Journal of Molecular Virology and Immunology

Journal Information
ISSN / EISSN : 2717-7874 / 2717-7874
Total articles ≅ 48
Filter:

Latest articles in this journal

, Birgül Tuncay
Journal of Molecular Virology and Immunology; https://doi.org/10.46683/jmvi.2022.51

Abstract:
Allergy is an important health problem in preschool children and its prevalence is increasing. Allergy is especially common in nursery and preschool children. There is limited data on allergy epidemiology in children in Türkiye. The aim of this study was to investigate the prevalence of allergy in nursery children and to determine the risk factors that lead to allergies. The descriptive cross-sectional field study was carried out between 01.11.2017 and 01.05.2018 in the nurseries in Yozgat City Center. The study was conducted with the parents of 320 children who continued nursery education between the specified dates. The data were obtained by a 35-question information form prepared by the researchers. The mean age of the children was 4.7±0.95 and 56.25% (180/320) were male. A family history of asthma or disease with appearance of allergic symptoms, history of upper respiratory tract infection (URTI) in the first two years of life and having pets at home were significantly more common in the group with allergic sensitivity compared to the group without allergic sensitivity (p<0.05). It was determined that 14.7% of the children were diagnosed by the physician, 38.3% (18/47) of these diagnoses were urticaria, 31.9% (15/47) were allergic asthma, 19.1% (9/47) were atopic dermatitis-eczema, and 10.6% (5/47) were allergic rhinitis. According to the results of this study, it was found that children with allergic sensitivity had a history of asthma or atopic disease in their families, experienced allergic symptoms frequently, and frequently had URTI until the age of two.
Journal of Molecular Virology and Immunology; https://doi.org/10.46683/jmvi.2022.50

Abstract:
Hepatitis viruses (hepatotropic viruses) are classified into five ‎kinds, denoted by the letters A, B, C, D, and E, each with its ‎own unique genotypes, clinical implications, and geographic ‎distribution. Viral hepatitis is a type of liver inflammation that ‎can resolve on its own or proceed to cirrhosis or hepatocellular ‎cancer. Hepatitis A, B, and C infections are the most common ‎types of infectious viral hepatitis. Over the previous five ‎decades, hepatitis B virus (HBV) infection has exhibited an ‎intermediate or high endemicity level in low-income nations. ‎HBV genotype variation is thought to be crucial in regulating ‎disease development, infection outcome, antiviral therapy ‎response, and illness prognosis. HBV is divided into ten ‎genotypes (A-J) and roughly 40 sub-genotypes, correlated with ‎different geographic distributions, transmission routes, and ‎disease progression. The goal of this study was to figure out ‎the current status of HBV prevalence and genotype distribution ‎in West African countries. HBV genotypes A, D, and E have ‎been reported the most widely prevalent genotypes in Africa so ‎far, while there are limited reports of genotypes B and C. HBV ‎genotype A is shown to be more prevalent in Africa than on ‎other continents, implying that it has an African origin. ‎Genotype D has been found across Africa, particularly in the ‎Mediterranean and North African regions. Except in Africa, HBV ‎genotype E infection is extremely rare, even when infection ‎with this genotype has been recorded outside of Africa, it has ‎virtually always been in African origin people. Within Africa, ‎HBV genotype E is abundant and broad across the continent, ‎reaching from Senegal's west coast to Namibia's southwestern ‎tip and eastward to the Central African Republic. These ‎epidemiological findings and differences have important ‎implications for the immunization, antiviral therapy, and clinical ‎outcomes of HBV on a national and regional level.‎
Altay Babacan, Feray Ferda Şenol,
Journal of Molecular Virology and Immunology; https://doi.org/10.46683/jmvi.2022.49

Abstract:
Özet Lökosit sayısının 3500/μL seviyesinin altında olması lökopeni olarak tanımlanmaktadır. Çoğunlukla sekonder sebeplerle ilişkili olan ve immün sistem görevlerini etkileyebilmesi nedeniyle klinik önem taşıyan lökopeni çocuklarda farklı etiyolojik sebeplere bağlı olarak gelişebilmektedir. Çalışmamızın amacı çocuk hematoloji polikliniğine başvuran hastalarda benign lökopeni sıklığını ve etiyolojik sebeplerini belirlemektir. Bu retrospektif çalışmada 2019-2021 yılları arasında Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji polikliniğine başvuran ve lökosit sayıları 3500/μL'nin altında olan hastalara ait veriler incelendi. Otoimmün hastalık, malignite, aplastik anemi ve kronik nötropenisi olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Polikliniğimize başvuran 2500 hasta incelendi ve lökopeni insidansı %3.32 olarak bulundu. Lökopeni tespit edilen 83 hastanın 44'ü erkek (%53) ve 39'u kız (%47) hastalar olup, hastaların ortalama yaşı 8.5±4.5 yıl idi. Hastaların ortalama lökosit sayısı 2950±450/μL, ortalama lökopeni süresi 7.5±2.5 gün, ortalama takip süreleri 14±5 gün olarak tespit edildi ve tüm hastalarda lökopeninin düzeldiği gözlemlendi. Lökopeninin en sık nedenleri sırasıyla enfeksiyonlar %68.7 (57/83), vitamin B12 eksikliği %14.5 (12/83) ve ilaç kullanımı %10.8 (9/83) olarak tespit edildi. Çalışmamızda çocukluk çağında akut geçici lökopeni nedenleri arasında en sık sebebin enfeksiyon kaynaklı olduğu tespit edilirken, vitamin B12 eksikliğinin de lökopeniye sebep olabileceği gözlemlenmiş olup, bu olgularda lökopeninin tedavi ile düzeldiği saptanmıştır.
Journal of Molecular Virology and Immunology; https://doi.org/10.46683/jmvi.2022.48

