Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi

Journal Information
ISSN : 1300-9036
Total articles ≅ 135
Filter:

Latest articles in this journal

, , Ayşe BAŞPINAR, Derya Duran Gökalp
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 273-287; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.887348

Abstract:
This study aimed to determine the productivity status of greenhouses in Kırşehir where various plants (tomato, cucumber, pepper, eggplant and bean) are grown. For this reason, some physical and chemical analysis were made on soil and leaf samples taken from 16 greenhouses. According to the results, it was determined that the greenhouse soils were composed of sandy loam and loamy sand, slightly alkaline reaction (pH 7.51-8.32), medium level of lime (13.28-135.03 g kg-1), and poor in organic matter (8.60-29.61 g kg-1), and it was determined that there was no problem in terms of EC (0.17-1.98 dS m-1). It has been determined that the total N value of soils is insufficient, useful P, exchangeable K, Ca, Mg, favourable Cu, Mn, Fe and Zn contents are mostly sufficient and high. N, P, K, Fe and Cu values are deficient in tomato leaves, N, P, K, Zn and Cu deficient in cucumber, N, Fe, Zn and Cu deficient in pepper, N and Cu deficient in eggplant, N, P, K, Zn in beans and Cu was found to be deficient, while Ca was found in excess in all plants. As a result of the study, it was determined that some plant nutrients in the soil did not become useful to the plant, the most important reason for this is that if the nutrients in the soil are too much, they may become unusable for the plant by creating antagonistic effects and cause yield losses. For this reason, it has been concluded that it is very important to make regular soil and plant analysis in the greenhouses and to make a nutrition program according to the analysis results. Bu çalışma, Kırşehir ilinde çeşitli bitkilerin (domates, hıyar, biber, patlıcan ve fasulye) yetiştirildiği seraların verimlilik durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle 16 seradan alınan toprak ve yaprak örneklerinde bazı fiziksel ve kimyasal analizler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, sera topraklarının kumlu tın ve tınlı kum bünyede olduğu, hafif alkalin reaksiyonlu (pH 7.51-8.32), orta düzeyde kireç içerdikleri (13.28-135.03 g kg-1) ve organik madde açısından (8.60-29.61 g kg-1) fakir oldukları tespit edilmiş ve EC bakımından (0.17-1.98 dS m-1) problem olmadığı belirlenmiştir. Toprakların toplam N değerinin yetersiz, yarayışlı P, değişebilir K, Ca, Mg, elverişli Cu, Mn, Fe ve Zn içeriklerinin çoğunlukla yeterli ve fazla olduğu belirlenmiştir. Domates yapraklarında N, P, K, Fe ve Cu değerleri noksan, hıyarda N, P, K, Zn ve Cu noksan, biberde N, Fe, Zn ve Cu noksan, patlıcanda N ve Cu noksan, fasulyede N, P, K, Zn ve Cu’da noksan olarak belirlenirken tüm bitkilerde Ca fazla bulunmuştur. Çalışma sonucunda toprakta bulunan bazı bitki besin elementlerinin bitkiye yarayışlı duruma gelmediği bunun en büyük nedeninin toprakta bulunan besin elementlerinin azlığı kadar fazla olması durumunda antagonistik etkiler oluşturarak bitkiye yarayışsız hale gelebileceği ve verim kayıplarına neden olabileceği belirlenmiştir. Bu nedenle seralarda düzenli toprak ve bitki analizlerinin yapılarak analiz sonuçlarına göre beslenme programının yapılmasının oldukça önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
Banu Kadioğlu, Sibel Kadioğlu
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 325-334; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.860913

