yapay zekâya sahip makineler insanların insan zihni ile ilişkilendirdiği öğrenme ve problem çözme gibi bilişsel işlevleri taklit ederler. Bu taklidin gelecekte insan zekâsından da bağımsız olacağı ve insan zekâsının da üzerinde performans göstereceği görülmektedir. Örneğin otonom araçlar, insan taklidi robotların hayatımızda yer alacağı günler çok uzak değildir. İnsan zekâsı bilinç ve duygusallık içerirken yapay zekâya sahip makinelerin –gelecekte robotların- ise bu duygulara sahip olup olmayacağı meçhuldür. Toplumsal yaşamın bir parçası haline gelecek bu makinelerin sosyal hayatımıza her alanda etkiler yapacağı şüphesizdir. Yapay zekâya sahip makinelerin, -özellikle de insan taklidi robotların- kişilik hakkına sahip olup olamayacağı hususu ile insanlarla ve yapay zekâya sahip diğer makinelerle girdiği ilişkilerin hukuk ve ahlak perspektifinden de değerlendirilmesi bir zarurettir. Bu çalışmamızda konu bu boyutu ile ele alınacaktır.
Elif Haksever
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 247-253; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.24

Abstract:
Wael Hallaq, İslam hukuku ve İslam entelektüel tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır. Columbia Üniversitesinde profesör olarak çalışmalarını sürdüren Hallaqın son çalışmaları Taha Abdurrahmanın düşüncesi ve modernizm üzerine yoğunlaşmıştır. Gerek İslam hukukuna gerek batıda hakim olan düşünce dünyasına son derece hakim olan Hallaq Şarkiyatçılığın Batılı dünya görüşünün bir ürünü olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla tek başına oryantalizmin eleştirilmesi yeterli değildir. Asıl eleştirilmesi gereken Batılı dünya görüşüdür. Hallaqa göre, çözüm, amacı öncelikle benliğini yeniden inşa etmek olan, dolayısıyla kendisiyle ve Ötekiyle ilişkisini değiştiren, içe dönük bir Şarkiyatçılıktır. Kitapta Şarkiyatçılık üzerinden bütün bir Batılı dünya görüşünü ve bunun alt sistemlerini eleştiren Hallaq, eleştiriyle yetinmeyip kendi alternatif modelini de sunmaktadır. Hallaqın oryantalizmi mevcut modern dünya görüşünden ve alt sistemlerinden kurtulmak için bir fırsat olarak görmesi oldukça dikkat çekicidir. Kısacası Hallaq, eleştiriyi imkana dönüştürmekte ve bize eleştirinin eleştirisini sunmaktadır. Tebliğin konusu, Hallaqın, şarkiyatçılık eleştirisi üzerinden ortaya koyduğu batılı dünya görüşünü tenkit yöntemi ve bunun gerekçeleridir. Bu sayede eleştirinin içinde imkanı yakalamanın bir örneği de sunulacaktır.
Hasan Kafalı
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 240-246; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.23

Abstract:
Dinin toplumsal fonksiyonları olarak anlam sunma, sosyalleştirme, meşrulaştırma, birlik ve bütünlük sağlama gibi fonksiyonları sayılabilir. Bunlar olumlu fonksiyonlardır. Bunun yanında dinin çatışmalara ve bölünmelere sebep olma gibi olumsuz olarak değerlendirilebilecek fonksiyonları da sayılmaktadır. Dinin sosyal yapılanması ve algılanmasından kaynaklanan bu yönü ona dikkatli yaklaşılmasını gerektirmektedir. Olay ve olguların her türlü sonucunu görmeye çalışmayı ifade eden kritik analitik düşünme dinin anlaşılmasından kaynaklanabilecek olası olumsuzlukların fark edilmesi ve önceden tedbir alınabilmesi için fevkalade bir imkân sunmaktadır. Analitik düşünme konu edindiği kavramı unsurlarına ayırarak değerlendirmeyi gerektirir. İlk dönem İslam alimleri dini mirası, unsurlarına ayırarak ilim dallarını ortaya çıkarmışlardır. Bu taksimata göre toplum yapısı da şekillenmiştir. Toplumsal yapının ve bilimsel yaklaşımın geçirdiği büyük dönüşüm dine yaklaşımın ve dini unsurların farklı olarak tanımlanması gereğini beraberinde getirmektedir. Bildirimiz toplumsal dini meselelere kritik analitik bakış ile yaklaşmanın esas ve ilkelerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla dinin toplumsal yaşamı şekillendirmesinde etkili olan boyutlarının ontolojik, epistemolojik ve metodolojik olarak ele alınmasına çalışılmıştır.
Gıyaseddin Karatepe
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 339-343; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.34

Abstract:
Afrika’da antik çağlardan itibaren yaklaşık kırk beş kadar güçlü medeniyet tesbit edilmiştir. Afrika, Mısır, Habeş, Kartaca, Gao, Zulu gibi örnekler dahil, sosyal değerler, kültürel birikim ve sanatsal zenginliğe sahiptir. İslam Medeniyeti farklı kültür ve medeniyetleri yok etmeksizin, onları zenginlik olarak kabul ederek dönüştürme kabiliyetine sahiptir. Afrika’nın İslam medeniyetiyle tanışması, kaynaşmasıyla Sicilya ve Endülüs başta olmak üzere çok sayıda mamur şehirler ve ilim merkezleri kurulmuştur. Afrika Bu medeniyet Orta çağın kaotik çatışmaları ve skolastik felsefenin kıskacındaki Avrupa’yı derinden etkilemiş ve Rönesans hareketlerine ilham kaynağı olmuştur. Afrika İslam medeniyeti tarihte önemli bir yer edinmiştir. Osman’lının Afrika ile temasında 1492’de son Endülüs Emirliğinin yıkılması ile savunmasız duruma düşen Endülüs Müslümanları’nın yardım çağrısı kilit bir dönemdir. ll.Beyazıt döneminde gönderilen yardım gemileriyle müslümanlar Kuzey Afrika bölgelerine nakledilmişlerdir. Osmanlılar, 1517 tarihinde Mısır’ı fethederek İslam hilafetini Memlukler’den devralmışlardır. Fas, Cezayir, Tunus, Trablusgarb Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Böylece Kuzey Afrika’ya yönelen İspanyol saldırıları önlenmiştir. Kuzey Afrika mahalli yöneticilerinin çağrıları üzerine Kanuni döneminde Bahriye kuvvetleri intikal etmiş, işgal kuvvetleri uzaklaştırılmıştır. Bilahare mahalli yönetimler Osmanlı devletine gönüllü olarak katılmışlardır. Osmanlı Devleti, Libya’da, bölgenin sosyolojik ve kültürel değerlerini daima dikkate almıştır. Bingazi, Derne, Mısurata, Trablusgarp ve Zaviye gibi şehirlerde kapsamlı imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Medreseler, camiler, zaviyeler, şifahaneler, su kanalları yapılmıştır. Güvenli ticaret yolları, adalet sistemi ve kamu yönetimi teşkilatıyla bölgede derin izler bırakılmıştır. Afrika’nın bir çok yerinde aynı izleri görmek mümkündür.
Murat Makaracı
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 254-263; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.25

Abstract:
Analitik ve kritik düşünmenin Batı dünyasına ait olduğuna dair yaygın fakat yanlış bir algı mevcuttur. Batı öğretim sisteminde yer alan kitap ve ders materyallerinde kritik (eleştirel) ve analitik düşünmenin tarihçesinde batılı kaynaklardan başka referanslara yer verilmemektedir. Bu kaynaklar argüman tanımlama, diyagram oluşturma, geçerlilik, sağlamlık, doğruluk tabloları, temel önerme mantığı ve safsata gibi standart konuları öğretmektedir. Ancak, bu eleştirel düşünme kategorisindeki metinlerin çoğu, batı geleneğinin dışından malzeme için herhangi bir referans veya kaynaktan bahsetmemenin yanında bunları da öğretim müfredatına dâhil etmezler. Bunun doğal sonucu olarak, batı temelli bu sistemde yetişenlerde; Sokrates, Aristoteles, Bacon, Nietzsche, Dewey, Shaw, Paul, Elder gibi batılı düşünürlerin mantık ve eleştirel düşünmenin gelişimine katkıda bulunduğu, batılı olmayan hiçbir düşünürün ise bu konularda söyleyecek sözü olmadığı izlenimi doğacaktır. Batılı olmayan filozofların mantık ve kritik-analitik düşünmeyle ilgili konularda söyleyecek hiçbir şeyleri olmadığının doğru olmadığı ortadadır. Çünkü İslam (Arap, Türk, İran, Malay coğrafyalarında), Çin ve Japon medeniyeti gibi Batılı olmayan geleneklerden birçok sistematik ve ekol Kritik ve Analitik Düşünmeye katkı sunmaktadır. Bu çalışmada klasik Hint Felsefesi ve Mantığı incelenerek kadim Hint vesikalarından Nyāya-Sutra metinlerinde kritik ve analitik düşünmeyi içeren bilgilere ve örneklemelere yer verilmiştir. Böylelikle, Hint kaynakları özelinde Doğu medeniyetlerinin katkıları ispatlanmıştır.
Saim Kayadibi
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 294-308; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.30

