International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences

Journal Information
ISSN / EISSN : 26024802 / 26024500
Current Publisher: Pen Academic Publishing (10.29329)
Total articles ≅ 29
Filter:

Latest articles in this journal

Mehmet Emre Ünsal
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 4, pp 33-40; doi:10.29329/ijiasos.2020.260.1

Abstract:
This study aims to investigate the relationship between money supply and economic growth as applied in developing countries. For this purpose, Panel Cointegration and Panel Causality Analyses are performed by using the monthly data of 1997-2017 period. In these analyses, real GDP is used as dependent variable; M1, M2 and M3 money supply measures are used as independent variables. In accordance with the results of stationarity, cross sectional dependence and homogeneity tests, econometric analysis is done by Gengenbach, Urbain & Westerlund EC Cointegration and Dumitrescu & Hurlin Panel Granger Causality Tests. According to the results of the analysis, in developing countries, while there is a causality from money supply to economic growth in the short run, there is no relationship between these variables in the long run.
Hasan Alp Hasan Alp Özel & Esra Kara, Karabük University, Esra Kara, Karabuk Ünv.
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 4, pp 41-53; doi:10.29329/ijiasos.2020.260.2

Abstract:
Sigortacılık sektöründe son yıllarda önemli bir yer edinen Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) aynı zamanda sektöre yeni bir ivme kazandırmıştır. Yapılan araştırmada tüketicilere BES’de asimetrik bilgi olgusunun var olup olmadığı sorulmuş ve alınan cevaplar doğrultusunda sistemden ayrılma nedenleri belirlenmeye çalışılmıştır. Asimetrik Bilgi, alıcı ve satıcı arasındaki bilgi simetrisinin bozulmasından kaynaklanan bir problemi ifade etmektedir. Çalışma ile BES’e dahil olan ve daha sonra sistemden ayrılma kararı alan bireylerin bu kararı almalarında etkili olan faktörün ne kadar asimetrik bilgi olgusuna dayandığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çalışma ile belirlenecek olgular doğrultusunda sistem üzerinde gerekli düzenlemelerin yapılması ve bireysel emeklilik sisteminin tüketiciye tam ve doğru anlatılması bu şekilde de sisteme güven ve katılımın artması açısından önemlilik arz etmektedir.
Dilay Güvenç, Sakarya Üniversitesi
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 4, pp 19-32; doi:10.29329/ijiasos.2020.250.2

Abstract:
Ve temel yaşamsal etkinliğimiz olan çalışmanın şekillenmesinde etkili bir faktör olan teknoloji ve onun değdiği tüm yapılar ciddi bir değişme ve yenilenme içerisindedir. Tarihte defalarca tanık olduğumuz bu değişim, ekonomik yapılanma, üretim süreçleri ve çalışma paradigmalarının değişimi biçiminde karşımıza çıkmaktadır. “Çalışma” ya ilişkin algı, tutum ve beklentilerimiz değişmektedir. Geleneksel çalışma olarak benimsediğimiz, 09:00-17:00, tam zamanlı formundan uzaklaşarak esnek formlara doğru biçimlenmektedir. Teknolojik değişiklikler, mevcut işlerin yapısını değiştirmekle kalmamakta ayrıca yeni iş ve iş alanları da yaratmaktadır. Bağımsız çalışma olarak değerlendirilen işler; genellikle insanların ağa olan bağlılığın, iletişim olanaklarının artışı ve çalışmanın artık her yer ve zamanda gerçekleştirilebilirliği ile yükselen bir trenddir. Çalışana sağladığı bağımsızlığın yanı sıra işveren için de maliyetleri düşürmenin ve etkin insan kaynağı kullanımının sağlanması açısından önemlidir. Tüm bunlara karşı bu çalışmaya ilişkin sınıflandırma, tanımlama ve mevzuat eksiklikleri bazı sorunları da beraberinde getirmektir. Çalışma paradigmalarının bu çift taraflı dönüşümü, hem işçi ve hem de işveren açısından farklı avantaj ve dezavantajları beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada bağımsız çalışma modelinin avantaj ve dezavantajlarının değerlendirilmesinin, yanı sıra Z kuşağını temsilen 2000 sonrası doğumlu, üniversite öğrencilerinin çalışmaya ilişkin beklentilerinin ve bağımsız çalışmaya ilişkin görüş ve tercihlerinin belirlenmesini amaçlanmaktadır.
Şerif Canbay, Düzce University
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 4, pp 1-18; doi:10.29329/ijiasos.2020.250.1

