Sosyolojik Bağlam Dergisi

Journal Information
EISSN : 2757-5942
Published by: Sosyolojik Baglam Dergisi (10.52108)
Total articles ≅ 36
Filter:

Latest articles in this journal

Özen Özlem Özcan
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 90-103; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.7

Abstract:
Suç sosyolojisi bağlamında yapılan çalışmaların kriminolojinin ortaya çıkışındaki katkıları yadsınamaz. Suç ve suçlu davranışının meydana gelmesinde psikolojik faktörler olduğu kadar sosyolojik faktörler de bulunmaktadır. Sosyolojinin çalışma alanlarının birçoğu, suç ve suçlu davranışının, sebebi veya sonucu olarak karşımıza çıkmakta ve öncül toplumsal sorunlardan biri olması nedeniyle, sosyolojik açıdan ele alınması önem taşımaktadır. Bu çalışmada ise bir sosyolog bakış açısıyla görsel kriminoloji ele alınıp görsellik fotoğraf ile sınırlandırılarak incelenmiştir. Görsel kriminolojide fotoğraf ölçeğinde, el ilanları, reklamlar, uyarı niteliğindeki görseller (sigara içilmez vb.) değerlendirme dışı bırakılmıştır. Görsel verilerden faydalanarak, suç ve suçlu davranışının açıklanması, sosyolojik faktörlerin önemini daha da arttırmaktadır. Bu durum bize suç ve suçlu davranışının sadece psikolojiyle alakalı olmadığı yönündeki fikri güçlü bir şekilde desteklemeye avantaj sağlar. Çalışmanın yöntemi, literatür taramasına dayalı olarak betimsel analizdir. Suç teorileri kısaca özetlenip görsel kriminoloji başlığı altında, öncelikle sosyoloji ve kriminoloji ilişkisine değinilmiştir. Görsel kriminoloji informal başka bir deyişle yazılı olmayan kurallarla ilgilidir. Bu doğrultuda fotoğrafların suç ve suçlu davranışı açısından bir sınıflandırılması yapılmıştır. Yapılan bu sınıflandırma neticesinde fotoğrafın görsel kriminoloji içerisindeki yeri, önemi ve katkıları gösterilmeye çalışılmıştır. Bu açıdan yapılan bu sınıflandırma çalışmanın özgün yanını oluşturmaktadır.
Ilhami Findikçi, Nebile Korucu Gümüşoğlu
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 36-58; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.3

Abstract:
İnsanın kişiliği, tarih boyunca araştırma konusu olmuştur. Beden, zihin ve duygularıyla farklı eğilimlerle doğan insanın kişiliği, çevrenin etkisiyle yerleşir. Kişisel özelliklerin bilinmesi; bireyin tanınması, eğitim süreci, meslek seçimi, kariyer, kişisel gelişim ve psikolojik destekler gibi nedenlerle gereklidir. Varlık - ruh ilişkisiyle insanı bütün olarak ele alan, ‘ben’ engelini aşarak başkası için de var olmayı hedefleyen, Sıfır Merkezli İnsan Modeli (Enneagram), kendini tanımayı amaçlayan eski yaklaşımlardandır. 2015 - 2019 arasında yapılan bu araştırmada Türkiye’de 15 şehirde aile şirketlerinde çalışan 532 yöneticiye, Değer Kişilik Testi (DKT) yüz yüze uygulanarak yöneticilerin, kişilik ve demografik özellikleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. 115 soru, üç cevap şıkkının bulunduğu testin sonunda katılımcılara özel kişilik testi raporları, çeşitli yöntemlerle analiz (Cronbach Alfa, Ki-Kare, Logit Regresyon) edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğunun erkek, evli, 21-50 yaş aralığında; kişilik potansiyelleri; Fiziksel (%42,3), Zihinsel (% 42,1), Duygusal (%15,6); kişilik tipleri; Sadık Sorgulayıcı (%27,4), Mükemmeliyetçi (%22,4), Araştırmacı (%13,7), Yardımsever (%13,3), İddialı (%10,3), Barışçıl (%9,6), Başarı Odaklı (%1,3), Kâşif (%1), Özgün (%1) şeklinde dağılmıştır. Kişilik potansiyelleriyle tiplerinin; cinsiyete, yaşa ve çalışma durumuna göre anlamlı biçimde değiştiği, eğitim durumu ve medeni hale göre değişmediği görülmüştür. Yaşın Fiziksel, 41-50 yaş grubu ve cinsiyetin Zihinsel, cinsiyetin ve çalışma durumunun, Duygusal kişilik potansiyeline sahip olma olasılığını, anlamlı biçimde arttırdığı belirlenmiştir.
Ibrahim Çelebi
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 59-68; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.4