Abstract:
İslam ekonomisi ve finansı son yıllarda dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ciddi mesafeler katetmeye başlamıştır. İnsanlığın ikili maslahatına yönelik çalışmalar değer kazanırken, finansal işlemler analiz edilip, hikmetinin ta’lil edilmesi önem kazanmıştır. Bu bakımdan İslam hukukunun bir alt dalı olan İslam ekonomisi ve finansının metodolojik temellerinden hüküm çıkarmada vazgeçilmez bir değer olan ta‘lil konseptinin akademik dünyada farkındalığının oluşturulmasına yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır. Özellikle kritik analitik düşünce bağlamında İslam ekonomisi ve finans metodolojisinde ta‘lil konusunu işleyen çalışmaların sayısının ya hiç olmayışı, ya da sayısının azlığı konunun önemini artırmaktadır. Çalışmamız konu araştırmalı, kavram analiz yöntemi kullanılarak, var olan kaynakların değerlendirilerek bahsedilen hedefe ulaşma amaçlanmaktadır.
Süleyman Arslan
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 277-288; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.28

Abstract:
Küreselleşme, son zamanlara ait bir gelişme gibi algılansa da esas itibariyle 20. yüzyılın ilk yıllarından başlatılabilecek bir süreçtir. Bu süreçte küreselleşmenin bir yandan siyasal nitelikli kurumsallaşması gerçekleşirken, diğer yandan da küresel değerler ve hukuk oluşturulmuştur. Halen devam eden bu süreçte, özellikle insan hakları alanındaki gelişmeler ve uygulamalar küresel toplumun zihniyetini önemli ölçüde etkilemiştir. Uygulamada, beklenenin aksine birçok sorunun doğumuna neden olmuş, özellikle İslam dünyası açısından büyük bir yıkıma ve erozyona neden olmuştur. Dinin ve koruduğu değerlerin ikinci plana atıldığı bu dönemde insanlık beklediği huzur ve sükûna kavuşamamış, insan onurunun ayaklar altına alındığı bir şiddet sarmalının esiri olmuştur. Bu çalışmada, öncelikle iki büyük dünya savaşı sonrası kurulan uluslararası organizasyonların yaptığı insan hakları çalışmaları özetlenecek, müteakiben bu çalışmaların uygulamada karşılaştığı sorunlara değinilecektir. Daha sonra da küresel insan hakları uygulamalarının Türkiye’ye ve İslam dünyasına yansımalarına odaklanılacak, karşılaşılan sorunların aşılması için öneriler getirilecektir.
Hasan Turan Karatepe
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 289-293; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.29

Abstract:
Son 20 yılda psikopatoloji araştırmalarının temel kavramları haline gelen ruminasyon ve endişe, tekrarlayıcı düşünme stillerinin daha yüksek bir şemsiye tanımının alt biçimleri olarak düşünülebilir. Birçok psikiyatrik yakınmanın ortaya çıkmasında ve devam etmesinde etkili bir mekanizma olduğu gösterilmiştir. Tekrarlayan düşünme stilleri sadece psikopatoloji durumlarında önemli rol oynamakla kalmaz, aynı zamanda günlük hayatımızı zorlayıcı bir şekilde yaşamamıza neden olur. Ruminasyon, geçmişte karşılaşılan bir konu/durum/olay hakkında sık sık, istem dışı ve araya girerek düşünme durumunu ifade eder. Farklı kuramcıların farklı psikopatolojik durumları merkeze alarak tanımladıkları kavramın genel özelliği araya girici, kontrol edilemez, tersine çevrilebilir ve tekrarlanabilir olmasıdır. Kişiyi tekrar eden bu iki düşünce biçimine yönlendiren en önemli faktör, bir problem çözme durumudur. Kişi, içinde yaşamak istemediği/olmak istemediği bir durumda olduğunu fark ettiğinde, bu durumun geçmişteki bağlantılarını ve bu duruma neden olan faktörleri gözden geçirmek için derin derin düşünebilir. bu durumu besleyen geçmişte yaşanmıştır. Kaygı, hem afete hazırlanmak hem de karşılaşılacak olumsuzluklara karşı önlemleri güçlendirmek için yaşanan zorluğun/zorlamanın veya olumsuzlukların gelecekteki yansımalarını görmeye çalışmak için girişilen bir süreç olarak ortaya çıkabilir. Bir problemi çözme motivasyonu, ruminasyon ve endişenin ana parçasıdır. Bu nedenlerle, tekrarlayan düşünme stillerinin eleştirel analitik düşünmeye (CAT) eşlik etmesi ve süreci etkilemesi kuvvetle muhtemeldir. Problemi iyi ve doğru anlamak, mümkün olduğunca fazla araştırma ve araştırma yapmak, gerekli bilgileri toplamak ve nihai çözümü uygulamak gibi aşamaları olan KADın ruminasyon ve endişe de kalite ve verimliliğini olumsuz etkileyecektir.
Murat Makaracı
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 264-272; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.26

Abstract:
Bazı gelişmiş ülkelerin eğitim ve istihdam süreçlerinde Eleştirel Düşünme ve/veya Analitik Düşünme becerileri ölçülmektedir. Batıda kabul görmüş ve yaygın olarak kullanılan bazı testler Watson-Glaser Eleştirel Düşünme Ölçeği, Cornell Eleştirel Düşünme Testi, Kaliforniya Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği gibi testlerdir. Bu çalışmamızda eleştirel düşünme standartları içerisinde sağlıklı düşünmeyi geliştirme ve daha iyi kararlar almaya yönelik düşünceler kritik edilmiş ve 22 sorudan oluşan bir test önerisi sunulmuştur. Her bir soru 0-5 arası puanlama usulü ile 110 maksimum puan olacak şekilde tasarlanmıştır. 0-22 düşük seviye, 23-44 zayıf seviye, 45-66 orta seviye, 67-88 iyi seviye, 89-110 ileri seviye olarak derecelendirilmiştir. Bir düşünme semineri sonunda yaklaşık 120 katılımcıya (kadın-erkek, 16-65 yaş aralığı, ilkokul-üniversite mezunu) test sorularının cevaplanması istenmiş, cevaplama bittikten sonra objektiflik için puanlama usulü açıklanarak kendi kendilerini puanlamaları istenmiştir. Örnekleme yoluyla rastgele seçilen kişilerden puanlarını grup ile paylaşan 2 kişi orta, 2 kişi iyi ve 1 kişi ileri seviye çıkmıştır. Testin temel amaçları; düşüncelerin kontrolünün ele alınması, iç görü kazanma, akıllı seçimler yapma, kendini kandırma veya kontrolden çıkmış duyguların neden olduğu kötü düşünme alışkanlıklarının keşfedilmesi, gerçekten ne istediğimizin netleştirilmesi, neyi bilmediğimizin farkına varılması, doğru soruların sorulması, reklamcılar, politikacılara kanmama, beyin yıkamaya, manipülasyona ve ikiyüzlülüğe karşı çıkabilme becerisi, endişelenme, konformizm ve suçlama eğiliminin farkında olunmasıdır. Ölçek geliştirilmesi için faktör analizi yapılarak, Kaiser-Meyer-Olkin KMO ve Barlett Test Cronbach Alpha katsayılarının belirlenmesi önerilmektedir.
Kemal Yavuz Ataman
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 329-338; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.33

Abstract:
Toplumlar küreselleşmekte, çok kültürlü yapılara dönüşmekte, küreselleşme ise toplumları değiştirmektedir. İnsanlık, teknolojinin sağladığı imkanlarla, iletişim, etkileşim yoluyla gelişmektedir. Gelişmeyle beraber küresel sistem, yeryüzünün varlıklarını, kaynaklarını, inanç, düşünce ve sosyo-kültürel yapılarını baskı altına almakta, değerler üzerinde tekel oluşturmakta, sömürmekte, hatta imha etmektedir. Yaratılışa, varoluşa uygun toplumsal yapıların kurulması, yaşaması, sürdürülmesi gerekir. Küreselleşme gerçeğini dikkate alarak toplumsal düzeni sağlam, sürekli kılacak “Zihniyet Tasarımı” insanlığın ortak, zorunlu ihtiyacıdır. Tasarım, her şeyin dikkate alınarak özenle yapılması, benimsenmesidir. Zihniyet Tasarımı’nın Kültürel Zeka ile düşünülmesi, programlanması, kurgulanması hayata yansıması gerekir, çok önemlidir. Kültürel Zeka küreselleşmenin zorunlu kıldığı, muhtaç olduğu bir düşünme eylemidir. İnsanlık, çok kültürlü, çok hukuklu, çok kimlikli olarak birlikte yaşamanın, çoklu aidiyetin olağan hale geldiği ciddi bir dönemden, süreçten geçmektedir. Farklılıkların anlaşılması, hissedilmesi, yönetilmesi, eşit, adil, insaflı bir anlayışın tasarımıyla, “Kültürel Zeka” maharetiyle mümkündür. Kültürel Zeka küresel şirketler ve çok kültürlü işletmelerde IQ ve EQ yanında, bilim adamlarının, yöneticilerin uyguladığı son zamanların yükselen, önemli bir yönetim aracıdır
Büşra Yiğit, Hanifi Parlar
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 142-157; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.15