Abstract:
Türkiye’de koronavirüs süreci ile hızla değişen yaşam koşulları insanların normal yaşantılarını, rutin beslenme, dinlenme, alışveriş vb. alışkanlıklarını değiştirmiş onları farklı arayışlara itmiştir. Bu doğrultuda yapılan araştırmada tüketicilerin tıbbi ve aromatik bitkiler (TAB) tüketim tercihlerine ilişkin verilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. 2020 yılı sonbahar aylarında anket çalışması yapılmış, tüketicilerin tıbbi ve aromatik bitkilerin tüketimlerinde etkili olan seçim ve yaklaşımları ile ilgili yargıları anketlerle elde edilen veriler ışığında tanımlayıcı istatistikler ve logit regresyon modeli ile tahmin edilmiştir. Koranavirüs salgınının tıbbi ve aromatik bitki tüketimini %76 oranında artırdığı tespit edilmiştir. Pandemi döneminde en çok tüketilen bitkiler kuşburnu, ıhlamur, nane ve zencefil olarak belirlenmiştir. Aylık miktar olarak en fazla tüketilen bitkiler ise yeşilçay ve udhindi olmuştur. Logit regresyon analiz sonuçlarına göre yaş, tıbbi ve aromatık bitki kullanım süresi, tıbbi ve aromatik bitki fiyatı, tıbbi ve aromatik bitkiyi faydalı bulma, yan etki, kimyasala erişim, katkı maddesi ve umut değişkenlerinin salgın süresince tıbbi ve aromatik bitki tüketimini ve satın alınma olasılığını artırdığı belirlenmiştir. Salgın önlenebilene kadar tıbbi ve aromatik bitki tüketiminin yaygınlaşacağı ve artacağı düşünülmektedir. Living conditions in Turkey has been changed considerably during Covid-19 pandemic. This phase has changed people’s normal lives, habits such as eating, resting, and shopping and pushed them to different pursuits. This study aimed to obtain data on the consumption preferences of medicinal and aromatic plants. The survey was conducted in the autumn of 2020. Choices and health services that are effective in the consumption of Medicinal and Aromatic Plant (MAP) of consumers are estimated by statistics and logit regression model to the data obtained from the surveys. It was determined that the coronavirus pandemic increased the consumption of medicinal and aromatic plants by 76%. The plants with the highest consumption during the pandemic were recorded as rosehip, linden, mint, and ginger. Green tea and udihindi were the most consumed medicinal and aromatic plants per month. According to logit regression analysis results; age, duration of use, price, benefit, side effect, access to the chemical, additive, and hope variables increased the consumption of medicinal and aromatic plants and the likelihood of purchasing during the pandemic. It is thought that consumption of MAPs will become widespread and increase during the pandemic.
Selvinaz Gülçin Bozkurt
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 300-313; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.945878

Abstract:
In this study, it was aimed to determine the possibilities of using geophytes naturally grown in Sivas province in landscape architecture. In this context, as a result of the evaluation of the floristic studies carried out in Sivas, it was determined that there are 87 geophyte taxa in the area. These plants have 10 parameters in total according to their possibilities of use in landscape architecture (Stunning flower, fragrance, length of flowering period, flamboyant leaves, use in flower beds, use in medians and roadsides, use in natural and artificial water environments, use for exhibition and show purposes, use in rock gardens. use, use as a potted plant). As a result of these evaluations, 55 geophytic taxa, 11 of which are endemic, with 5 or more features were identified. By creating a flowering calendar for these plants, geophyte taxa that can remain flowering throughout the year have been determined in landscape design applications in the area. In addition, suggestions were made about the protection of habitats and breeding of these taxa. Bu çalışmada Sivas ilinde doğal olarak yetişen geofitlerin peyzaj mimarlığında kullanım olanaklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Sivas’da yapılmış olan floristik çalışmaların değerlendirilmesi sonucunda alanda 87 geofit taksonunun bulunduğu saptanmıştır. Bu bitkiler, peyzaj mimarlığında kullanım olanaklarına göre toplam 10 parametre (Gösterişli çiçek, güzel koku, çiçeklenme süresinin uzunluğu, gösterişli yaprak, çiçek parterlerinde kullanım, refüj ve yol kenarlarında kullanım, doğal ve yapay su ortamlarında kullanım, sergi ve gösteriş amaçlı kullanım, kaya bahçelerinde kullanım, saksı bitkisi olarak kullanım) üzerinden değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda 5 ve üzeri özelliğe sahip olan 11’i endemik 55 geofit taksonu saptanmıştır. Bu bitkilere ait bir çiçeklenme takvimi oluşturularak, alanda peyzaj tasarım uygulamalarında yıl boyunca çiçekli kalabilen geofit taksonları tespit edilmiştir. Ayrıca bu taksonların habitatlarının korunması ve yetiştiriciliğinin yapılması konusunda öneriler de sunulmuştur.
Betül Aykun Dikmen, Hasan Yilmaz
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 262-272; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.880508