Abstract:
Huzursuzluk, Ortadoğu’daki çatışmalı sürecin Türkiye’den Amerika’ya uzanan siyasi olaylarını konu edinmiştir. Popüler romanın siyasal kurgu sınıflandırmasına dahil edilen eserde kurgunun en önemli belirleyeni Suriye’de başlayan iç savaştan kaynaklanan göç ve sonrasında Mardin’deki sığınmacı kamplarından dünyaya uzanan insanlık dramlarıdır. Popüler romanlar Tanzimat’tan günümüze çeşitli eleştirilere tabi tutulmuşlardır. Bu tarz eserlere yönelik kalitenin göz ardı edildiğine, farklı çıkarlar için estetik değerlerin araçsallaştırıldığına yönelik suçlamalara karşın güncel olaylara ışık tutma, okuma alışkanlığı kazandırma gibi faydalar sağladıklarına dair tespitler de yapılmıştır. Yazar, birçok eserinde gerçek olaylardan yola çıkarak siyasal boyutları olan olayları konu edindiği gibi bu romanında da uluslararası boyutları olan küresel bir sorunu kurmaca gerçeklik düzleminde ele almıştır. Huzursuzluk romanında Suriye’deki tartışmalı savaşla dünya gündeminden düşmeyen göç politiğinin kökeninde yatan nedenlerin güncelden kadim zamanlara uzanan önemli koordinatları karşılaştırmalı medeniyet analiziyle değerlendirilmiştir. Kahramanlar üzerinden Doğu ve Batı medeniyetlerine dair tespitlerde bulunulmuştur. Doğu ve Batı medeniyetlerinin kendilerine has kültürel ve siyasal kodları kurmaca dünyada karakterlerle ete kemiğe büründürülerek tarihi ve felsefi birçok konu karmaşık bağlamlarından çıkarılarak rafine hale getirilmiştir. Medeniyetlere bakış, anlatıcının şahsında yabancılaşmaya dönüşmüş ve roman boyunca bu ikircikli durum bir sorgulamayı beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada göç ve mülteci sorunu ekseninde Ortadoğu’daki savaşın iç ve dış etkenleri, medeniyetlere uzanan boyutları, coğrafyalara has özellikler, yaşanan siyasi olaylar içinde aşka ve söze atfedilen anlam gibi meselelerin romanda ele alınış biçimleri üzerinde durulacaktır.
Nurcan Tüfekci
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 17-35; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.2

Abstract:
Bu araştırma Almanya’da yaşayan göçmenlerimizin, köken ülke göçmenleri (Türkler) ve yerel hakla (Almanlar) iletişim biçimlerinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama yönetimi olarak nicel araştırma yöntemi, veri toplama aracı olarak online anket seçilmiştir. Online/internet tabanlı anket ile araştırmaya Almanya’nın farklı eyaletlerinden (12 eyalet) 121 göçmen katılmıştır. Araştırmada kullanılan anket formunda göçmenlerin yaşı, eğitim düzeyi, Almanya’da bulunma süresi, Almanya’ya ilk geldiklerinde barındıkları yer, bulundukları kuşak, Almanca dilini bilme durumları, Alman halkıyla iletişim kurmada dil problemi yaşama durumları gibi demografik özelliklerinin yansıra Almanya’ya geliş nedenleri, yaşadıkları yerde köken ülke göçmenleriyle tanışma yolları, Almanya’da kimlerden destek aldıkları, köken ülke göçmenleri ve yerel halkla görüşme sıklığı ve iletişim yolları, ilerleyen dönemlerde yaşamlarını sürdürmek istedikleri yer konularına ilişkin sorular bulunmaktadır. Araştırma kapsamına alınan göçmenlerin %64.5’inin kadın, %35.5’inin erkek, %51.2’sinin 18-35 yaş arasında, %48.8’inin 36-50 yaş arasında, %49.6’sının üniversite, %28.1’inin ortaokul/lise, %22.3’ünün yüksek lisans/doktora eğitim düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Göçmenlerin yaşadıkları yerde köken ülke göçmenleriyle tanışma yolları, Almanya’da kimlerden destek aldıkları, köken ülke göçmenleriyle görüşme sıklığı ve iletişim yolları ve yerel halkla görüşme sıklığı konuları yaş dağılımları açısından incelendiğinde istatistiksel açıdan bir farklılık bulunmazken (P>0.05), Almanya’ya gelme nedeni, yerel halkla iletişim kurma yolları (sosyal medya aracılığıyla iletişim) ve ilerleyen dönemlerde yaşamlarını sürdürmek istedikleri yer (burada sürekli kalmak) konuları ile yaşları arasındaki ilişkinin istatistiki açıdan önemli olduğu bulunmuştur (P<0.05). Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda geçerli önerilerde bulunulmuştur.
Ali Öztürk
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 69-79; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.5