Abstract:
Yetkin bir psikolojik danışmanın temel özelliklerinden en önemlisi, kişisel ve bilimsel yeterliklerini uygun bir biçimde bütünleştirebilmesidir. Kritik ve analitik düşünme becerileri araştırıcı bir tutum içeren bilgi, davranış ve tutumun birleşimi ile ortaya çıkar ve psikolojik danışmanın sahip olması gereken, danışmanı değerli kılan bir beceridir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, psikolojik danışmanların kritik ve analitik düşünme becerilerini incelemektir. Bu amaca uygun biçimde, psikolojik danışmanların kritik ve analitik düşünme eğilimlerinin 6 demografik özellik açısından (cinsiyet, yaş, medeni durum, mesleki kıdem, eğitim, mesleki eğitim alma) anlamlı farklılaşmaların varlığı araştırılacaktır. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde seanslarına devam eden psikolojik danışmanlar oluşturmuştur. Araştırma verileri, California eleştirel düşünme eğilimi ölçeği ve demografik bilgi formu ile elde edilmiştir. Toplanan veriler, betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi ve pearson momentler çarpım korelasyon tekniği kullanılarak analiz edilmiştir.
Sedat Yüksel, Ibrahim Musa Ünal, Abdullah Kadir Buturak, Yusuf Zahid Cebeci
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 192-205; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.19

Abstract:
Bu araştırma, dünyanın farklı bölgelerinde “en iyi 100” olarak listelenen üniversitelerdeki kritik ve analitik düşünme becerilerinin geliştirilmesi ile ilgili uygulamalar ve farkındalıkları arasında farklılık olup olmadığını anlamak amacıyla tasarlanmıştır. Tanımlayıcı bir yaklaşımla, birinci el, nitel veriler, gözlem yöntemiyle toplanmıştır. Bu amaçla tasarlanan yapısal gözlem formu, dört farklı bölgeden “Times Higher Education, THE, 2019 Top 100” da listelenen “en iyi 100” üniversiteye ait, kurumsal internet adreslerinin ingilizce versiyonunda, aynı sorulara cevap bulabilmek amacıyla aynı anahtar kelimelerin ilgili, ilintili, benzer veri tabanlarında arama, tarama ve delil toplama yoluyla doldurulmuştur. Bulgular, kritik ve analitik düşünme becerilerinin geliştirilmesi ve farkındalığı açısından analiz edildiğinde, farklı bölge üniversiteleri arasında anlamlı farklılıklar tesbit edilmiştir. Müfredat, ders içeriği, ders dışı etkinliklerle kampus içi kritik ve analitik düşünme becerilerini geliştirme çabaları ve farkındalıkları açısından ABD’de yer alan “en iyi 100” üniversitenin ilk sırada; Asya-Pasifik üniversitelerinin ikinci; Asya üniversitelerinin üçüncü ve Avrupa bölge üniversitelerinin dördüncü sırada yer aldıkları görülmektedir. Araştırmanın sonunda, literatürdeki tartışmalar ve araştırmanın bulguları ışığında, yükseköğrenim kurumlarında kritik ve analitik düşünme becerilerinin geliştirilmesi ile ilgili olarak uygulamaya dönük öneriler sunulmaktadır.
Mevhibe Altunkaya
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 316-328; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.32

Abstract:
Temel İslam Bilimlerinde kadın araştırmaları konusu, oldukça yenidir. İslâm’ın ilk döneminde aktif bir şekilde sahada olan kadınlar, sonraki yüzyıllarda geriye itilmişlerdir. Bunun hem erkeklere hem de kadınlara bakan iki yönü vardır. Tasavvuf tarihinde de kadınlar etkili bir konuma ve öneme sahiplerdi. Hadice, Aişe, Ümmü Seleme, Fatıma, Zeynep, Rabia gibi zâhide sahabiyye ve tabiiyye kadınlar mescid-i Nebevî’nin müdavimiydiler. Tezkirelerde makamından söz edilen başkaca birçok kadın âlime, fakihe,aârife vardır. Ancak zühd döneminden sonra fakiheler ve zâhidelerden söz eden metinler giderek azalmaktadır. Bu dönemde sûfî müellif Sülemî gibi istisnalar dışında kadın âlime ve ârifelerden söz eden yazar neredeyse yoktur. Tezkireler, menakıbnâmeler dışında âlime/ârife kadınların söz ve kerametlerinden (üstünlüklerinden) bahseden başkaca eserler günümüze ulaşmamıştır. Gözler, kadınların varlığına adeta yumulmuş gibidir. Ciltler dolusu fıkıh, kelam, hadis, tefsir kitapları yazıp bir tek kadın müfessir veya kadın sûfiyeden bahsetmeyen eserler İslam’ın zühd asrından sonraki dönemlere aittir. Halbuki İslam tarihinde gerilere gidildikçe kadınların daha aktif ve etkin olduklarını görmekteyiz. Örneğin Zünnûn-i Mısrî, Şâm’da altı beyitte sûfîlerin özelliğini sayan Fâtıma-i Nişâbûrî’ye hayran kaldığını belirtmiştir. Sülemî yüzlerce kadın sûfiyenin biyografisini vermiştir. Muhammed el-Kelâbâzî, tasavvufa dair meşhur kitabını, yine bir kadın sûfîyenin sözleriyle sonlandırmıştır.
Murat Şimşek
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 273-276; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.27

Abstract:
İslami ilimler, vahiyle başlayan epistemolojik düzlemin ontolojiyle irtibatının neticesi teşekkül etmiştir. Bu ilimlerin metodoloji içerenleri fıkıh, kelam ve tasavvuf ilimleridir. Örneğin fıkıh ilmi Kur’an ve sünnette yer alan bilgileri belirli kriterlerle ve metodolojik formatta bilimsel bir branşa dönüştürmüştür. Bu esnada rivayet, meratib, tevil vb. yöntemlerle birlikte kritik analitik yöntemi de kullanmıştır. Bu bildiride fıkıh ilminin hem füru, hem de usul olarak gelişimine dikkate aldığı kritik-analitik yöntemlere işaret edilecektir. Özellikle haber-i vahidin kabulü, umum-ı belvada varit olan haberlerin durumu, rivayetler arası çelişkilerin giderilmesi, kıyas esnasında illetin tespit yöntemleri, lafızların anlamlarını tespitte ve yorumlanmasında dil kurallarının işletilmesi, fetva verirken müsteftinin durumunun kritik edilmesi, yargılama esnasında kuralın olaya uygulanması vb. konularda kritik analitik bir yöntemin kullanıldığı görülmektedir. Analitik yöntem asgari düzeyde bir tutarlılık için gereklidir. Fıkıh sadece analitik yöntemi kullanmamıştır. Bununla birlikte ilgili süreçte birçok yöntemden yararlanmıştır. Bu bildiride kritik analitik yöntemin kullanıldığı öngörülen örnekler üzerinde durulacaktır.
Mesut Malik Yavuz
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 124-133; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.13

Abstract:
Bu çalışmada, insanları pandeminin yayılmasını önlemeye yönelik önlemlere uymaya ikna etmede zorluğa katkıda bulunan faktörler olarak arka plan bilgisi ve uzman görüşünü ele alacağım. Bu çerçevede, eleştirel ve analitik akıl yürütmenin belirli bir öneriye ikna olmak açısından sağlam gerekçeler aradığını ve eleştirel düşünmenin bir gerekçenin sağlamlığını en uygun bilgiler temelinde değerlendirmesini gerektirdiğini tartışacağım. Bu bağlamda eleştirel düşünmenin kişinin arka plan bilgisinin kapsamını genişletmesini gerektirdiği ve arka plan bilgisinin büyük ölçüde uzman görüşü ile şekillendiği görüşünü savunacağım. Ardından, pandemiye neden olan Covid-19 virüsünün yeni bir fenomen olması nedeniyle, arka plan bilgisinin belirsizliği ve özellikle pandeminin başlangıcında uzmanlar arasındaki fikir ayrılığının insanları ikna etmede zorluklara yol açtığını göstereceğim. , kim eleştirel düşünürler. Ancak bu, rasyonel gerekçelendirmenin iki yönünden kaynaklanmaktadır: veriye dayalı gerekçelendirme ve gerekçeye dayalı gerekçelendirme. Maske kullanımını önermeye yönelik bilimsel yayınlarda, sağlık otoritelerinin raporlarında, kitle iletişim araçlarında ve kamu spotlarında sunulan gerekçeler bu iki açıdan değerlendirilecektir.
Ayşenur Tuğçe Doğan, Hanifi Parlar
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 158-173; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.16