Abstract:
COVID-19 pandemi döneminde hem hasta beklentileri hem de hastane içi alınması gereken tedbirler değişmiştir. Hastane içerisinde bulaş riskini en aza indirecek maske, mesafe ve hijyen gibi unsurlar önem kazanmıştır. Bu bağlamda da sağlık hizmeti sunan kurumların hasta beklentilerini karşılayarak kaliteli hizmet sunma parametrelerini iyileştirmeleri gerekmektedir. Özellikle pandemi döneminde, cerrahi tedavi alan hastalar için ameliyat öncesi, anı ve sonrası hareketlilik nedeniyle bulaş ve ölüm korkusunun artabileceği ve hizmet kalite algısının etkilenebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada COVID-19 pandemi döneminde hastanelerde sağlık hizmeti alan cerrahi hastaların algıladıkları hizmet kalitesine ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada, nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırma evrenini, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi cerrahi servislerinde yatan hastalar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi 15.11.2021-15.12.2021 tarihleri arasında cerrahi birimlerde yatan; operasyon geçirmiş, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve iletişim problemi olmayan 30 hastadan oluşmaktadır. Veriler tanıtıcı bilgi formu ile araştırmacılar tarafından oluşturulmuş yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. COVID-19 pandemisi döneminde cerrahi servislerde yatan hastaların sağlık hizmet kalitesine ilişkin görüşlerinin olumlu olduğu, cerrahi servislerde yatan birimlerde koronavirus salgını merkezli tedbirlerin üst düzeyde alındığı, afiş ve bilgilendirme çalışmalarının ise iyileştirilebileceği sonucuna varılmıştır.
, Fahri Acar, Şule Bayer, Ecem Çakır Altınyaprak, , ,
Journal of Molecular Virology and Immunology; https://doi.org/10.46683/jmvi.2022.47

Abstract:
Bu çalışmada, Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında yetişkinlerin kanser taramasına katılma ‎sıklıkları ve katılmama nedenlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu tanımlayıcı anket çalışması, ‎Türkiye'de Mart 2021 ve Haziran 2021 tarihleri arasında aile hekimliği polikliniklerinde yetişkinlerle ‎yürütülmüştür. Anket 43 soru içeriyordu; ilk bölümde katılımcılardan bazı sosyodemografik verileri ‎sağlamaları istendi; ikinci bölümde ise mevcut sigara içme durumu, kronik hastalık varlığı, herhangi bir ‎kanser türünün olup olmadığı, ailede kanser öyküsü, ülkesindeki kanser tarama programı hakkında bilgi alma ‎durumu, COVID-19 salgını öncesinde ve sırasında herhangi bir kanser taraması yaptırma öyküsü anketin ‎üçüncü bölümü ise ulusal kanser tarama programı (kolorektal kanser, serviks kanseri, meme kanseri) ile ‎ilgili sorulara odaklandı. Ankete katılan 191 kişiden %54.2'si pandeminin dışkıda gizli kan testi yaptırma ‎sıklığını etkilediğini, %47.4'ü pandeminin kolonoskopi sıklığını etkilediğini, %37.7'si pandeminin mamografi ‎çekme sıklığını etkilediğini ve %37.1'i pandeminin pap smear testi yaptırma sıklığını etkilediğini belirtti. Bu ‎gecikmelerin en çok belirtilen nedeni enfeksiyon kapma endişesiyle sağlık ocağına gitmekten korkmaktı. ‎Kanser taramasındaki kesintiler, mevcut kanserlerin geç teşhisine, kanserle ilişkili ek ölümlere yol açacaktır. ‎Tarama oranları COVID öncesi seviyelere dönene kadar bu kesintilerin büyük bir etkisi olabilir. Sonuçlarımız ‎pandeminin tarama programları üzerine olumsuz etkilerini gösterdi ve en çok vurgulanan neden enfeksiyon ‎kapma endişesiyle sağlık ocağına gitmekten korkmaktı.‎
Back to Top Top