Abstract:
Hakemli dergilerde veya çeşitli başka bilimsel platformlarda kitap değerlendirme çalışmaları bir gelenek niteliğindedir. Kuşkusuz bu önemli bir faaliyettir. Faaliyetin kendisinin hem kurumsal hem de tarihsel çok yönlü bir derinliği vardır. Eleştiri, tenkit ve değerlendirme gibi faaliyetlerin tarihi arka planı ve kadim gelenekleri vardır. Bu kimi zaman neredeyse bağımsız bir ilmi faaliyet olarak kıymet bulur. Ancak son dönemlerde zamanın ruhuna uygun olarak çeşitli bilimsel platformlarda da eser değerlendirmenin sıradanlaştığı formlar baş göstermeye başladı. Oysaki eleştiri ve kritik faaliyet kimi zaman bir eser yazmaktan bile kıymetli olabilir. Zira kadim kitapları değerlendirmenin yanı sıra yeni çıkmış önemli bir kitabı okura tanıtmak ya da kıymetli bir eseri enine boyuna değerlendirmek hem okura katkı sağlaması bakımından hem de yazın hayatının geri dönütle teşvik, taltif ve tenkit edilmesi açısında son derece önemlidir. Ayrıca yazı yoluyla sistemli hale gelmiş ve sisteme dâhil olmuş savların her açıdan tartışılması bu yolu seçenler için son derece kıymetli ve zenginleştirici bir yoldur. Ancak bu cari haliyle nasıl gerçekleşiyor? Bu konuda sisteme kavuşmuş belli ilkelerden bahsedebiliyor muyuz? Sahada işler nasıl yürümektedir? Belki yeni bir soru olarak kitap artık eski kitap mıdır? Eğer öyleyse bu değişim, bu değerlendirme ve eleştiri süreçlerine nasıl yansımaktadır? Elinizdeki çalışma bu ve benzeri sorulara eleştiri kritik ve teknik geleneğinin ilke ve imkânlarıyla cevap bulmayı amaçlamaktadır. Böylece bu makale ile fiili olarak birçok benzer çalışmada göze çarpan kimi kaotik, karasız, belirsiz, sığ ve ilim-dışı yönelimleri düzene sokmak için kimi tekliflerde bulunmuş olalım.
Muhammet Firat
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 1-16; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.1