Abstract:
Bu çalışmada okul müdürlerinin 21. yüzyıl becerilerinden biri olan “Kritik ve Analitik Düşünme” ile ilgili görüşlerinin incelenmesi ve okul müdürlerinin bu konudaki farkındalıklarını artırılmasına yardımcı olarak okul yönetimi ile ilgili aldıkları kararlarda bu beceriyi kullanmalarını sağlamak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda derinlemesine bilgi sağlamak amacıyla araştırmada” Nitel Çalışma Modeli” kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ilinde özel okullarda ve devlet okullarında, ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde görev yapmakta olan 10 okul müdürü oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen araştırmada fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, on bir sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir.
Kemal Kaptaner
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 217-228; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.21

Abstract:
İngiliz tarzı ya da “İngiliz Okulu” yüzyıllardır dünya siyasetine yön veren vaka çalışmaları ve uygulamaları sergiliyor. İngiltere, artık üzerinde güneşin batmadığı bir imparatorluk olmasa da, uluslararası ilişkiler yoluyla etkisini sürdürmüştür. Uluslararası arenada gerçekleştirdiği diplomatik uygulamalar, devlet adamları, politikacılar, yöneticiler ve uzmanlar için paha biçilmez bir “siyasi” içgörü kaynağı olmuştur. İngiliz diplomasisinin en son örneklerinden biri Ekim 2021de Türkiyede yaşanan ve on büyükelçiliğin Türk Yargı Sistemini eleştiren toplu açıklamasında İngilizlerin yer almadığı olayda görülüyor. İletişim açısından bakıldığında, İngiliz yöneticilerin ve politikacıların “algı yönetimi” sanatındaki ustalığını göstermektedir. Dünyanın her yerinde emperyalizmi protesto eden gösterilerde ABD bayraklarının ilk ezilen, yırtılan ve yakılan bayraklar olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, Britanya emperyalizm ve sömürgecilik tarihinde öncü bir rol oynamasına rağmen, İngiliz bayrağı için bu nadiren geçerlidir. İngilizler, kitlelerin nefretini kazanmadan, hatta sevgi beslemeden siyasi ve ekonomik gücü sürdürmeyi nasıl başarabilir? Yukarıdaki soruyu ayrıştırmak ve cevaplamak için eleştirel ve analitik düşünme perspektifi uygulanacaktır. Bu makale, bu fenomeni daha iyi açıklamak için yumuşak güç ve kültürel diplomasi gibi kavramları inceleyecektir. İnsan ilişkileri, filmler, diziler, belgeseller, müzeler ve dil eğitiminden örnekler kullanarak İngilizlerin algı yönetimini nasıl gerçekleştirdiklerini analiz edecektir.
Ramazan Biçer, Serra Usta
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 183-191; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.18

Abstract:
Endülüste doğup büyüyen Ebû Bekir İbnül-Arabî (ö. 543/1148), tefsir, hadis, fıkıh usulü ve kelam alanlarında eğitim görmüş bir velud âlimidir. İsbiliyyede kadılık yapan İbnül-Arabi, Gazali ile sırf görüşmek için Endülüsten Bağdata gitmiş ve günlerce onunla aynı yerde kalmış ve ilmî tartışmalarda bulunmuştur. İbnül-Arabi, başta eğitim ve kelam olmak üzere diğer dini ilimlerin her alanında Gazâlî ile tartışmıştır. On yıllık bir yolculuğun ardından memleketi Endülüse dönen İbnül-Arabi, Doğuya yaptığı bu yolculukta karşılaştığı durumları aktarırken aynı zamanda Doğu Müslümanları ile Batı İslam geleneği arasında eleştirel değerlendirmelerde bulunmuştur. İbnül-Arabi, zamanının Endülüslü ve Kuzey Afrikalı Müslümanlarının mezhepçi bağnazlığı, analitik olmayan düşünce tarzını ve taklit yöntemlerini de eleştirdi. Yazar bir yandan Gazaliyi eleştirirken diğer yandan yaşadığı ülkede ulemanın boykot edilmesine şiddetle karşı çıkmış, yönetimin Gazalinin kitaplarını yasaklama emrini ciddi biçimde eleştirmiştir. Endülüste mezhepçi bağnazlığın kırılmasına ve Gazaliye karşı boykotun kaldırılmasına bile önemli katkılarda bulundu. Bu çalışmada klasik dönem doğu ve batı Müslüman aydınlarının analitik düşünceye yaklaşımları, Ebu Bekir İbnül-Arabi ve Gazali örnekleri üzerinde durulmuştur.
Necdet Tosun
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 96-104; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.10

Abstract:
İstikâmet, yanlış yollara sapmadan doğru yolda yürümek demektir. İslam ahlâkında istikâmet denince de ifrat ve tefrite yani yanlış yorumlara dalmadan i’tidâl üzere ahlâkı yaşamak, orta yoldan ve mâkul çizgiden ayrılmamak anlaşılır. Bir diğer ifâdeyle istikâmet, Allah Rasûlü’nün örnek şahsiyetinden nasîb almak, ahlâkı ile ahlâklanmak, bir ömür Kur’ân ve Sünnet’in öngördüğü çizgide yaşamaktır. İslam denge dinidir. Aşırılıklardan uzak durmayı ve orta yolu tavsiye eder. Bununla birlikte ahlâkî bazı konuları anlama ve uygulama konusunda asr-ı saâdetten itibaren bazı sapmalar görülmüştür. Bu sapmalar asr-ı saâdette bizzat Hz. Peygamber veya Hz. Ömer gibi kişiler tarafından düzeltilip tashih edilmiş, yanlış yorumlara kayanlar uyarılmıştır. Sonraki asırlarda, özellikle fetihlerin genişlemesiyle birlikte toplumda oluşan zenginlik bazı insanları lüks elbise giyme, konforlu evlerde oturma ve dünya malına hırsla sarılma gibi zaaflara sevk edince, buna karşı bir tepki olarak toplumdaki bazı zâhid insanlar daha ahlaklı ve takvâ üzere yaşama arzusuna yönelmişler, bu arada bazı kişiler aşırıya giderek yanlış yorumlara kaymışlardır. Çalışıp kazanmayı tevekküle aykırı gören, mağaralarda uzlete çekilen, tevekkülü yanlış anlayıp azık almadan çöl yollarına düşen, çok az yedikleri için zayıf düşüp ibadetten geri kalan insanlar olmuştur. İslam’ın tavsiye ettiği ahlak çizgilerinin dışına çıkan bu insanlar hem âlimler hem de kendileri gibi zâhid ve sûfî olan kişiler tarafından uyarılmış, bu konuda tasavvuf ehli tarafından müstakil kitaplar ya da kitapta bölümler yazılmıştır. Bu sayede ahlak ve takvânın doğru anlaşılması ve istikâmet üzere yaşanması konusunda önemli prensipler ortaya konmuştur.
Mehdin Çiftçi
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 206-216; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.20

Abstract:
Bir fikrin veya akımın tarihe bilinçli bir şekilde dayatılmasına, başka bir deyişle, tarihsel verilerin herhangi bir ideoloji ışığında yeniden harmanlanmasına ve gerçek dışı/kurgusal bir tarihin inşasına ideolojik tarihçilik denir. Tarihin her döneminde olduğu gibi İslam tarihinin farklı dönemlerinde de bu tür tarihçiliğe rastlamak mümkündür. Elimizde bulunan en eski İslam tarihi kaynaklarının Abbasiler döneminde yazıldığı, bir kısmının da dönemin gücüne yakın tarihçiler ve Emevi düşmanları tarafından kaleme alındığı bilinmektedir. Ayrıca özellikle ihtilalin ilk yıllarında Emevileri tarih sahnesinden silen Abbasilerin, en azından Emevi düşmanlığı ya da nefreti nedeniyle yaptıkları faaliyetler, şeriat karşıtı söylentilerin/bilgilerin ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. -Bu dönemin tarihçileri tarafından nakledilen Emeviliğe ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Her bilim gibi tarafsız/nesnel bir şekilde yazılması gereken İslam tarihini dönemin ideolojisinden ya da zihniyetinden tamamen uzak tutmak mümkün olmasa da İslam tarihinin İslam tarihinin empoze ettiği düşüncelerden uzak tutulması gerektiği açıktır. bu ideolojiler. Bu tebliğde, İslam tarihi kaynaklarında yer alan Emevilerin mevcut olumsuz imajı, hatalarına rağmen büyük ölçüde Emevi düşmanlığı veya Abbasi fanatizminin ve ideolojik yaklaşımların sonucu olarak ortaya çıktıkları örneklerle verilecektir. Böylece bu tür bilgilerin kaynaklarda hangi saiklerle yer aldığı ve bir bilgi kaynağı olarak rivayet üretme sürecine dikkat edilmesinin nesnel tarihçilik açısından ne kadar önemli olduğu ortaya konacaktır.
Mehmet Karali
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 112-123; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.12

