Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD)

Journal Information
ISSN : 1305-5992
Total articles ≅ 81
Archived in
EBSCO
Filter:

Latest articles in this journal

Asli Soysal Eşitti
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 87-105; https://doi.org/10.20427/turkiyat.740873

Abstract:
Kadınlık, toplumsal, siyasal ve kültürel yapıların üzerinde etkili olduğu ve çeşitli söylemler aracılığıyla eril dil tarafından belirlenen bir konumdur. Sessiz Ev’de, sessizliğin kadınlar için bir kader olduğu ve kadınların eril tahakküm karşısında suskunluklarını korudukları görülür. Romandaki sessiz kadınlar suskunluklarını bozduklarında ya şiddet aracılığıyla felakete sebep olmuştur ya da eril iktidar için tehlikeli görülmüş ve şiddete uğrayarak öldürülmüştür. Tarihsel zaman olarak Meşrutiyet Dönemi’nden, 1980’lerin eşiğine kadar gelmekte olan Sessiz Ev, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte, kadın meselesini geniş bir bakış açısıyla görme imkânı sağlamaktadır. Sessiz Ev’in toplumsal cinsiyet eleştirisiyle incelendiği bu çalışmada, kadınlar merkeze alınarak, cinsiyetle ilgili toplumsal kodların kadınların hayatı üzerindeki etkisine yer verilmiştir. Ayrıca ataerkil dil ve eylem alanı aracılığıyla kadınlara uygulanan baskı, dışlama, sessizleştirme ve şiddet gibi eylemler eleştirel bir bakış açısıyla irdelenmiştir.
Mahmut Halef Cevrioglu
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 61-86; https://doi.org/10.20427/turkiyat.781596

Abstract:
Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. Yüzyıl ortasında toprak büyüklüğü açısından kaydettiği büyümeyle bir yeniden ihya sürecine girmiş ve bu süreçte Köprülü Mehmed ve Fazıl Ahmed Paşaların amil faktörler olmuştur. Ancak, baba-oğul Köprülü sadrazamlarının askeri seferleri Osmanlı Devleti’nin bu dönemde daha barışçıl addedilebilecek adımlarını gölgede bırakmamalıdır. Zira bilhassa Fazıl Ahmed Paşa döneminde Ragusa, Ceneviz, Fransa ve İngiltere’ye ticari ayrıcalık anlaşmaları (ahidname) sağlanmıştır. Mevcut çalışma Fazıl Ahmed Paşa’nın dolaylı stratejisinin, Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz ya da Doğu Avrupa’da askeri seferlere çıkarken sair Avrupalı devletlere ahidname vererek tarafsızlıklarını temin etmeyi sağlamak olduğunu iddia etmektedir. Bunun için de İsveç Krallığı 1660’ların sonunda Arslan Ağa isimli bir Osmanlı aracısını padişah nezdine yollayıp benzer bir ahidname talep ettiklerinde, Osmanlı cevabı müspet olmuş; ancak, İsveç idaresi teşebbüsün devamını getirmemeyi seçmişti. Arslan Ağa’nın neşredilmemiş sefaretnamesini temele alarak, bu çalışma İsveç’in ahidname talebini XVII. Yüzyıl Avrupa-Osmanlı münasebetleri bağlamına oturtmayı ve Arslan Ağa’nın teşhisine daha önce dikkatten kaçmış verilerle katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Irfan Kokdaş
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 227-253; https://doi.org/10.20427/turkiyat.811647