Abstract:
Bu çalışma, Covid-19 salgını döneminde hizmet sektöründe çalışan ve bir şekilde işini kaybetmiş ya da salgın koşulları nedeniyle işine ara vermiş olan yoksulların salgınla başa çıkmak için ne tür stratejiler geliştirdiklerini anlama çabasındadır. Çalışma, yoksulların salgının olumsuz etkilerinden korunmak için başvurdukları çıkış yolları veya hangi stratejileri geliştirdiklerini açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Covid-19 ile ilgili yapılan araştırmalarda, yoksulların salgından daha olumsuz etkilendiği ortaya konmuş ve tartışılmıştır. Çalışmadaki yoksullardan kasıt göreli yoksulluk kapsamında bulunan gruplardır. Özellikle Covid-19 salgını sürecinde güvencesizliğe itilme riski daha fazla olan hizmet sektörü çalışanları gibi kırılgan kesimler bu kapsamda değerlendirilmiştir. Ayrı ayrı betimlemelerden kaçınmak için bunların hepsi “göreli yoksul” olarak ele alınmaktadır. Nitel olarak tasarlanan derinlemesine mülakat tekniğiyle verinin elde edildiği bu araştırmaya Elazığ’da yaşayan ve hizmet sektöründe çalışan, salgın döneminde işini kaybeden ya da işine ara veren 15 (on beş) katılımcı dâhil edilmiştir. Sonuçta dezavantajlı grupların en kalabalık kesimini oluşturan yoksulların ya da yoksullaşma riski taşıyan hizmet sektörü çalışanlarının Covid-19 salgını karşısındaki en kırılgan ve korunaksız kesimler olduğu görülmüştür. Salgın kapanmaları ve kısıtlamalar nedeniyle hizmet sektörü çalışanları yeni geçinme stratejileri geliştirmişlerdir. Bu geçinme stratejileri; geçmişe nazaran kırsalla ilişkilerin daha sık hale gelmesi, hanede kadının geçinmedeki rolünün artması, sosyal yardımların artması, tüketimden kısma ve borçlanma şeklinde sıralanabilir. Ayrıca araştırmada, hane halkı büyüklüğü salgından önce önemli bir geçinme stratejisi iken salgınla birlikte önemini kaybetmiştir.
Adem Ince
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 80-89; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.6

Abstract:
Bu makale Zygmunt Bauman’ın akışkan modernite ile Byung-Chul Han’ın performans toplumu kavramsallaştırmaları üzerinden geç modern toplumda eğitimin mahiyetini irdelemeyi amaçlamaktadır. Bir toplumsal kurum olarak eğitim, sosyolojik, politik, ekonomik ve kültürel veçhelerinden soyutlanarak anlaşılamayacak bir fenomen olduğundan, eğitimi daha çok okul içi pratiklere hasreden ve hapseden çağdaş eğitim anlayışı karşısında eğitimin hakikatini anlayabilmek adına meseleyi bütüncül bir bakışla ele almak hayati önem arz etmektedir. Bu yüzden Bauman’ın sosyolojik, Byung-Chul Han’ın felsefi yaklaşımları geç modern dönemde imal edilen insan tipolojisinin özelliklerini etraflıca ortaya koyuyor oluşlarıyla bu makaledeki temel tartışmaları oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında varılan temel sonuç, sosyoloji ve felsefe disiplinlerinin birbirini tamamlayıcı hususiyetlerinin Bauman ve Byung-Chul Han’ın görüşleri bağlamında da geçerli olduğudur. Bu anlamda Bauman’ın akışkan modernite kavramıyla ve Byung-Chul Han’ın da performans toplumu kavramıyla detaylandırdığı geç modern dönem analizlerinde günümüzde politik ve ekonomik politikalar dâhilinde işe koşulan araçlar vasıtasıyla imal edilmekte olan insan tipolojisinin ihtiva ettiği genel özelliklerin birbirine benzer olduğu görülmektedir. Dahası Bauman’ın sosyolojik yorumları ile Byung-Chul Han’ın felsefi görüşlerinin birçok yerde birbirini tamamlayan tespitlere tekabül ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada varılan sonuçlar geç modern dönemin karmaşık yapısı dikkate alındığında eğitimin daha iyi anlaşılabilmesi adına eğitimle alakalı meselelerin disiplinler arası bir yaklaşımla ele alındığı takdirde daha sağlıklı bir yorumlamaya tabi tutulabileceğini öngörmektedir.
Rukiye Geçer
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 87-98; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.6

