Van Veterinary Journal

Journal Information
ISSN : 2149-3359
Current Publisher: Van Veterinary Journal (10.36483)
Total articles ≅ 46
Archived in
EBSCO
Filter:

Latest articles in this journal

Ferit Yildiz, Musa Gençcelep
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.871563

Abstract:
Sunulan çalışmada 2016-2017 yıllarında sahada 6031 baş Morkaraman ve 4573 baş Akkaraman ırkı koyun olmak üzere toplam 10604 hayvan incelenmiştir. Bunların 969’unun piyetenli olduğu, dolayısıyla %9.14’lük bir oranla hastalığın sürülerde bulunduğu saptanmıştır. Irk-yaş-cinsiyete göre piyetenin yüzde hesaplamaları yapılmış olup, ırk bazında yüzde oranlar değerlendirildiğinde Morkaramanların Akkaramanlara oranla piyetene daha dayanıklı oldukları görülmüştür (%8.47<%10.02). Piyetenli ve sağlıklı hayvanların kan serumlarında Ca, P, Zn ve Cu elementlerinin miktarları ve birbirleriyle korelasyonu yapılmış ve hastalığa bağlı olarak piyetenlilerde bakır değerinde yükselme buna karşın çinko değerinde azalma görülmüştür. Çalışmada sağaltım karşılaştırmaları için hayvanlar beş gruba ayrılarak I. gruba Ceftiofur+Fluniksin-meglumin, II. gruba %10’luk bakır sülfat (CuSO4)+Fluniksin-meglumin, III. gruba sadece %10’luk CuSO4 uygulanmıştır. IV. grup kontrol grubu olup herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. V. gruba ise aşı uygulaması yapılmıştır. Çalışmada en iyi tedavi I. grupta sağlanırken (%90), II. grupta %60, III. grupta %20, IV. grupta tedavi yapılmaksızın %10’luk bir iyileşme sağlanmıştır. Dolayısıyla %10’luk CuSO4 ayak banyosunun harcanan emek, zaman ve masraflar göz önüne alındığında hastalığı tedavi etmede yeterli olmadığı, mutlaka antibiyotik bir ajanla tedavinin sürdürülmesi gerektiği anlaşılmıştır. Süte geçmeyen Ceftiofur etken maddeli parenteral bir antibiyotik ile yangı giderici Fluniksin-meglumin kullanıldığında hastalığı kısa sürede tedavi etme yetkinliği, yetiştiriciler tarafından kolay temin edilebilir ve gönül rahatlığıyla uygulanabilir olması sebebiyle piyetenin tedavisinde yetiştiricilere birçok yönden fayda sağlayacağı kanaati oluşmuştur. V. Grupta hastalıktan korunmak amacıyla aşı uygulamasından başarılı sonuçlar alınmıştır. Bununla beraber %10’luk CuSO4 uygulanmasının hastalıktan korunmada önleyici bir tedbir olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir.
Veysi Kayri, Mehmet Irmak
Published: 16 February 2021
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.823261

Abstract:
Bu çalışmada Siverek ve Muş bölgelerinde mera koşullarında yetiştirilen, takviye yem verilmeyen ve klinik belirti göstermeyen sağlıklı Akkaraman ırkı koyunlardan doğan 20-30 günlük kuzulardaki serum selenyum (Se), bakır (Cu) ve kobalt (Co) değerleri araştırıldı. Araştırılmak üzere her bölgeden 9 dişi 9 erkek olmak üzere 18, toplamda ise 36 kuzu kullanıldı. Mineral madde analizleri Atomik Absorbsiyon Spektrometrede tayin edildi. Bölgeler arasında serum bakır düzeyleri bakımından farklılık bulunmazken (p>0.05); serum selenyum ve kobalt değerleri arasında önemli farklılıklar tespit edildi (p<0.05). Her iki bölgede de ortalama serum selenyum düzeyi yüksek bulunurken, serum bakır düzeyi referans değerlerden düşük olarak bulundu. Serum kobalt değeri ise hem Siverek hem de Muş’ta normal değerler arasında tespit edildi. Sonuç olarak, Siverek ve Muş’ta meraya dayalı yetiştiriciliğin yapıldığı dönemde kuzulara mineral madde desteği verilmesi gerektiği kanaatine varıldı.
Amir Naseri, , Kürşat Turgut, Hasan Guzelbektes
Published: 10 February 2021
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.855449

