Journal İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

-
73 articles
Page of 8
Articles per Page
by
Burçak Tatli
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 77-104; doi:10.21492/inuhfd.383109

Abstract:Serbestleşme ve özelleşme süreçleriyle hızlı bir şekilde yeniden şekillenen Türkiye elektrik sektöründe nihai hedef rekabete açık, şeffaf ve sürdürülebilir bir elektrik pazarı yaratmaktır. Bu amaca ulaşmanın önünde bulunan en büyük engel elektrik piyasasının kendine has pazar yapısıdır. Bu yapıya göre, doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetleri ile rekabete açık elektrik üretimi ve tedariki gibi piyasa faaliyetleri dikey bütünleşik yapıdaki şirketler tarafından yürütülür. Bu durum piyasa faaliyetlerinin yürütüldüğü üretim ve tedarik pazarlarında istenilen rekabet seviyesinin oluşmama nedenlerinden biri olarak sayılabilir. 6446 s. Elektrik Piyasası Kanunu ve ikincil mevzuat hukuki ayrıştırma modelini benimseyerek elektrik piyasasında faaliyet gösteren şirketlerin dikey bütünleşik yapısını değiştirmeyi hedeflemektedir. Fakat Avrupa Birliği Rekabet Komisyonu’nun verdiği CEZ kararı hukuki ayrıştırmanın serbestleşmeden elde edilmek istenen amacın gerçekleşmesi açısından yetersiz kalabileceğini göstermektedir. Bu makale CEZ kararı ışığında Türkiye elektrik pazarında ayrıştırma modelinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Yaprak Öntan
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 61-76; doi:10.21492/inuhfd.380000

Abstract:Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 254. maddesine göre, kovuşturma evresinde uzlaşmanın sağlanması ve belirlenen edimin def’aten yerine getirilmesi halinde düşme kararı verilir. Ancak; edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verileceği düzenlenmiştir. Bundan sonra, edim yerine getirilirse yine düşme kararı verilecek olmakla beraber yerine getirilmediğinde açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır. Uzlaştırma sürecinin işletilmesi zorunluluğu yargılamanın sonunda ortaya çıkmışsa, herhangi bir sorun söz konusu değildir. Ne var ki, kovuşturma evresinde uzlaştırmaya başvurma ihtiyacı, yargılamanın başında veya yargılama devam ederken de ortaya çıkabilir. Bu durumda, uzlaşma konusu edim yerine getirilmezse, henüz ortada hüküm olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi uygun olmayacaktır. Ayrıca geri bırakma kararından sonra denetim süresi belirlenip belirlenmeyeceği veya sanığa bir yükümlülük yüklenip yüklenemeyeceği ya da düşme kararı verilmesi için ilgilinin kasten yeni bir suç işlememiş olmasının aranıp aranmayacağı belirsizdir. Bu hususlar ilk derece mahkemeleri kadar bölge adliye mahkemelerini de ilgilendirmektedir.
Aslıhan KAYIK Aydinalp
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 133-151; doi:10.21492/inuhfd.407927

Nurten Ince
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 153-184; doi:10.21492/inuhfd.379585

Merve Erdem
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 185-216; doi:10.21492/inuhfd.373697

Emre Esen
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 1-26; doi:10.21492/inuhfd.358545

Abstract:1 Mart 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair La Haye Sözleşmesi’nin 17. maddesinde, bir âkit devlette ikamet eden âkit devlet vatandaşlarından, herhangi bir âkit devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunmaları hâlinde, yabancı olmaları veya o ülkede ikametgâh veya mesken sahibi olmamaları sebebiyle, herhangi bir teminat istenemeyeceği öngörülmüştür. Yargıtay’ın 2013 ve 2016 yıllarında verdiği iki kararda, 1954 tarihli Sözleşme’nin 17. maddesi çerçevesinde teminat muafiyetinden yararlanacak kişilerin “vatandaş” (national) tabiriyle ifade edilmiş olmasından ve 1954 tarihli Sözleşme’nin yerini alması amacıyla hazırlanan 25 Ekim 1980 tarihli Adalete Uluslararası Erişim Hakkında Sözleşme’nin 14. maddesinde, 1954 tarihli Sözleşme’den farklı olarak, tüzel kişilerin teminat muafiyeti kapsamında olduğunun açıkça düzenlenmiş olmasından hareket edilerek; 1954 tarihli Sözleşme’nin 17. maddesindeki teminat muafiyetinin sadece gerçek kişiler için getirilmiş olduğu ve bu muafiyetten tüzel kişilerin yararlanamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, Yargıtay’ın bu kararlarından hareketle, tüzel kişilerin 1954 tarihli Sözleşme’nin 17. maddesinde öngörülen teminat muafiyetinden yararlanıp yararlanamayacağı meselesini; 1954 tarihli Sözleşme’nin lafzı ve özü bakımlarından yorumlanması suretiyle, 1980 tarihli Sözleşme’nin gerek metninin gerekse açıklayıcı raporunu nazara alarak ve 1954 tarihli Sözleşme’ye taraf devlet mahkemelerinin yargısal içtihatları ışığında ele almayı amaçlamaktadır.
Burçak Yıldız
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 9, pp 27-60; doi:10.21492/inuhfd.373419

Page of 8
Articles per Page
by

Refine Search

Authors

New Search

Advanced search