Abstract:
As in many countries, as a result of the rapid population growth in Turkey, distorted urbanization occurs in cities. Due to this process, the people of the city are becoming deprived of nature day by day. For the urban people who want to find opportunities to meet the need for recreation but cannot find it in urban living spaces, residential gardens, children playgrounds, parks, botanical gardens and such places located in outdoor green area systems, these places undertake a significant role. The vegetation used in these areas seen as an essential element for providing a natural environment. In this study, plant materials used in plant design applications which constitute the urban open-green area system determined in Erzurum city, the plant material used in the main streets, public institution gardens, park and recreation areas, villa gardens, detached residential gardens and site-public housing gardens, were analyzed. Within the survey study conducted and other outdoor plants to the city investigated. With this study, the usage of fruit trees in Erzurum city determined and its contribution to the city and its aesthetics discussed. As a result of the analyzes carried out in this scope, 14932 plants counted in 6 different area usage types. 1716 out of 4292 plants used in the main streets, 910 out of 3426 plants in public institution gardens, 615 out of 3289 plants in park and recreation areas, 476 out of 949 plants in villa gardens, 311 out of 445 plants in detached residential gardens, 1114 out of 2531 plants in site- public housing gardens were determined to be fruit trees. In all land use types, it investigated that fruit tree usage rate among broadleaf trees is 48.85%, 43.88% in main streets,50.50% in public gardens, 30.40% in park and recreation areas, 76.77% in villa gardens 4.64% in detached residential gardens and 61.68% in site-public housing gardens. Research results show that fruity trees are preferred in independent living spaces regardless of income. Ülkemizde yaşanan nüfus artışına ek olarak kentlerde düzensiz bir yapılaşma ortaya çıkmasından dolayı, kent halkı günden güne doğadan uzaklaşmaktadır. Rekreasyon ihtiyacını karşılamak isteyen fakat kentsel yaşam alanlarında fırsat bulamayan kent halkı için, açık yeşil alan sistemi içinde yer alan konut bahçeleri, çocuk oyun alanları, parklar, botanik bahçeleri vb. önemli bir görev üstlenmektedir. Bu alanlarda kullanılan bitki örtüsü de doğal ortam sağlamaları için vazgeçilmez ögeler olarak görülmektedir.Bu çalışmada Erzurum kentinde belirlenen kentsel açık-yeşil alan sistemini oluşturan ana cadde, kamu kurum bahçeleri, park ve rekreasyon alanları, villa bahçeleri, müstakil konut bahçeleri ve site-toplu konut bahçelerinin bitkisel tasarım uygulamalarında kullanılan odunsu bitkiler analiz edilmiş ve bu bitkiler içinde kullanılan meyve ağaçlarının taksonlarına göre sayısal değeri ve buna bağlı olarak dağılım durumunun(oranları) belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda yapılan analizler sonucunda, çalışma yapılan 6 farklı alan kullanım tipinde 14932 adet ağaç sayımı yapılmıştır. Tüm alan kullanım tiplerinde geniş yapraklı ağaçlar içerisinde yenilebilir meyvelere sahip ağaç kullanım oranı %48.85, ana caddelerde %43.88, kamu kurumu bahçelerinde %50.50, park ve rekreasyon alanlarında %30.40, villa bahçelerinde %76.77, müstakil konut bahçelerinde %84.64, site-toplu konut bahçelerinde %61.68 olduğu bulunmuştur. Bu durum müstakil yaşam alanlarında meyvesi yenebilen ağaçların gelire bağlı olmaksızın tercih edildiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Abdulmuttalip Meşe, Erdem Gülümser
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 231-237; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.849226

