Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi

Journal Information
ISSN : 2146-1708
Total articles ≅ 64
Filter:

Latest articles in this journal

Arif Barış ÖZBİLEN
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.982178

Abstract:
Vesayet, velayet altında bulunmayan küçük ve kısıtlıların ihtiyaç duydukları yardımı onlara sağlama ve bunların malvarlıksal ve kişisel yönden korunmalarını temin etme amacıyla yaratılmış hukukî bir kurumdur. Vesayet altına alınmış olan kişinin malvarlığının yönetilmesi de vesayet kurumu vasıtasıyla yerine getirilmesi istenen önemli fonksiyonlardan birini oluşturmaktadır. Bununla ilgili olarak, Türk Medenî Kanunu gerek vasiye gerekse vesayet makamına, malvarlığına ilişkin defter tutma, değerli eşyayı güvenli bir yerde saklama, taşınır ve taşınmazların satışında belirli kurallara uyma, paraları değerlendirme, ticarî ve sınaî işletmeleri yönetme, rapor ve hesapları denetleme, vesayetin sona ermesi halinde malvarlığını teslim etme gibi belirli yükümlülükler yüklemiştir. Çalışmamızda, vesayet altındaki kişinin malvarlığının yönetimine ilişkin genel esasların ortaya konulması ile vesayet altındaki kişinin malvarlığının yönetimi konusunda vasi ile vesayet makamına verilmiş olan yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Mutlu Kağitcioğlu
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 118-168; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.874993

Abstract:
Yapay zekâ, hayatlarımızı değiştirmeye devam ediyor. Ancak toplum içinde işlevini artarken, yapay zekânın belirsiz ve öngörülemez karakteri, her bilimsel gelişmeden farklı olarak hukuk için yeni bir mücadele alanı da yaratıyor. Yapay zekânın hukuki statüsü ve sorumluluğu başlıkları bugün için masada yer alan konulardır. Yaptığımız değerlendirmede, yapay zekânın hukuki statüsünün belirlenmesinde, tüzel kişilik kavramının geliştirilmesi üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz. Öte yandan yapay zekâ türleri geliştikçe ve yapay zekânın kendi farkındalığına varması ile daha karmaşık hukuki sorunlar gündeme gelecektir. Bu kapsamda makalenin üzerinde durduğu konulardan biri, her bilimsel gelişmede olduğu gibi yapay zekâ teknolojisi karşısında da hukukun yaşadığı ikilemden çıkması için bir yol haritası oluşturulması gerekliliğidir. Çalışmamızda, diğer hukuk dalları gibi idare hukukunun da yapay zekâ gelişmelerinden soyutlanamayacağı ortaya konulmaktadır. İdare hukuku hem görev alanı hem de kurum ve kavramları ile yapay zekâdaki gelişmelerden etkilenecektir. Bu nedenle organik ve fonksiyonel anlamda idarenin yapay zekâ etkisi ile kendi içinde dönüştüreceği konuları hiç de az değildir. Yapay zekânın verdiği zararlar sebebiyle idarenin sorumluluğu alanında, kusursuz sorumluluk ilkesinin uyarlanması veya yeni bir ilke geliştirilmesini düşünmek gerekir. İdare hukukunun içtihadi karakteri sayesinde, yapay zekâ alanındaki gelişmelere yeterli ve zamanında cevaplar üretilmesi mümkündür.
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 169-228; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.887792

Abstract:
1879 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu (Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-u Muvakkatı), Osmanlı döneminde kabul edilmekle birlikte Cumhuriyet döneminde de uygulanmış olan, Türkiye’nin ilk ceza muhakemesi kanunudur. 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu esas alınarak hazırlanan kanun, bir başlangıç bölümünün yanı sıra iki kitaptan oluşmaktadır. Bu çalışmanın birinci kısmında, 1879 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanunlaşma sürecinin tarihi ve hukuki arka planı, mehaz 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu’nun özellikleri, iki kanunun karşılaştırılması ve 1879 tarihli kanunun ceza muhakemesi hukuku tarihi bakımından önemi ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise kanunun sistematiği ve kapsamı, Kanunun Osmanlı-Türk ceza muhakemesi hukukuna getirdiği savcılık, sorgu hâkimliği, kanun yolları, ceza mahkemeleri gibi bazı esaslı yenilikler ile benimsediği ceza muhakemesi hukuku sistemi incelenmektedir.
Elif Dönmez
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 594-628; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.782447