Abstract:
Düşünmenin daha nitelikli olarak (Kritik ve Analitik yöntemle) yapılabilmesi, akıl ve kalbin kullandığı psiko-motorlardan maksimum düzeyde ve bir sistematik içerisinde yararlanmasıyla mümkün görülmektedir. Ham bilgiyi bir enerjiye, işlenmiş mamul bilgi olan idrak ve fikri, motorların ürettiği bir faydalı işe benzetecek olursak, arada kalan motorların, çıktı kalitesine olan etkisi oldukça önemli olacaktır. Bu çalışmada mühendislik disiplinlerindeki muhtelif motorlar ile sosyal bilimlerdeki psiko-motorlar, dolayısıyla Kritik ve Analitik Düşünme, arasında bir analoji kurulmuştur. Böylece, teknik bilimlerin somut çözümlerinden yola çıkılarak, sosyal bilimlerin daha soyut olan bir alanına benzeşim yoluyla sistematik bir çözüm getirilmesi amaçlanmıştır. Bir problemin Kritik ve Analitik yöntemlerle ele alınarak isabet oranı yüksek olan bir karara ulaşılması ile, bir füzenin yüksek teknoloji ve kontrol algoritmasıyla donatılarak hareketli nesnelere çok yüksek oranda isabet ettirilmesi arasında çok güçlü bir benzerlik elde edilmiştir. Bu benzerliklerin, sağlık, eğitim, ilahiyat, ekonomi gibi farklı disiplinlerde de başarıyla kullanılabildiği fark edilmiştir.
Almasa Mulalić
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 174-182; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.17

Abstract:
Critical thinking skills are seen as a required quality that students should acquire in order to excel on their education journey. Critical thinking skills enable students to critically analyze materials and improve their analytical, argumentative and communication skills. Using critical thinking skills students are able to evaluate different arguments and based on that knowledge resolve different conflicts and come up with solutions to problems they experience in their lives. The main aim of this paper is to analyze some conceptions of critical thinking skills, to investigate the importance of critical thinking skills for students, and to examine the need for teaching strategies to develop students’ critical thinking. If we are to revive critical thinking in our education system, especially in English language teaching, then we must give opportunity to train, learn, adapt, and of course teach how to evaluate such assessment. This sums up the purpose of this paper, which beside discussing what is critical thinking will research language and critical thinking, evaluation and assessment, critical thinking as educational goal and critical thinking in classrooms with some examples in context of English language teaching. The research method in this paper used to prove the hypothesis that critical thinking is crucial and beneficial for students that should be practiced in language education are descriptive method, analysis, synthesis, and deduction.
Sumeyye Sevinc
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 134-142; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.14

Abstract:
İnsanın örtünmesini ifade eden tesettür sadece Müslüman kadınlarla ilgili bir durum haline indirgenmektedir. Halbuki örtünme insanla ilgili genel bir ihtiyaçtır. Bu bildiride değişen dünyadaki tesettür anlayışı insanın örtünme ihtiyacı üzerinden ele alınmaktadır. Böylelikle Kur’ân ayetleri açısından tesettürün mahiyetinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda ayetler genel olarak ilk insandan itibaren süregelen örtünme ihtiyacı, özel olarak ise kadının örtünme ihtiyacı açısından iki aşamada değerlendirilmektedir. İlk aşamada dünya ve ahirette örtünme durumu, ikinci aşamada ise iffeti koruma ve dış kıyafetin mahiyeti bağlamında kadının örtünmesi meselesi tümevarım yöntemiyle tahlil edilmektedir. Araştırma neticesinde Kur’ân ayetleri açısından örtünmenin sadece kadınlara yönelik değil aynı zamanda erkekleri de ilgilendiren boyutlarının bulunduğu ve kadınların örtünmesinin amaç ve mahiyetinin ihmal edilmesinden kaynaklanan tesettür anlayışındaki değişimin saikleri tespit edilmektedir. Nihayetinde Kur’ân’ın tavsiye ettiği tesettürün imkan ve sınırları ortaya koyulmaktadır.
Mairamkan Isabaeva
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 104-111; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.11

Abstract:
Hanefi mezhebi, Ebu Hanife’nin (v. 150/767) ortaya koymuş olduğu sistem üzerine bina edilmiştir. İmam Muhammed (v. 189/804) ve İmam Ebu Yusuf’un (v. 182/798) içtihatlarıyla teşekkül etmiştir. Nihâyet hicrî V. asrın büyük hukukçusu ve ilim adamı olan Ebu Bekr Muhammed İbn Ebi Sehl İmam Serahsî’nin el-Kâfî adlı eseri şerh ettiği muhteşem el-Mebsût adlı eser Hanefîlik açısından bir zirve noktası olarak addedilir. el-Mebsût, zorlu hapis şartlarında yazılması sebebiyle sistematik yapıdan büyük ölçüde yoksun bulunmasına rağmen hemen her meselede kurucu imamların içtihatlarını ayrıntılarıyla ortaya koyması, her bir içtihadı aklî ve naklî olarak temellendirilmesi, mezhep içinde ittifak ve ihtilaf edilen konuları bir bütün halinde sunması, ihtilaflı konularda tercihlerde bulunması, diğer Sünni fıkıh mezheplerinin konuya ilişkin görüşlerini tahlil ve tenkit etmesi bakımından tam anlamıyla bir şaheserdir. Bu bildiri, el-Mebsût adlı eser çerçevesinde İmam Serahsî’nin Hanefi fakihlerine yönelik eleştirilerini konu edinmekle birlikte mezhep içi eleştiri sürecinin nasıl işlediğini ve ne gibi sonuçlara ulaştığını, eleştirinin boyutlarını ve sayısal analizini yapmayı hedeflemektedir.
Fikreta Fetahović
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 52-59; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.6

Abstract:
Eleştirel söylem analizi (CDA) ve sistemik işlevsel dil bilimi (SFL) dil ve toplum arasındaki ilişkiyiinceleme konusunda ortak bir ilgiye sahiptir. CDA söylemleri analiz etmek için bir araç olaraksistemik işlevsel dil bilimi (SFL) kullanır. Başka dil modelleri olmasına rağmen, SFLꞌnın esas olarakdil kullanımına odaklanması, bilgilendirici ve sosyal işlevleri nedeniyle CDAnın özel ilgi alanınagirer. Diğer dilsel modeller de CDA için faydalıdır, ancak söz dizimsel yapıya ve dilin işlevselyönlerine daha az vurgu yaptıkları için araştırılmsı çekici değildir. Bu çalışma, sistemik işlevsel dilbilime (SFL) ve eleştirel söylem analizine (CDA) genel bir bakış sağlar ve fikirsel metafonksiyonungeçişlilik sistemi ve kişilerarası metafonksiyonun analizine odaklanır.
Oğuz Kara
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 60-73; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.7

Abstract:
Covid-19 pandemisinin ülkelerin sağlık sistemleri ve sağlık altyapıları üzerinde önemli etkileriolmaktadır. Salgını kontrol altına almak için ülkeler, vakaların tespiti ve tedavisi gibi süreçlere eşzamanlı olarak hastalığın daha fazla yayılmasını önlemek için bazı kamusal önlemleri de hayatageçirmektedir. Alınan tedbirler ve kısıtlamalar birçok ülkede ekonomik ve sosyal hayatı durmanoktasına getirmiştir. Tedarik zincirindeki aksaklıklar, ekonomik ve sosyal etkileşimleri sınırlayankısıtlamalar ve azalan talep koşulları ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkilemiştir. Salgınınyayılmasını önlemek için hükümetler tarafından alınan tedbirlerin etkin ve kararlı bir şekilde devametmesi, kamuoyunun ve işletmelerin tedbirlere tepkisi, ülkelerin salgınla mücadeledeki başarıperformansını etkiemektedir. Bu çalışmada salgın sırasında uygulanan kamusal önlem ve kısıtlamalarınCovid-19 ile mücadeledeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada Panel ARDL yöntemi kullanılmıştır.Hükümetlerin kamu önlemleri konusunda giderek artan katılığının ülkelerin salgınla mücadeledekibaşarısına olumlu katkı sağladığı belirlendi
Selen Gül Aydın
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 74-83; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.8