Abstract:
Sepsis sırasında pıhtılaşma anormallikleri ve miyokardiyal hasarı sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı septik neonatal buzağılarda pıhtılaşma parametrelerini ve kardiyak spesifik biyobelirteçleri belirlenen aralıklarla değerlendirmekti. Çalışmaya 20 sepsisli buzağı ve 10 sağlıklı buzağı dahil edildi. Pıhtılaşma parametreleri için protrombin zamanı (PT), aktive parsiyel tromboplastin zamanı (APTT), D-dimer, Fibrinogen, antitrombin III (AT III), trombosit ve kardiyak biyobelirteçler için kardiyak troponin (cTn) I, T ve kreatin kinaz-MB (CK-MB) sepsisli buzağılarda tedavi öncesi, 24. ve 72. saatlerinde ve sağlıklı buzağılarda bir kereye mahsus değerlendirildi. Pıhtılaşma parametrelerinin sonuçları, PT ve APTT sürelerinde tedavi öncesinden 72. saate kadar önemli bir artış ve AT III ve fibrinojende tedavi öncesinden 72. saate kadar önemli bir azalma belirlendi. Sepsisli buzağılarda kardiyak troponin T ve CK-MB 72 saatte anlamlı olarak yüksekt tespit edildi. PT, APTT, fibrinojen ile kardiyak troponin T arasında korelasyon belirlendi. Sonuç olarak, kardiyak hasar, yaygın damar içi pıhtılaşmanın (YDP) hiper koagülasyon aşamasında gelişebilir ve bu durum cTn T ve CK-MB yükselmesine ve prognozun kötü olmasına yol açabilmektedir.
Volkan Koşal, Fetih Gülyüz, Barış USLU
Published: 5 February 2021
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.841059

Abstract:
Suni tohumlamanın başarısını etkileyen en önemli faktörler, hayvanların dengeli beslenmesi ve kızgınlığın belirlenmesidir. Kötü beslenme, Vücut Kondisyon Skorunda (VKS) bir azalmaya neden olur. Düşük VKS, sığırlarda hormon metabolizmanın bozulmasını, kızgınlık tespitinin zorlaşmasına ve döl verimini azalmaya sebep olur. Bu çalışmada maksimum VKS ortalaması 2,95 olan inek ve düvelerden üç çalışma grubu oluşturularak östrus ve ovulasyon senkronizasyonu gerçekleştirilmiştir. Uygulama grupları; Grup I (n = 12) (VKS: 2,95 ± 0,62), Grup II (n = 13) (VKS: 2,03 ± 0,37) 18-22 aylık düvelerde en az 1 doğum yapan 3-6 yaş arası inekler, Grup III'de (n = 45) (VKS: 1.57 ± 0.38) en az 1 kızgınlık gösteren 18-22 aylık düveler kullanıldı. Tüm gruplarda implantlar vajinada 10 gün kaldı. İmplantlar çıkartılmadan bir gün önce tüm hayvanlara 2000 IU eCG ve 25 mg Dinoprost trometamin enjekte edildi. İmplantlar 24 saat sonra çıkarıldı ve 1500 IU hCG enjekte edildi. İmplantlar çıkarıldıktan sonra 48. ve 72. saatlerde östrus semptomlarına bakılmaksızın tüm hayvanlar tohumlandı. Gruplara göre sırasıyla 58.33%, 38.46% ve 13.33% gebelik oranları elde edildi. Sonuçlar karşılaştırıldığında VKS oranı ile gebelik oranlarının paralel olduğu görüldü (p<0.01). Bu sonuçlar doğrultusunda beslenmenin ve daha önce doğum yapmanın önemi ortaya konmuştur.
Emin Karakurt
Published: 26 January 2021
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.843747