Abstract:
Yava cizyesi kayıtları ile tahrir ve nüfus defterlerine dayanan ve 17. yüzyıl İzmir’inde çok katmanlı Ermeni toplumunun oluşumuna odaklanan bu çalışma, kentteki Ermeni göçmenlerin iki ana gruptan oluştuğunu göstermektedir. İlk grup, Acem tüccarları ile onların İranlı hemşehrilerinden oluşurken ikinci grup ise İzmir’de kalıcı ve geçici bir şekilde çalışmak için Anadolu’nun sınırlı sayıdaki yerlerinden gelen Ermenilerden oluşmaktadır. Bu bağlamda 17. yüzyıl Anadolu’sundaki Ermeni hareketliliğinin sadece ahalinin yerlerinden sağa sola dağılmasını değil aynı zamanda hemşehri bağlantıları sayesinde zincirleme göçleri de içerdiği anlaşılmaktadır. Çalışmanın bulguları her ne kadar tekstil, kuyumculuk ve inşaat gibi bazı sektörlerde hemşehri yoğunlaşmalarına işaret etse de aynı yerlerden kente gelen Ermenilerin genellikle farklı iş kollarında çalıştığını ortaya koymaktadır. Çalışma ayrıca vasıflı ve sermaye gerektiren alanlardaki işlerin, Batı Anadolu havzasından gelenlerin; daha emek yoğun ve çok fazla maddi birikim gerektirmeyen sektörlerdeki işlerin ise Orta ve Doğu Anadolu’dan gelen Ermeniler tarafından yapıldığını göstermektedir. Bu durum, bölgesel farklılıkların Ermeni göç kalıplarının oluşumu ve erken modern İzmir’deki işgücü yapısının şekillenmesi üzerindeki muhtemel etkisine işaret etmektedir.
Oğuzhan Et
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 255-280; https://doi.org/10.20427/turkiyat.809958

Abstract:
Şiir, mantıktan çok duygulara hitap eder. Şiir dili, sanatlı ve kapalı bir anlatıma sahiptir. Şiir dilindeki bu örtük anlatımı sağlayan unsurlardan biri imgedir. Şairler iç dünyalarındaki yoğun hisleri dış dünyadaki nesnelerle benzerlik ilişkisi kurarak aktarırlar. Bu soyuttan somuta aktarmalarla çağrışıma ve çok anlamlılığa açık, duygu değerine sahip imgeler oluştururlar. Bu aktarmalar aynı zamanda alışılmamış bağdaştırmaları meydana getirirler. Klasik Türk şiirinde de bu tür bağdaştırmalardan çokça yararlanılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan “rişte-i cân” kavramı da bunlardan biridir. “Rişte” sözlüklerde iplik, ilgi, bağ, tezhibin iç kısmına sınır olarak çekilen çizgi, halat vb. anlamlara gelmektedir. “Cân” ise ruh, hayat, gönül, kişi, sevgili, dost, coşku, heves vb. anlamlarda kullanılmaktadır. Bu bağdaştırmada, “rişte”nin fizikî özellikleri “can”a aktarılmış, “can” iplik şeklinde tasavvur edilerek çeşitli imgeler oluşturulmuştur. Çalışmamızda yirmi bir şairin divanlarından, bu tamlamanın geçtiği seksen yedi beyit örneği tespit edilmiş ve örnekler tasnif edilerek, “rişte-i cân”ın anlam çerçevesi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın sonucunda bu kavramın geniş bir benzetme yelpazesine sahip olduğu, şairlerin zihninde zengin çağrışımlar oluşturduğu, bulunduğu bağlama göre farklı mecazi anlamlar kazandığı tespit edilmiştir.
Tevfik Orçun Özgün
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 175-195; https://doi.org/10.20427/turkiyat.800456

Abstract:
Geography formed an important part of the scientific knowledge which Britain needed during the time when its interest in Central Asia was starting to increase. The technical innovations developed accordingly were implemented in the field and cartography activities intensified. With the alternation of the domestic political dynamics and economic policies, George Hayward’s journey to Eastern Turkestan with the intent of a geographical expedition has a special importance in this context. This adventurer who was employed on a salary by Royal Geographical Society is the only move made by them in order to receive a recompense for politics-geography relation in the field. This move is the plan of the decision making British administrative, military and academic authorities converging in the same political direction. Consequently, Hayward served for the financial and political interests as a result of his geographical expedition. Geography formed an important part of the scientific knowledge which Britain needed during the time when its interest in Central Asia was starting to increase. The technical innovations developed accordingly were implemented in the field, and cartography activities intensified. With the alternation of the domestic political dynamics and economic policies, George Hayward’s journey to Eastern Turkestan in 1868 with the intent of a geographical expedition has a special importance in this context. This adventurer employed on a salary by the Royal Geographical Society is their only move to capitalize on the relation between geography and politics. This journey is the result of a decision-making mechanism merging the British administrative, military and academic authorities under the same political direction. Consequently, Hayward’s geographical expedition served their financial and political.
Cem Atilgan
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 7-33; https://doi.org/10.20427/turkiyat.735555