Abstract:
Bu çalışma, makro-insan olan evreni, mikrokozmos olan insandan anlamak için bir fırsattır. “İslâmîtasavvuf, kalb bilgisini Kuran’dan çıkaran bir felsefedir.” Bu nedenle “akıl/akıl kalptedir”. Tasavvufunteorik yönü olan ilim felsefesinin, pratik yönü olan aşk felsefesine ev sahipliği yapması,Tasavvuf/Tasavvuf felsefesinin manifestosudur. Aşk felsefesini öğrenmek bizi gönül felsefesinegötürür. Felsefe, tüm zarafetiyle, tasavvufu, oymacının ahşabı işlemesi gibi işler. Tasavvuf/tasavvuffelsefesi, sanatını icra ederken dahi hayret mertebesine ulaşabilmektedir. Tasavvufa gönül verirseistediği diyara konabilir. Eleştirel ve analitik düşünecek bir filozofa ihtiyacımız olduğu gibi,Tasavvuf/Tasavvuf felsefesinde ilerleme kaydedecek bir lidere ihtiyacımız var. Önerimiz, sûfîleri vefilozofları öne çıkarmak, kucaklamak ve diyaloglar kurmaktır. Tasavvuf/Tasavvuf felsefesinde, geçmişedayalı olarak eleştirel ve analitik düşünerek ve geleceğe umutla bakarak anı yaşamaya çalışmalıdır. Bunuyaparken de yöntem olarak Tasavvuf Felsefesinde Eleştirel ve Analitik Düşünme/tasavvuf, hitabetfelsefesi yerine sükût felsefesi ile sekiz milyara açıklanabilir.
Arif Ankaralı, Mustafa Atakan Afşar, Ramazan Yeşilay
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 84-95; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.9

Abstract:
Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri, hızla gelişen teknoloji nedeniyle ülkeler için önemlidir.Ar-Ge çalışmaları, personel giderleri, gelişen teknolojinin zorluğu, riskin yüksek olması gibi nedenlerlegenellikle diğer çalışmalara göre daha maliyetlidir. Firmaların Ar-Ge kültürünü güçlendirmek için herülke çeşitli kurumlarla projeleri desteklemekte ve onları Ar-Ge yapmaya teşvik etmektedir. Ülkeler içinkritik teknolojiler coğrafyaya, topluma ve gelişmişlik düzeyine göre farklılık gösterir. Dolayısıylaülkelerin Ar-Ge teşvik mekanizmalarında farklılıklar olması doğaldır. Gelişmiş ülkelerde sosyal refahdaha yüksek olduğu için özel sektör Ar-Ge harcamaları daha yüksektir. Bu nedenle gelişmiş ülkelerdekiAr-Ge projeleri daha kolay ürün haline gelebilmekte ve pazara daha hızlı girebilmektedir. Bu çalışmadagelişmiş ülkelerde ve ülkemizde yürütülen Ar-Ge desteklerinin etkinliği ve toparlanması incelenmiş,zayıf ve güçlü yönleri vurgulanmıştır
Fatma Ankaralı
Academic Perspective Procedia, Volume 5, pp 37-45; https://doi.org/10.33793/acperpro.05.01.4

Abstract:
Değişen ve gelişen yaşam koşulları, ilerleyen teknoloji bir taraftan hayatı kolaylaştırırken, diğer taraftan insanları daha çok bireyselleştirmekte ve yalnızlaştırmaktadır. Bireyselleşmenin getirdiği mutsuzluk ve akabinde patlak veren sosyal olaylar aile kurumunu da tehdit etmektedir. Türk toplumu olarak büyük kıymet verilen ve son kale olarak tanımlanan aile yapısının korunmaya ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Bu çalışma, ailenin şekillenmesinde, çocukların yetişmesinde başrolde olan kadınların televizyon seyretme alışkanlıkları ve bilinçliliklerinin önemini düşünerek yapılmıştır. Özellikle kendini dindar ve muhafazakar olarak tanımlayan kadınların bu tutumlarının televizyon karşısında nasıl şekil aldığını öğrenmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca kadınlar arasında oldukça revaçta olan gündüz kuşağı programlarının tercihinde dindarlık ve muhafazakarlığın oynadığı rolü tespit etmeyi ve bu yönde araştırma yapmayı hedeflemektedir. Çalışmanın sonucuna göre, bu kadınların televizyon izleme alışkanlıklarının, genel araştırma verilerine oranla daha düşük seviyede olduğu görülmektedir. Özellikle aile kurumuna ciddi zararları olan gündüz kuşağı programı izlenme oranlarının araştırılan grupta bilinçli bir şekilde düşük düzeyde olması ve izlenmeme sebebi olarak aile kurumuna verdiği zararların öncelenmesi elde edilen önemli bulgulardandır.
Mehmet Murat Payam
Academic Perspective Procedia, Volume 1, pp 1-11; https://doi.org/10.33793/acperpro.01.02.1

Abstract:
Bilgi toplumunda, öğrencilerin öğrenme sürecine etkin olarak katılan, sahih kaynaklardan öğrenen ve öğrendiklerini hayatında tatbik eden bireyler olarak yetiştirilmeleri gerekmektedir. Eğitim sistemimizin ise ezbere dayandığı ve sadece bilgiyi aktardığı, mantıklı ve kritik düşünen bireyler yetiştirmekte yetersiz kaldığı sıkça dile getirilir. Bununla birlikte, günümüzde eğitim etkinliklerinden beklenen, düşünmeyi bilen, öğretme-öğrenme sürecinde bilgi edinmek için aktif bir biçimde rol üstlenen, kendi öğrenmesinin sorumluluğunu taşıyan, düşünme becerileriyle donanmış, kendine ve topluma faydalı ve üretici bireyler yetiştirmesidir. Yapılan deneysel çalışmalar da, düşüncenin eğitim yoluyla geliştirilebileceğini ve kişinin kritik düşünme becerileri kazanabileceğini göstermektedir. Kritik düşünme yoluyla akla kapı açılmalı ve fakat irade elden alınmamalıdır. Dolayısıyla, düşünme becerilerinin özellikle de kritik düşünmenin öğretimiyle sadece dilde kalan düşünce ve söylem tarzından uzak, derinlikli bir düşünce bütünlüğü kazanılacak, bilgilerin dışarıdan olduğu gibi alınıp depolanması yerine, yeni bilgilerin anlamlandırılarak oluşturulmasına ve onunla yaşanılmasına zemin hazırlanacaktır. Böylece kritik düşünmeyi öğrenme neticesinde, gelişmeleri doğru değerlendirme ve anlama yeteneği geliştikçe, iyi insanların dünya politikalarında daha aktif ve belirleyici rol almaları ve iyiliği ön plana çıkarma fırsatları doğacaktır. Zaten bugünkü şartlarda iyi insana düşen en büyük vazife de, sahih kaynaklardan kemaliyle doğru bilgileri öğrenmek, öğretmek ve kemaliyle tatbik edip tatbik ettirmektir. Bu bağlamda bu bildiride, düşünme becerileri, kritik düşünme ve okullarda kritik düşünme öğretimi üzerinde durulmuştur.
Tamer Yildirim, Nurtaç Canpolat
Academic Perspective Procedia, Volume 2, pp 83-92; https://doi.org/10.33793/acperpro.02.01.18

Abstract:
Bu çalışmada; akran öğretimi yönteminin öğrencilerin çözünme olgusu ve çözeltilerin fiziksel özellikleri ile ilgili kavramsal anlayışları üzerine etkisi incelenmiştir. Durum incelemesi (case study) yöntemi ile yürütülen araştırmada veri toplama aracı olarak öğrencilerden mülakat ile görüşleri yazılı olarak alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2016-2017 eğitim yılında Artvin İskebe Anadolu Lisesinin 11. sınıfta öğrenime devam eden 59 öğrenciden oluşmaktadır. Görüşme esnasında yazılı olarak öğrencilerden şekil ve grafik çizmeleri istenmiştir. Elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilmiştir. Bulgular betimlenerek tablolar halinde sunulmuştur. Araştırma sonucuna göre akran öğretimi yönteminin öğrencilerde daha derinlemesine öğrenmeyi sağladığı tespit edilmiştir.
Sinan Can Altuntaş, Erkan Yildiz, Feride Iffet Şahin
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 66-76; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.16