Abstract:
Türk Ceza Kanunu ve Yargıtay içtihatları ile eşe karşı işlenen öldürme suçu, kasten öldürme suçunun ağırlaştırılmış cezayı gerektiren nitelikli hali kabul edilmesine rağmen aynı suçun eski eşe karşı işlenmesi suçun temel hali ile cezalandırılmaktadır. Büyük bir bölümü tamamen aynı saiklerle işlenmesine rağmen eşe karşı işlenen öldürme suçunun daha ağır bir cezayla cezalandırılması, adeta boşanmayı başarabilmiş kadınlara getirilmiş bir ceza niteliğindedir. Ayrıca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan “Kadına ve aile bireylerine yönelik şiddet” tanımında şiddetin “çocuk, eş, eski eş, yakın akrabalar gibi aile bireyleri arasında” gerçekleştiği ifade edilmektedir. Bu bağlamda, kamu mercileri nezdinde eski eşin de özel korumaya ihtiyaç duyduğu tespit edilmiştir. Buna rağmen kanunun eski eşe yönelik koruma getirmemesi toplum vicdanını rahatsız etmekte olup farklı mecralarda konuyla ilgili kanun değişikliği talepleri dile getirilmektedir. Bu çalışmada; konunun sosyolojik temelleri üzerinden hukuki boyutu ve mevzuat üzerinde yapılması gereken değişiklikler, ilgili suçun töre saiki ile veya haksız tahrik etkisinde işlenmesi, Türk ceza mevzuatının uluslararası anlaşmalar karşısındaki sorumluluğu ve bu metinlere göre revize edilmesi gerekliliği tartışılmıştır.
Hakan Karakehya, Asuman Ince Tunçer
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 1-62; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.835957

Abstract:
Birçok gelişmiş devletin hukuk sistemi bakımından yargılamaların uzunluğu ciddi bir sorundur. Bu bağlamda kanun koyucular, birçok hukuki uyuşmazlığı alternatif çözüm yollarıyla çözüme kavuşturma ve böylelikle yargı organlarının iş yükünü azaltma eğilimindedir. Yargı organlarının iş yükünün azalması hem mevcut davaların daha kısa sürede hem de daha iyi inceleme yapılarak sonuçlanmasına imkan verecektir. Kanun koyucumuz da bu amaçla iki yeni muhakeme usulü ihdas etmiştir. Ceza muhakemesi sistemimize, 2019 yılında, 7188 sayılı Kanun’la giren iki önemli kurumdan biri de seri muhakemedir. İstisnai ve sıra dışı uygulamaları bünyesinde barındıran bu kurum, doktrinde ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Seri muhakemenin özellikle adil yargılanma hakkı bakımından ciddi sorunlar bünyesinde barındırdığı ileri sürülmektedir. Mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve muhakemeyi hızlandırmak amacıyla hüküm altına alınan bu usul, bireylere muhakeme hukuku alanında tanınan haklara ciddi şekilde müdahalede bulunmaktadır. Bu müdahalelerin adil yargılanma hakkı ve bazı anayasal ilkeler açısından makul görülüp görülmeyeceği oldukça çetrefilli bir konudur. Çalışmamızda seri muhakeme usulünün adil yargılanma hakkı ve diğer bazı anayasal ilkeler açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bağlamda öncelikle seri muhakeme usulüne ilişkin genel tespitlerde bulunulmuş, sonrasında ise adil yargılanma hakkının gerekleri ortaya konulmuştur. Son olarak da bu yeni kurumun adil yargılanma hakkı ve diğer bazı anayasal ilkeler bakımından ihlallere neden olup olmadığı tespit edilmiştir.
Raziye Aksu Özkan
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 282-307; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.790029

Abstract:
Bu çalışmada, Yargıtay kararları ışığında anonim şirkette genel kurulun bilançoya ilişkin kararının açık ibra kararına etkisi incelenmiştir. İbra kararı ile genel kurul yönetim kurulu üyelerini ilgili dönemdeki faaliyetleri sebebiyle sorumlu tutmayacağını açıklamaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 424’te bilançonun onaylanmasının kural olarak ibra sonucunu doğuracağı açıkça düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra, genel kurul açık ibra kararı da alabilir. Genel kurul açık ibra kararı aldıysa, bilançonun onaylanması ibra sonucunu doğurmayacaktır. Bununla birlikte, gündemde ibraya yönelik bir madde varsa, bunun bilançonun onaylanması veya onaylanmaması kararıyla arasındaki ilişki Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Buna göre, ilk kısımda bilançoyu onaylayan genel kurulun ibra kararı vermek zorunda olup olmadığı ve genel kurul tarafından ibra etmeme kararı verilmişse, yönetim kurulunun buna karşı ne yapabileceği soruları üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda genel kurulun bilançoyu onaylamadan ibra kararı verip veremeyeceği tartışılmıştır.
Muammer Ketizmen
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 229-254; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.901277