Abstract:
Araştırmanın amacı, 1826 senesinde kurulan Asâkir-i Mansûre ordusunda, bir neferin çakmaklı mekanizmaya sahip tüfeğini ateşlemesi için yaptığı bir dizi hareketi açıklamaktır. Müteakiben, bu konuda istenilen seviyeye ulaşan neferlerden kurulan bir piyade bölüğünün muharebede kullandığı ateş çeşitlerini ve bu ateşlerin nasıl yönetildiğini ortaya koymaktır. Bu süreci etkileyen en önemli unsur kullanılan tüfeğin cinsi ve ateşleme tertibatı olduğundan araştırma dönemine gelinceye kadar tüfeğin gelişim süreci ve Osmanlı ordusunun bu süreci nasıl takip ettiği ele alınmaktadır. Süreci etkileyen bir diğer unsur ise tüfeğin gelişimi ve savaş sanatı arasındaki etkileşimdir. Bu sebeple etkileşimin araştırma dönemine kadar olan izleri sürülmekte ve son olarak Osmanlı ordusunun bu sürecin neresinde olduğu tasvir edilmektedir.
Ensar Kiliç
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 35-60; https://doi.org/10.20427/turkiyat.735154

Abstract:
Çatışan fonem birliklerini onarmak amacıyla kullanılan uyum sesleri, dillerin yapısına göre farklı işlevleriyle ön plana çıkmaktadır. Nitekim sondan eklemeli bir dil olan Türkçede, yerlileştirme amacıyla kullanılan uyum seslerinden ziyade bağlayıcı seslerin hususiyetlerine yoğunlaşılmıştır. Yarı ünlü olması ve düzenli bir formant yapısına sahip olması nedeniyle /-y-/, Batı Oğuz lehçelerinde ünlüler arasındaki sesletim zorluğunun giderilmesinde kullanılan en yaygın fonemdir. Eski Türkçede az sayıda örnekte de olsa ünlü çatışmasını önlemek için kullanılan bu ses, özellikle ünlü çatışmasından ve uzun ünlülerden kaçınma eğilimindeki bu lehçelerde ek girişlerindeki /ḳ, k/ > /ġ, g/ > [ɣ (>ɰ) ~ ɰ̟] > [-Ø-] ~ /y/ gelişimiyle hızlı bir şekilde kullanım alanını genişletmiştir. Ayrıca Batı Oğuz lehçelerinde ek girişlerindeki /ḳ, k, ġ, g/ sesleri ünsüzle biten kelimelerle bağlandığında erimiştir. Ancak bu sesler ünlü çatışması olan yerlerde ise /-y-/ koruyucusuyla ortaya çıkmıştır. Bu durum /-y-/’nin eke ait bir ses olarak değil bir bağlayıcı ünsüz olarak algılanmasına sebep olmuştur. Böylelikle /-y-/ dildeki ünlü çatışması yaşanan diğer yapılara da bulaşmıştır. İşte bu makalede Türkiye Türkçesindeki bağlayıcı /-y-/ sesinin gelişimi diğer lehçelerdeki örneklerin de yardımıyla fonotaktik yöntemle incelenmiştir. Böylelikle bağlayıcı yarı ünlünün art zamanlı gelişimi, analojik geçmişi ve umumileşme süreci hakkında yeni önerilerin getirilmesi amaçlanmıştır.
Ekrem Güzel
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 133-156; https://doi.org/10.20427/turkiyat.783452