Abstract:
Bu çalışmada, Başkent Üniversitesi Kahramankazan Meslek Yüksekokulu tarafından 2020-2021 Akademik Yılı Bahar Döneminde gerçekleştirilen 3+1 İş Yeri Uygulamasından elde edilen sonuçlar tartışılmıştır. Pandemi koşulları nedeniyle uygulama 12 hafta süreyle icra edilmiştir. Uygulamaya katılma hakkı olan 227 öğrencinin %68,7’si (N=156) 139 farklı firmada eğitimlerini tamamlamıştır. Öğrencilerden %62,8’i (N=93) uygulama yaptıkları firmalardan iş teklifi almıştır. İş teklifi alan öğrencilerin %32,4’ü (N=48) iş teklifini kabul etmiştir. Öğrenci algılarına göre uygulama; planlı ve düzenli çalışmanın öğrenildiği, ekip çalışmalarının nasıl gerçekleştirildiği ve okulda verilen teorik bilgilerin iş yaşantısındaki pratik karşılıklarının ne olduğunun kavranıldığı bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Öğrenci kabul eden firma algılarına göre de öğrencilerin verimli çalışarak firmalara katkı sağladıkları tespit edilmiştir. Aynı zamanda iş yaşamına hazırlık açısından çok önemli bir faaliyet olduğu belirtilmiştir.
I. Kahraman Arslan
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 26-32; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.7

Abstract:
Türkiye gibi gelişim dinamiklerinin yanı sıra, toplumun değişim talepleri ile kendine özgü çeşitli ihtiyaçları ve sorunları olan ülkelerde işsizlik ve istihdam sorunu, en öncelikli ve en önemli sorunlar arasında yer almaktadır. İstihdam artışının önündeki engellerin başında ise, işgücü piyasasının talepleri ile eğitim istihdam arasındaki ilişkinin zayıflığı ya da yetersizliği yer almaktadır. Türk mesleki eğitim kurumları, iş piyasalarındaki gelişim ve değişimin hızına ayak uyduramamıştır. Örgün ve yaygın eğitim sonunda objektif, güvenilir ve geçerli bir ölçme-değerlendirme sisteminin bulunmayışı, mesleki eğitim kurumlarının etkinliğini ve verimliliğini azaltan bir unsur olmuştur. Bu önemli soruna çözüm olarak Ulusal Yeterlilik Sistemi (UYS) geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur. UYS, çeşitli meslekler için uluslararası denklik sağlayarak işgücünün serbest dolaşımını mümkün kılan, ulusal meslek standartlarına ve mesleki yeterliliklere dayalı bir sistemdir. Bu sistem sayesinde mesleki deneyimini veya mesleki yeterliliğini kanıtlayamayan kişilerin ilgili mesleği icra etmesi mümkün olamamaktadır. Ayrıca, işverenlerin nitelikli insan gücü ihtiyacını karşılayarak işletmelerin rekabet gücünü artıran, bireylere de çalışma alanı ile ilgili güvence sağlayan, adil, şeffaf ve güvenilir bir sistem olması amaçlanmıştır.
Davut Karaman
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 59-65; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.15

Abstract:
Bu tebliğ, İmam hatip okullarında meslek dersleri ve öğretimi ile ilgili sorunları öğrenciler üzerine yapılan araştırmalarla incelenmesini amaçlamaktadır. Tebliğin oluşturulmasında literatür taraması tercih edilmiştir. İmam hatip okullarının toplumun akademik anlamda ve din öğretimi ile ilgili ilgi, istek ve beklentilerine cevap verme oranı ile bağlantılı olarak okul ve öğrenci sayılarında artış yaşandığı görülmektedir. Proje okul uygulamaları sayesinde imam hatip okullarındaki akademik başarının artması ile birlikte öğrencilerin manevi yönünü destekleyen meslek dersleri ve öğretiminin durumu hakkında çalışmaların yapılması önem arz etmektedir. Bu amaçla hazırlanan bu tebliğde meslek dersleri ve öğretimine ilişkin imam hatip lisesi öğrencileri üzerine yapılan araştırmalarda; öğrencilerin meslek derslerine olan ilgilerinin zayıf olduğu, meslek derslerinin işleyiş yönteminin öğrencilerin ilgisini çekmediği, meslek dersleri öğretmenlerinin rol model olma konusundaki zayıflığı ve meslek derslerinin sayısının ve ders saatlerinin ders programlarında azaltılması gerektiği gibi hususların çoğunlukla öne çıktığı görülmektedir.
Hilal Ayan Karabatman
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 41-45; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.10

Abstract:
The importance of vocational and technical education (VTE) is increasing in response to the rapidly changing information, technology, production methods, and developments in every aspect of life. The only way to survive in this age and to compete with this challenge is to continuously develop comprehensive educational policies that relate to each other (MoNE, 2018). In this sense, VTE has a very central role in providing societies with the knowledge and skills that the 21st century requires (Çınar, Döngel, & Söğütlü, 2009). For this reason, in educational policy discussions, an area that requires as much attention as other areas of education is VTE. This paper aims to review the current problematic states of VTE in Turkey and make recommendations for improving it.
Abdullah Özkale
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 33-40; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.9

Abstract:
Teknoloji destekli matematik eğitiminde farklı program ve aplikasyonların etkilerinin genişletilmesi perspektifinde bu çalışmada lisans/önlisans düzeyinde ele alınan kalkülüs dersleri için örnek etkinlikler ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı kalkülüs dersleri için hazırlanacak GeoGebra ekinkilerinde öğreticilere yol göstermesi açısından enstrümantal orkestrasyon boyutlarına ışık tutan tartışmalar sunmaktadır. Çalışmada kalkülüs eğitimi için GeoGebra programından nasıl yararlanılacağı ve etkinliklerin enstrümantal orkestrasyon türleri ile nasıl zenginleştirilebileceği üzerinde durulmaktadır. Çalışma kapsamında önerilen etkinlikler etkinlik tasarım parametreleri ve enstrümantal orkestrasyon türleri ile birlikte ele alınarak düzenlenmiştir. Özellikle COVID-19 Pandemi süreciyle birlikte uzaktan eğitim formatının genişleyen ağında öğrenenlerin ders ve çalışma motivasyonlarının teknoloji destekli etkinliklerle artırılması beklenmektedir. Uygulamalı ve mesleğe dönük yönü itibariyle kalkülüs derslerinde kullanılabilecek matematiksel simülasyonlarla ders süreçlerinin zenginleştirilebileceği ve öğrenenlerin kavramsal gelişimlerinin beslenebileceği, bu deneyimin gerçek hayat becerilerine yansıtılabileceği düşünülmektedir.
Taner Aşçi, Ihsan Toktaş
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 46-58; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.11

Abstract:
Ülkemiz ve dünyadaki birçok eğitim kurumu tamamen uzaktan eğitimi esas alan ve geçerli diploma ve sertifikalar sunan eğitim imkânları sağlamaktadır. Öğrenciler sınıf arkadaşlarını, öğretim elemanları ya da öğretmenlerini yüz yüze hiç görmeden mezun olabilmektedir. Uzaktan eğitim, eğitime erişimi kolaylaştırmak gibi birçok avantajı beraberinde getirse de klasik eğitim ortamlarının sahip olduğu sosyal gelişim imkanı olumsuz etkilenebilmektedir. Yaş gruplarına bağlı olarak ortaya çıkabilen ekran bağımlılığı ve asosyal gelişim, kişisel gelişim bozukluklarına dahi sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışmada, küresel etkilerle şekillenerek eğitimde güçlü bir seçenek haline gelen uzaktan eğitim modelinin ülkemizde toplumsal hayata getirdiği fırsatlar ve tehditler incelenmektedir.
Gulsah Kinali
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 1-4; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.01

Abstract:
Tarih boyunca yaşanmış olan salgın hastalık ve afet durumları insanoğlunda derin etkiler bırakmıştır. Çoğu zaman beklenmedik zamanlarda gerçekleşen bu olaylar toplumun kırılgan kesimlerini daima daha fazla etkilemektedir. Günümüzde dezavantajlı birey olarak ifade edilmeye başlanan, toplumda genel bir faydadan mahrum olan kesimi ifade eden bu bireyler salgın hastalık ve afet gibi durumlardan daha fazla etkilenmektedir. Üniversite öğrencileri de henüz ekonomik bağımsızlıklarını almamış ve çoğu zaman ilk kez ailelerinden ayrı kalan bir kesimi oluşturduklarından toplumun dezavantajlı bireyleri olarak kabul edilebilir. Bu çalışmada, son güncel verilere dayanarak, pandemi sürecinin üniversite öğrencilerindeki etkilerini incelenmiş ve pandemi sonrası dönemde, üniversitelerde değişecek olan sağlık ve sosyal hizmet ihtiyaçlarına yönelik öneriler sıralanmıştır.
Pınar Çinar
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 15-25; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.6