Abstract:
Bu çalışmada 2013-2020 yılları arasında anabilim dalımıza getirilen toplamda 30 adet sığırlara ait 16 adet papillom ve 14 adet fibropapillom örneğinde oksidatif stres kaynaklı DNA hasarı ve lipid peroksidasyonu belirlemek amacıyla immunohistokimyasal olarak 8-OHdG ve MDA ekspresyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Cerrahi operasyon sonrası alınan biyopsi örnekleri tamponlu %10’luk formaldehit solüsyonunda fikze edildi. Rutin doku takip işlemleri sonrası hazırlanan parafin bloklardan 5 µm kalınlığında kesitler alındı ve histopatolojik değişikliklerin saptanabilmesi amacıyla kesitlere Hematoksilen & Eozin boyaması uygulandı. İmmunohistokimyasal boyamalarda Avidin Biotin Peroksidaz metodu uygulandı. Papillom vakalarında şiddetli hiperkeratoz, epidermisten dermise doğru uzanan retepektler, skuamöz epitel hücrelerinde spongiyozis ve balonumsu dejenerasyon, granüler hücrelerde bazofilik inklüzyon cisimcikleri, epidermis katmanında ülserasyonlar ve kanama alanları ile kerato hiyalin granüllerinde artış gözlendi. Fibropapillom vakalarında ise bu bulgulara ek olarak girdap tarzında bağ doku artışları tespit edildi. İmmunohistokimyasal değerlendirmelerde ise BPV pozitif reaksiyonlar stratum granulozumdaki hücrelerin çekirdeğinde gözlendi. 8-OHdG pozitif reaksiyonlar papillom vakalarında epidermal hücrelerin sitoplazmasında ve çekirdeğinde saptanırken, fibropapillom vakalarında ise bu hücrelerdeki reaksiyonlara ek olarak dermisteki fibrosit ve fibroblastların sitoplazmasında rastlanıldı. Papilloma olgularında epidermal hücrelerde membranöz MDA pozitif reaksiyonlar görülürken, fibropapilloma vakalarının dermisinde fibrosit ve fibroblastların sitoplazmasında MDA ekspresyonları tespit edildi. Yapılan literatür taramaları sonucunda sığırlara ait papillom ve fibropapillom vakalarında oksidatif strese bağlı DNA hasarı ile lipid peroksidasyonun 8-OHdG ve MDA ekspresyonları vasıtasıyla tespit edildiği herhangi bir çalışma verisine rastlanmamış olup ve bu yönüyle bu çalışmada elden edilen bulguların literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir. Bunlara ek olarak oksidatif stresin bu tümörün patogenezinde önemli bir rol oynadığı kanaatine varılmıştır.
Tuba Bülbül, Mustafa Tatar, Mehmet Aydın AKALAN, , , Aysun Çevik Demirkan, Ismail Türkmenoğlu,
Published: 16 December 2020
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.800895

Abstract:
Bu araştırma, nitrik oksidin (NO’nun) ekzojen donörü sodyum nitroprussid (SNP) ve NO inhibitörü N-nitro-L-Arjinin metil esterin (L-NAME’in) yumurtaya enjeksiyon yapılarak kanatlı embriyonal gelişimi üzerinde oluşturduğu etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmada toplam 210 adet kuluçkalık döllü tavuk yumurtası her biri 30 yumurtadan oluşan kontrol, Sham kontrol (SK), serum fizyolojik (SF) ve deneme gruplarında kullanıldı. Kontrol grubundaki yumurtalara hiçbir uygulama yapılmazken (negatif kontrol), geri kalan yumurtaların kuluçka başlangıcında hava kamarası delindi. Delinen yumurtalardan SK grubu hemen parafinle kapatıldı. SF grubu pozitif kontrol olarak adlandırıldıktan sonra geriye kalan yumurtaların oluşturduğu deneme gruplarına sırasıyla 50 ve 200 mg/kg SNP ve aynı düzeylerde L-NAME solüsyonları hava kamarasına açılan deliğe enjekte edildi. Embriyonik dönemin 7 ve 14. günlerinde yumurtalar açılarak gruplarda rölatif embriyo ağırlığı ve embriyo uzunluğu (7. ve 14. günlerde) ile çıkım ağırlığı, çıkım uzunluğu, çıkım oranı ve embriyonal ölümler (21. günde) belirlendi. Kuluçkanın 7. ve 14. günlerindeki rölatif embriyo ağırlığı ve embriyo uzunluğu değerleri ile 21. güne ait çıkım ağırlığının SNP ve L-NAME enjeksiyonundan etkilenmediği görüldü (p>0,05). Araştırmada 21. gününe ait çıkım oranı L-NAME50 grubunda en yüksek iken, SNP200 grubunda en düşük olarak belirlendi (p<0,05). Çıkım uzunluğunun L-NAME200 grubunda arttığı tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, NO’nun kanatlılarda embriyonal gelişimde fonksiyonel olmakla birlikte metabolizmasındaki artışın embriyonel ölümü artırarak kuluçka çıkım oranını azalttığı görüldü.
Mrinmoy Bhowmik, Mohammad Amir Hossen, Abdullah Mamun, Farazi Hasib, Sonnet Poddar, Mohammad Alamgir Hossain, Abdul Alim
Published: 17 November 2020
Van Veterinary Journal; doi:10.36483/vanvetj.821083

Bengü Bilgiç, Alper Bayrakal, Banu Dokuzeylül, Hazım Tamer Dodurka, Erman Or
Published: 16 November 2020
Van Veterinary Journal, Volume 31, pp 158-160; doi:10.36483/vanvetj.813479

Back to Top Top