Abstract:
Servet-i Fünûn, üslup ve ifadede radikal değişikliklerin olduğu tartışmalı bir dönemdir. Yalnızca şiirde değil, romanda da radikal denilebilecek dil kullanımları görülür. Bu neslin ifade probleminde yatan art alan çok tartışılmamış, mesele daha çok millilik-gayri millilik, melankoli ve elitist kavramları dolayımında ele alınmıştır. Bu bağlamda, çalışmamızın amacı Cenab Şahabeddin’in şiirleri/düşünceleri/eleştiri ve teorilerinden hareketle dikkatleri ifade ve ifadenin sınırlılığı konusuna çekmektir. Cenab Şehabeddin üzerinden, dikkatleri ifade ve ifadenin sınırlılığı konusuna çekmektir. Cenab’ın bazı eleştiri ve teori yazılarında ele aldığı yeni duyuş ve düşünüşe yeni ifade bulma kaygısının birçok şiirinde işlenen bir konu olduğunu ortaya koymaktır. Düşünce ve hayal dünyasının sınırsızlığı karşısında ifadenin sınırlılığı ve dilin standartlaşması ve kurumsallaşmasının şairde yarattığı üzüntü ve endişenin şiirlerine nasıl yansıdığını dile getirmektir. Yine onun her ne kadar dilin yetersizliğinin farkında olsa da, düşünce ve hayal dünyasında geçenleri yerli yerinde ifade etmek için ne kadar çabaladığının şiirdeki izdüşümlerini göstermektir. Nihayet, Cenab’daki dil tercihinin sadece basit bir sanat kaygısı olmadığını, anlamı yakalama çabasını içerdiğini, his ve düşünce dünyasındaki gerçekliği yerinde ifade etme iradesiyle alakalı olduğunu tartışmaktır.
Erol Keleş
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 157-173; https://doi.org/10.20427/turkiyat.770742

Abstract:
Kıpçak boylarının XI. Asırdan itibaren değişik vesilelerle Harezm bögesine doğru yayılmaları dördüncü kuşak Harezmşah hanedanlığıyla aralarında münasebetleri kaçınılmaz hale getirmiştir. Her iki tarafın çıkarına uygun düşen bu süreç, bir yandan Kıpçak boylarının büyük hayvan sürüleri için yaylak ve kışlak gereksinimini karşılarken; diğer yandan Harezmşah ordusunun asker ihtiyacını gidermiş oluyordu. Özellikle Sultan Tekiş döneminde beyleriyle birlikte kalabalık bir Kıpçak zümresinin Harezmşah hizmetine girmesiyle ilişkiler farklı bir boyut kazandı. Zira Tekiş’in Kıpçak beyinin kızı Terken Hatun ile yaptığı izdivaç, Kıpçak unsurlarını hızlı bir şekilde devletin askeri ve idari teşkilatına hâkim olmalarının önünü açtı. Sultan Tekiş’in ölümünden sonra hat sahfaya ulaşan bu hâkimiyet, Terken Hatun’a büyük bir kudret kazandırmıştı. Valide Sultan’ın desteğini arkalarına alan bu Kıpçak hegemonyası ise devlet otoritesini hiçe sayacak kadar ileri gidebiliyordu. Dolayısıyla bu keyfi davranışlar devleti bir feleketin eşiğine getirmekte gecikmemiş; Moğol işgal hareketini hızlandırmıştı. Celaleddin Harzmşah’ın, devleti İran ve Azerbaycan’da yeniden canlandırma teşebbüsleri, Harezmşahlarla Kıpçaklarıın yolunu bir kez daha kesiştirdi. Celaleddin’in gücüne güç katan Kıpçaklar, O’nun ölümüyle başıboş hareket etmeye başladılar. Sonuçta Selçuklu ve Eyyubiler tarafından değerlendirilmeye çalışılan bu muharip güç, Anadolu ve yakın çevresinde günümüze kadar devam edecek kültürel tesirler bıraktılar.
Tacettin Demirel
Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (HÜTAD) pp 107-131; https://doi.org/10.20427/turkiyat.753594

Abstract:
Mülâzemet sistemi, Osmanlı ilmiye teşkilatı bünyesinde ve mesleğe girişte önemli bir rol üstlenmektedir. Sistem hakkında bugüne değin birçok çalışma yapılmış olmakla birlikte hala yeterli seviyeye erişilememiştir. Bunun haricinde yapılan çalışmaların çok azında mülâzımların sosyal tabanı üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada Osmanlı toplum yapısı içerisinde 18. yüzyıl başlarında ilmiyeye giren mülâzımların daha çok hangi aile kökenlerine mensup olduğu, hangi şehir ve coğrafi bölgelerden mesleğe dâhil oldukları tespit edilmeye çalışılmıştır. Özellikle, sistemin 16. ve 17. yüzyıldaki durumundan hareketle 18. yüzyıl içerisinde var olduğu düşünülen ilmiye teşkilatının içe kapalı ırsi yapısının ne aşamada olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bunun için 18. yüzyılın ilk çeyreğinde Rumeli kazaskerleri tarafından tutulan mülâzemet ruznâmçeleri ana kaynak olarak kullanılmıştır.
Back to Top Top