Abstract:
The study was conducted to determine crude protein yield and some quality traits of different silage corn varieties (Samada-07, Arifiye, Sakarya, ADA-9510, ADA-9516, ADA-523, AGA, Kerbanis, Keravnos, Kolessous, Simpatico, Kilowatt, Kalideas, Larigal, SY-Antex, SY-İnove, SY-Gladius and Dragma) in the ecological conditions of Bilecik during the two years (2019-2020). The experiments were arranged in randomized blocks design with three replications. In the silage corn varieties harvested at dough stage and, crude protein content, crude protein yield, acid detergent fiber (ADF), neutral detergent fiber (NDF), potassium (K), phosphorus (P), calcium (Ca) and magnesium (Mg) content were investigated. According to the results of two years; crude protein content ranged between 6.58-9.84%. The highest crude protein yield was determined Samada-07 (353.64 kg/da), Sakarya (287.80 kg/da), ADA-9510 (288.12 kg/da), ADA-9516 (340.45 kg/da), AGA (294.41 kg/da), SY-İnove (285.36 kg/da) and SY-Gladius (315.44 kg/da), while the lowest was Simpatico (207.35 kg/da). The ADF ve NDF ratios ranged between 29.28-42.69% and 46.65-67.23%, respectively. The mineral content of corn varieties for silage was at a level to meet the needs of the livestock. As a result; Sakarya, ADA-9510, ADA-9516, SY-İnove, and SY-Gladius varieties have exhibited superior performance in terms of protein yield and quality traits. Bu çalışma Bilecik ekolojik koşullarında iki yıl süreyle (2019-2020) farklı silajlık mısır çeşitlerinin (Samada-07, Arifiye, Sakarya, ADA-9510, ADA-9516, ADA-523, AGA, Kerbanis, Keravnos, Kolessous, Simpatico, Kilowatt, Kalideas, Larigal, SY-Antex, SY-İnove, SY-Gladius ve Dragma) ham protein verimi ile bazı kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre 3 tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Silajlık mısır çeşitleri hamur olum döneminde hasat edilmiş ve bitkilerde ham protein oranı, ham protein verimi, asit deterjanda çözünmeyen lif (ADF), nötr deterjanda çözünmeyen lif (NDF), potasyum (K), fosfor (P), kalsiyum (Ca) ve magnezyum (Mg) içerikleri belirlenmiştir. İki yılın ortalama değerlerine göre ham protein oranı %6.58-9.84 arasında değişmiştir. En yüksek ham protein verimi Samada-07 (353.64 kg/da), Sakarya (287.80 kg/da), ADA-9510 (288.12 kg/da), ADA-9516 (340.45 kg/da), AGA (294.41 kg/da), SY-İnove (285.36 kg/da) ve SY-Gladius (315.44 kg/da) çeşitlerinden, en düşük ise Simpatico (207.35 kg/da) çeşidinden elde edilmiştir. Çeşitlerin ADF ve NDF içerikleri sırasıyla %29.28-42.69 ve %46.65-67.23 arasında değişmiştir. Silajlık mısırların mineral madde içerikleri hayvanların ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmuştur. Sonuç olarak; ham protein verimi ve kalite özellikleri beraber değerlendirildiğinde, Sakarya, ADA-9510, ADA-9516, SY-İnove ve SY-Gladius çeşitleri daha üstün performans ortaya koymuşlardır.
Halil Ibrahim Binici, Ihsan Şat, Eyad Aoudeh
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 224-230; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.843028