Abstract:
Sosyoloji literatüründe sözü geçen “yeni insan” tanımlamasını anlama isteği, bu makalenin hikâyesini temsil eder. Tanımlamanın bağlamına yönelik geniş muhteva göz önünde bulundurulursa, bir sınırlandırma yapma zorunluluğu hâsıl olur. Bu sınırlandırmanın Byung-Chul Han tarafından öne sürülen “yeni budala” tiplemesi üzerinden yapılması çalışma için önem arz eder. “Yeni budala” derken neyin kastedildiği, kimlerin bu tipleştirmenin sınırlarına dâhil olduğu söz konusu olduğunda tüketim kavramı karşımıza çıkar. İsteklerin tatminine yönelik bir olgu olarak ele alınan tüketimin bireyin günlük yaşamını hangi ölçülerde etkilediği, nerelere kadar sindiği göz önünde bulundurularak, tüketim öznesinin aktörel varlığı çalışmanın gelişme aşamasını oluşturur. Bu bağlamda; yeni insanı temsil eden, -Byung-Chul Han tarafından da öne sürülen- başarı ve performansa odaklı geç modern özne, tipleştirmenin muhayyel yapısını şekillendirecektir. Tüketim öznesinin “isteyen” bir varlık olması, bu istemeyi “absürt olan” üzerinden gerçekleştirmesi makalenin yönettiği insanın hangi insan olduğu konusunda ipucu verir. Hassaten “isteyen” bir varlık olan tüketim öznesine değer atfetmemizi sağlayan eylemler ve bu eylemleri yöneten gücün “absürt olanı isteyen yeni budala” için nasıl bir anlam ihtiva ettiği söz konusu ipucunu açmamız için önemlidir. Bu anlamda tüketim, insan ve özne ilişkisinin pratiklere yansıyan boyutunu anlayabilmek adına; eylem ve iktidar kavramlarına ayrıca yer verilmiştir. Sonuç olarak bu makalenin hedefi; tüketici olmanın derin anlamlarına bir de Byung-Chul Han’ın kavramları ile bakmak şeklinde düşünülmelidir.
Figen Kanbir
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 72-86; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.5

Abstract:
Yavaşlık hareketi küresel kültürün dayattığı hızın karşısında yerel kültürel özelliklerin korunması için oluşturulmuş bir alternatiftir. Yavaşlık hareketi yavaş yemek, yavaş ticaret, yavaş turizm, yavaş şehir, yavaş ekonomi gibi farklı bakış açılarını içermektedir. Çalışma küresel kültürün ve hızın tüm etkilerini üzerinde taşımayan Siirt’in Tillo ilçesine odaklanmıştır. Tillo’nun yavaş şehir kapsamında değerlendirilmesi yönünde bir öneri sunulmuştur. Çalışma nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine mülakatla gerçekleştirilmiştir. Yavaş şehir hareketinin belediyelerden halka doğru olduğu dikkate alınarak ilçe yöneticilerinin (Tillo Belediyesi’nden belediye başkanı, bir memur, peyzaj mimarı, çevre ve inşaat mühendisleri; Tillo Kaymakamlığı’nda bir memur; ilçe nüfus ve mal müdürleri) bu konudaki görüşleri incelenmiştir. Tillo nüfusunun azlığı, ulaşımın kolaylığı, tarihi geçmişi, inanç turizmi, atıkların yeniden kullanımına yönelik projeleri, yöresel yiyecekleri, doğal taşların bina yapımında kullanımı gibi özelliklerle yavaş şehir kriterlerine uygun bir örnek görünümdedir. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların bazılarının yavaşlık hareketi ve yavaş şehir hakkında bilgi sahibi olduğu saptanmıştır. Tillo’nun ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerinin yavaş şehir kıstaslarına uygun nitelikler taşıdığı bulgulanmıştır.
Ibrahim Akkaş,
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 41-54; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.3

Abstract:
Yeni bir ülkeye göç; anavatanı terk etme, ev sahibi bir ülke bulup oraya taşınma ve orada yeni bir yaşam kurma konusunda çok sayıda pratik, ekonomik ve duygusal zorlukları içeren karmaşık ve zorlu bir süreçtir. Bu zorluklar, yeni ülkeye gelmeden önce veya geldikten sonra savaş, kıtlık, yoksulluk, hastalık, mülteci kampları, sığınma talep etme, ayrımcılık vb. uygulamalara maruz kalan göçmenler için özellikle zorlu süreçler olabilir. Küreselleşme, savaşlar ve iklim değişikliği nedeniyle göç arttıkça, yerli ve göçmen nüfus arasında daha fazla etkileşim veya daha fazla çatışma yaşanacaktır. Göçmenlerin göç ettikleri yerin normlarına uyumu olarak açıklanan kültürel bütünleşme; önyargıyı azaltır, ancak ortadan kaldırmaz. Bu makale, Erzincan’da yaşayan bireylerin Afgan göçmenlere yönelik tutum ve algılarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Örneklem seçiminde 400 kişi örneklem grubuna dahil edilerek anket uygulanmıştır. Anket yoluyla toplanan veriler SPSS.20 programında analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda Afgan göçmenlere yönelik sosyal dışlanma ve ayrımcılığa yönelik tutumun ön plana çıktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Back to Top Top