Abstract:
Eleştirel düşünme, analitik düşünme, yaratıcı düşünme, sorun çözme, çözümleme, bireşim, değerlendirme gibi becerileri kapsayan üst düzey düşünme becerisinin kazanılmasında sanat eğitimi önemli bir konuma sahiptir. Yükseköğretim düzeyinde moda tasarımı eğitimiyle üst düzey düşünme becerisine sahip tasarımcılar yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Türkiye’de lisans düzeyinde moda tasarımı programlarında verilen sanat eğitimini, yurtdışında moda tasarımı lisans programlarında verilen sanat eğitimiyle karşılaştırarak, sektörde çalışan moda tasarımı lisans düzeyi mezunların sanat eğitimine ilişkin görüşleriyle değerlendirmek ve moda tasarımı alanı sanat eğitimi derslerine yönelik öneriler geliştirmek çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla, Türkiye ve yurtdışında lisans düzeyi moda tasarımı programlarında verilen sanat eğitimi dersleri incelenmiş, sektörde çalışan lisans mezunu 35 katılımcıdan sanat eğitimi derslerine ilişkin görüş alınmıştır. Program incelemelerinin analizinde betimsel analizden yararlanılmıştır. Mezun görüşlerinin analizinde ise ölçme formuyla toplanan verilere frekans, yüzde dağılım, çoklu cevap analizi temelinde tanımlayıcı istatistik uygulanmıştır. Türkiye ve yurtdışında moda tasarımı lisans programlarında verilen sanat eğitimi derslerine ilişkin gerçekleştirilen inceleme ve sektörde çalışan mezunların görüşleri sonucunda profesyonellerin ve sektörün paydaş olacağı proje, saha uygulamaları, staj, teknik gezi ve etkinlikler ile yapılandırılmış, uygulama ve etkinlik ağırlıklı sanat eğitimi önerisi getirilmiştir.
Orhan Küçük
Published: 26 December 2021
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 5-14; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.03.5

Abstract:
Ahilik, Ahi Evran-ı Veli tarafından kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlâkın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir (Erbosin, 2017: 174). Bu çalışmanın amacı; Ahilik Teşkilatını bir mesleki eğitim kuruluşu olarak ele almaktır. Bu çerçevede Ahi Teşkilatının temelini oluşturan fütüvvet örgütü, fütüvvetin işleyişini ve esaslarını belirleyen fütüvvetname, teşkilatın kuruluşu, Anadolu’da yayılması, Ahliliğin mesleğin gerekleri yanında iyi ahlâklı olmayı da sağlayacak biçimdeki eğitim anlayışı ortaya konacaktır. Böylece ahiliğin mesleki eğitim bakımından önemi belirlenmiş olacaktır.
Fazil Abdulkadir Caglar, Tuba Tatar
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 205-213; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.02.52

Abstract:
Although experimental studies have proven as the most effective method, its high cost has provoked researchers to seek alternative approaches. The increase in computational power in the 21st century provides the opportunity to numerically model experimental studies with various programs. This study examines the comparison of force-based element and displacement-based element in columns using nonlinear fiber elements. Within the scope of the study, OpenSees program is employed for columns selected from the PEER (Structural Performance Database) site. The aim is to compare the employment of the FB element and DB elements in RC columns in terms of number of elements and integration points, to simulate the global behavior of the columns numerically, and to optimize the parameters that affect the results.
Necati Mert, Najibullah Ahmadi, Hüseyin Kasap
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 196-204; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.02.51

Abstract:
Bu çalışmada betonarme yapılarda düzenli bir referans yapı modelinden farklı 4 model ayrı ayrı oluşturularak elde edilen düşey düzensizlik durumunun yapısal davranışı incelenmiştir. Referans modeli, 30x30m toplam 900m2 taban alanına sahip, x ve y akslarında 6 açıklıklı, simetrik olmayan düzenli bir yapı sistemine sahiptir. Referans modelden oluşturulan 4 modelin kat alanları farklı şekillerde azaltılmıştır ve her modelin kendine özgü farklı düzensizlikleri bulunmaktadır. Tüm modeller, zemin katta 3,2 metre, normal katlara 3 metre kat yüksekliğine sahip olmak üzere 10 katlı betonarme çerçeve sistemlerdir. Modellerde 1. derece deprem bölgesi ve ZC zemin sınıfı dikkate alınmıştır. Tüm modellerin analizinde SAP2000 sonlu elemanlar analiz programı kullanılmıştır.
Ahmet Hamdi Serdar, Mehmet Saribiyik, Gamze Demirtas, Naci Caglar
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 214-221; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.02.53

Abstract:
Çelik lifli beton, normal betona göre; süneklik, enerji yutma kapasitesi, kırılma tokluğu, yorulma direnci gibi parametreler açısından çok daha iyi performans gösteren kompozit bir yapı malzemesidir. Bu yapı malzemesi üzerine yapılan çalışmalar, malzemenin yaygın olarak kullanılmaması ve darbe testi için kullanılacak test ekipmanlarının teminindeki zorluklar sebebiyle sınırlı düzeyde kalmıştır. Çelik lifli beton kullanımıyla ilgili çalışmalar deneysel olarak gerçekleştirileceği gibi gerçek yapı davranışını simüle etmek için sayısal modeler de kullanılabilir. Bu çalışma ile, darbe yüküne maruz kalan çelik lifli beton kullanılarak üretilen kirişin darbe etkisi karşısındaki davranışını temsil edebilen doğrusal olmayan bir sonlu eleman modeli (FEM) geliştirilmiştir. Davranışın simule edildiği modeller ABAQUS paket programı kullanılarak oluşturulmuştur. Oluşturulan sayısal modeller ile çelik lifli betonarme kiriş davranışında vurma başlığının etkisi de incelenmiştir. Sayısal sonuçlar, modelin literatürden seçilen kirişlerin deneysel sonuçlarını yakalamada oldukça başarılı olduğunu göstermiştir. Doğrulama sonrasında, numunelerinin davranışına orta nokta deplasmanı, darbe yükü değeri, donatı oranı ve darbe hızı etkisinin araştırılması için parametrik bir çalışma yapılmıştır. Parametrik çalışma kapsamında 9 farklı sonlu eleman modeli oluşturulmuştur. Sonuç olarak çelik lifli beton kullanılarak üretilen darbe etkisi altındaki kirişlerin davranışında betondaki lif oranının, kirişin donatı oranının ve çarpma hızının önemli etkilerinin olduğu tespit edilmiştir.
Zeliha Cagla Kuyumcu, Suhrab Ahadi, Hakan Aslan
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 221-230; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.02.54

Abstract:
The lives of approximately 1.3 million people are cut short every year as a result of road traffic crashes. Between 20 and 50 million people suffer non-fatal injuries, with many incurring a disability as a result of their injury. The risk of dying in a road traffic crash is more than 3 times higher in low-income countries than in high-income countries [1]. In Turkey, 18% of traffic accidents was related to pedestrian-vehicle collisions in urban roads in 2020. In addition, 20% of death toll caused by accidents is pedestrians in 2020 [2]. This study deals with the some of classifiers to forecast the number of injuries as a result of traffic accidents. The classifier’s performance ratios were also examined.
Büsra Meltem Özgölet, Murat Utkucu
Academic Perspective Procedia, Volume 4, pp 89-98; https://doi.org/10.33793/acperpro.04.02.38

Abstract:
Deprem, yer kabuğundaki kırılmalar sonucu oluşan ani sarsıntılardır. Deprem, insanların güven içinde yürüdüğü toprağın yerinden oynadığını, yerin üstündeki bütün varlıkların zarar görebileceğini, can ve mal kayıplarına neden olabileceğini bize gösteren doğal bir afettir. Depremin sosyal, ekolojik, psikolojik, ekonomik vb. bir çok boyutu vardır. Deprem anında herkes paniğe kapılır kaygı ve stres yaşar, o anda duydukları sesler, gördükleri görüntüler zihinlerinde unutamayacakları bir yer edinir. Depremden sonra insanların yaşadıkları can ve mal kayıplarının etkisi ilk önce akut stres bozukluğu, ilerleyen süreçte travma sonrası stres bozukluğu(TSSB) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte depresyonda bu sürece eşlik etmektedir. İnsan doğası gereği sorunlarla baş etme becerisine sahiptir. Bu çalışmada derleme yöntemi kullanılarak depremin yıkıcı etkisiyle psikolojik olarak başa çıkmada etkili olan değişkenlerin neler olduğunu incelenmiştir. İncelemeler sonucu depremin yıkıcı etkisiyle başa çıkmada öne çıkan etkenler; aile desteği, dini inanç ve sosyal destek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Page of 11
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Back to Top Top