Abstract:
Our food contains macro and micro components that are necessary for us to maintain our lives. In particular, it is mandatory to get the necessary vitamins and minerals for vital functions. Turkey has an enormous diversity of food products due to both geographical and climatic conditions. One of these products is walnut that is grown in almost all regions of our Turkey. Vitamin, mineral and fatty acid composition of walnut varies depending on climate conditions such as temperature and humidity. From the health perspective, walnut is considered a valuable food item. Due to its content of silver ions walnut has an important role in balancing brain health and cholesterol levels. On the other hand, walnut is rich in essential fatty acids such as omega-3 fatty acids. Walnut jam -as one of the walnut products is not common due to the high cost. However, the vitamins and minerals content of the walnut green shell – which is used in walnut jam production-, increased the demand and preference of walnut jam. Walnut and its products play an important role in prevention of cardiovascular diseases, cancer and diabetes because of its high content of unsaturated fatty acids. The outlines of this review are walnut functions and composition, its effect on human health, consumption amount and analysis methods, production of walnut products and its health effects.
Onur Güntay, Hürsel Çay, Burçin Durusel, Yiğit TERZİ
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 201-223; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.691417

Abstract:
Zararlılar ile mücadelede yenilikçi, etkili ve çevre dostu yöntemlerin geliştirilmesine karşı duyulan ihtiyaç, artan nüfus ve yetersiz altyapı nedeniyle gün geçtikçe artmaktadır. Günümüzde zararlı mücadelesinde kullanılan en yaygın insektisit gruplarından biri piretroidlerdir. Hızlı etki göstermesi, diğer insektisit gruplarına göre nispeten düşük memeli toksisitesi gibi birçok nedenden ötürü tüm dünyada yaygın olarak tercih edilmektedir. Bu derlemede; piretroidlerin genel özellikleri, kimyasal yapıları, kullanım alanları, etki mekanizmaları ile dikkatsiz ve sık kullanım sonucu ortaya çıkan direnç sorunlarına değinilmiştir. Ayrıca bütün olumlu yönlerine rağmen, piretroidlerin kullanımı sonucu ortaya çıkan ekolojik zararlardan bahsedilmektedir. Piretroidlerin dikkatsizce ve bilinçsizce kullanımı, birçok ekolojik problemi de beraberinde getirmektedir. Doğada biriken bu toksik maddelerin kısa sürede, çevreci ve ekonomik olarak maliyeti düşük bir prosesle ortadan kaldırılması ülkelerin politikası haline gelmiştir. Biyodegredasyon bu alanda alternatif bir çözüm yoludur ve kontamine olmuş bölgelerin iyileştirilmesinde kullanılmaktadır.
Muhammed Cemal Toraman, Ali Bayat, Medet Itmeç
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 128-138; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.769745

Abstract:
The efficiency expected from any pesticide depends largely on the type of plant protection machine used in spraying and the operating parameters of the selected machine. Today, sprayers with different spraying wing width are widely used in field spraying. Especially with field sprayers with large working widths, it is difficult to work at high spraying speeds due to the wing width and wing weight. In this study, wingless field sprayer effectiveness was evaluated. Occasionally for spraying instead of sprayers with standard type field spraying booms, the field sprayers with commercial name Electropar, which are operated with high pressure and with oscillating nozzles are used. Since the sprayer has no wings, it can spray at high tractor speeds. optimum working width of this sprayer, pestisit distribution uniformity on a horizontal surface, etc. Its parameters are unknown. In this study, the optimum working width provided by the sprayer at different operating pressures and nozzle oscillation rates, and volumetric fluid distribution throughout the working width and optimum working parameters were determined. The three different working pressures (1, 2 and 3 MPa) and the transverse volumetric fluid distribution of the three jet nozzle units moving in opposite directions relative to each other on a horizontal ground at two oscillations (44 and 60 rpm) were determined by a portable patternator. Operation of the high-pressure cone jet nozzle unit at 1 MPa pressure and 60 rpm oscillating speeds provided a more uniform transverse distribution than other operating parameters. The increase in operating pressure caused an increase in the volume of fluid accumulated in the patternator's grooves at the same working height and sampling distance. The optimum working width, depending on the operating conditions specified by the boomless sprayer, varied between 11.20 and 12.80 m depending on the spray unit oscillating speed and spray pressure.
Arash Hossein POUR, Metin Tosun, Kamil Haliloğlu
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 190-200; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.748554