Abstract:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlene seri muhakeme usulü ile olağan yargılama usulünden farklı olarak cezai uyuşmazlığın sonlandırılmasında yeni bir usul getirilmiştir. Bu usuldeki belki de en önemli özellik Cumhuriyet Savcısının cezai uyuşmazlık konusunda doğrudan belirleyici konuma gelmiş olmasıdır. Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlendiği şekliyle Cumhuriyet Savcısının uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak kanaati ya da değerlendirmesi önem arz etmekle birlikte, hüküm açısından nihai bir belirleyiciliği bulunmamaktaydı. Buna karşın seri muhakemeye ilişkin düzenlemeler ile birlikte C.Savcısı mahkûmiyet hükmünün içeriğini oluşturan (sübut ve cezanın tespiti) kararı doğrudan kendisi belirlemekte mahkeme sadece şekli denetim işlevini yerine getirmektedir. Bu düzenlemenin Anayasanın yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili hükümleri açısından incelenmesi önem arz etmektedir
Ayşegül KULA
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 555-593; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.797090

Abstract:
İfade özgürlüğünün korunması demokrasinin en temel gereklerinden biridir; fakat devlet memurluğu statüsü memurların tarafsızlık yükümlülüğü çerçevesinde bu özgürlüğün sınırlanmasına sebep olabilmektedir T.C. Anayasa Mahkemesi, Hasan Güngör, Hasan Güngör (2) ve Zeki Çınar bireysel başvuru kararlarında, devlet memurlarının ifade özgürlüklerini detaylı olarak ele almakta ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermektedir. Bu çalışma ile bu kararların incelenmesi ve bu doğrultuda devlet memurlarının ifade özgürlüğünün değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
Doğukan KÜÇÜK
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 516-554; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.894561

Abstract:
In 2010, it was reported in the news that Turkish Airlines forced twenty-eight cabin crews to take a six-month unpaid leave to lose weight because they could not maintain their weight ratio. A similar practice was also seen in Air India company in recent years. For example, in 2019, some cabin crews at Air India company were forced to a low-calorie diet to maintain “normal weight”; in 2015, some cabin crews were asked to lose weight. Practices such as termination of employment contracts, unpaid leave, assignment to another job, low wages, not being promoted due to weight are observed not only in the aviation sector but also in all areas of working life. Employees or applicants who are overweight or underweight may face various discriminatory behaviors in their working lives due to their weight. In this context, the employer's duty of equal treatment and non-discrimination needs to be considered in terms of the employee’s weight.
Bahar Küpe
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 255-281; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.706216

Abstract:
Bankacılık sistemi dışında gerçekleşen ve yolcu beraberinde ülkemizden çıkarılan veya ülkemize getirilen nakdin giriş ve çıkışına ilişkin usul ve esaslar Türk parasının kıymetini koruma hakkında mevzuat ile suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi hakkında mevzuatta düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra ülkeye döviz girişi ve ülkeden döviz çıkışı konuları, özellikle mülkiyet hakkını koruma ve kara para aklamayı önleme açısından uluslararası sözleşmelerle de irtibatlı bulunmaktadır. Çalışmamızda yurt içine nakit girişine ve yurt dışına nakit çıkışına ilişkin usul ve esasları, gerek ulusal gerek uluslararası düzenlemeleri temel alarak, Anayasa Mahkemesinin yakın tarihlerde konuya ilişkin vermiş olduğu Mohamed Kashet ve Diğerleri kararı , Anwar Mohammed Tareef Zaid kararı ve Orhan Gürel başvurusunu inceleyerek ortaya koymayı amaçlamaktayız. İnceleme yaparken zaman zaman konunun niteliği itibarıyla teknik konulara değinme ihtiyacı kaçınılmaz olmakla birlikte esas hedefimiz olan hukuki incelemeden sapmamaya gayret etmiş bulunmaktayız.
Back to Top Top