Abstract:
Bu çalışma, ekmeklik buğdayın Kırik çeşidinde kimyasal bir mutagen olan etil metansülfonatın (EMS) çimlenme ve fide ile ilgili bazı karakterler üzerine etkilerini ve ıslah amaçlı çalışmalarda uygulanabilecek optimum dozu belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada EMS’nin 5 farklı konsantrasyonu [0 (kontrol), %0.1, %0.2, %0.3 ve %0.4] ve 4 farklı uygulama süresi [kontrol (10 min), 1 saat, 2 saat ve 3 saat] kullanılmış ve araştırma tam şansa bağlı deneme planında, faktöriyel düzenlemeye göre 4 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Denemede çimlenme ve fide ile ilgili bazı karakterler üzerinde durulmuştur. Elde edilen verilere göre, EMS’nin uygulama süresi uzadıkça çimlenme ile ilgili karakterlerde genel bir azalmaya neden olduğu görülmüş; sürgün boyunun 3 saatlik uygulamada kök kuru ağırlığı ve sürgün kuru ağırlığının ise 6 saatlik uygulamada kontrole göre daha yüksek olduğu saptanmış; konsantrasyonlar ortalamalarına göre değerlendirildiğinde ise kök uzunluğunun %0.1, %0.2 ve %0.3’lük konsantrasyonlarda; kök kuru ağırlığı ve sürgün kuru ağırlığının %0.3’lük konsantrasyonlarda kontrole göre daha yüksek olduğu görülmüştür. EMS’nin hem uygulama süresi hem de konsantrasyonunun incelenen fide özelliklerinin birçoğu üzerine etkisi çok önemli olmuştur. Araştırmamızda, farklı süre ve konsantrasyonlarda uygulanan EMS’nin birçok karakteri olumlu yönde etkilediği, dolayısıyla kontrole göre artışa neden olduğu görülmüş, ancak uygulanan süre ve konsantrasyonlara göre lethal doz (LD50) değeri belirlenememiştir.
Duran Şimşek, Ercan Ceyhan
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Volume 52, pp 148-159; https://doi.org/10.17097/ataunizfd.789112

Abstract:
Araştırmada iki adet kuru fasulye (Great Northern 59 ve Alberto) çeşidi ve bir adet ateş fasulyesi (İspanyol, Bombay fasulyesi) (Phaseolus coccineus L.) baba ve 6 fasulye (PV04035, PV04086, PV04092, PV04145, PV05001 ve PV05023) hattı ise ana olarak kullanılarak 2017 yılında çoklu dizi analiz yöntemine göre melezlemeler (18 melez kombinasyonu) yapılmıştır. F1 generasyonu ve ebeveynler 2018 yılında Selçuk Üniversitesi Tam Kontrollü Bitki Islah Serasında yetiştirilmiştir. Çalışmada bitki boyu, bakla sayısı, baklada tane sayısı, bitki tane sayısı, yüz tane ağırlığı ve bitkide tane verimine ilişkin ölçüm, sayım, tartımlar yapılmıştır. İncelenen özellikler için ebeveyn ve F1 melezlerinde çoklu dizi analiz yöntemine göre genel ve özel kombinasyon yetenekleri, heterosis ve heterobeltiosis değerleri, geniş ve dar anlamda kalıtım dereceleri tespit edilmiştir. Çalışmada PV04145 ve Phaseolus coccineus L. hatlarının tane veriminde genel kombinasyon yeteneği yüksektir. “PV05023 x P. coccineus L” kombinasyonunun özel uyum yeteneği etkileri yüksek bulunmuştur. Tane veriminde heterosis değerleri %-11.97 (PV05001 x P. coccineus L.) ile %39.35 (PV04086 x Great Northern 59) olarak saptanmıştır. İncelenen materyal tane verimi yönüyle heterosis göstermesi ve ortalama verim değerlerinin yüksek olması, Orta Anadolu Bölgesi açısından en önemli ihtiyaç olan yüksek verimli çeşit adayı ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte olduğunu göstermektedir.
Back to Top Top