Abstract:
İktisadi büyüme ile işsizlik oranı arasındaki ilişkileri inceleyen ilk çalışma Okun (1962) tarafından yapılmış ve iktisadi büyüme oranı ile işsizlik oranı arasında ters yönlü güçlü bir ilişkinin olduğunu tespit etmiştir. Fakat daha sonraki dönemlerde görülen gelişim ve değişimler bu konuda birçok araştırmacının yeni araştırmalar yapmasına yol açmıştır. Yapılan bu çalışmaların bulguları birbirinden farklı sonuçları ortaya çıkartmıştır. Bu yönü ile de bu ilişki iktisatçıların dikkatini çekmeyi günümüze kadar sürdürmeyi başarmıştır. Bu çalışmada BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ile Türkiye’nin 1991-2018 dönemine ait iktisadi büyüme oranı ile işsizlik oranı arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığının sınanması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada değişkenler arasındaki ilişkiler Kónya (2006) tarafından geliştirilmiş panel nedensellik testi yardımıyla incelenmektedir. Bu testin seçilmesindeki en önemli sebep her bir ülke için ayrı ayrı nedensellik ilişkilerini ortaya koyması ve öncesinde birim kök ve/veya eşbütünleşme testine ihtiyaç duyulmamasından dolayıdır. Kónya (2006) nedensellik test sonuçlarına göre ise Brezilya, Hindistan, Rusya ve Güney Afrika için iktisadi büyümeden işsizlik oranına doğru negatif işaretli ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Bu ilişki sadece örneklemdeki ülkeler içinde bulunan Çin ve Türkiye için görülmemiştir.
Ecehan Kazancı Yabanova, Süleyman Demirel University, Ecehan Kazancı Yabanova & Mustafa Öztürk, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 3, pp 83-105; doi:10.29329/ijiasos.2019.229.1

Abstract:
Çalışanlar iş ortamlarında çeşitli risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu risklerin başında ise iş kazaları gelmektedir. Bu noktada çalışanların sağlığının ve güvenliğinin sağlanması ayrıca iş kazalarına karşı korunmaları işverenlerin en temel sorumluluklarının başında yer alır. İş kazaları işçiler ve işverenler üzerinde olumsuz sonuçlar doğuran bir durumdur. Özellikle işçiler açısından geri dönüşü olmayan ağır sonuçları da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle iş kazasına uğrayan işçinin hukuki açıdan güvence altına alınması kanunen zorunlu kılınmıştır. Bu çalışmanın amacı, iş kazalarının hukuki sonuçlarını sosyal güvenlik hukuku ve tazminatlar açısından iki ayrı boyutta ortaya koymaktır. Çalışmada iş kazaları ile ilgili kavramsal çerçeve ortaya konulmuş ve iş kazalarının hukuki sonuç ve yaptırımları kanunlar çerçevesinde ele alınmıştır.
Haydar Okan Yıldırım, Kocaeli Üniversitesi
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 3, pp 128-140; doi:10.29329/ijiasos.2019.229.3

Abstract:
Kamu görevlilerinin sendikal hakları; sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkı olmak üzere üç temel hakkı içermektedir. Bu hakların her biri temel hak ve özgürlük olarak kabul edilmekte olup, uluslararası belgelerde koruma altına alınmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 87, 98, 151 ve 154 sayılı sözleşmeleri kamu görevlilerinin sendikal hakları bakımından önemli düzenlemeler getirmektedir. “Sendikal örgütlenme hakkı” 87, 98 ve 151 sayılı ILO Sözleşmelerinde; “toplu pazarlık hakkı” 98, 151 ve 154 sayılı ILO Sözleşmeleri ile 159 ve 163 sayılı ILO Tavsiyelerinde; “grev hakkı” ise, ILO sözleşmelerinde açıkça düzenlenmemiş olsa da, ILO Denetim organları, çalışanların ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla kanuni bir grev hakkının olduğunu belirtmişlerdir. ILO Denetim organları 87 sayılı Sözleşme’nin üç ayrı maddesine dayanarak grevin çalışanlar için kanuni bir hak olduğu sonucuna varmışlardır. 87 sayılı Sözleşme’nin 3., 8. ve 10. maddelerinden hareketle çalışanların grev hakkına sahip olduğu sonucuna varan ILO Denetim organları, grev hakkına getirilecek genel bir sınırlamanın sendika özgürlüğü ile bağdaşmayacağını ileri sürmüşler ve yalnızca kamu görevlerindeki ve temel hizmetlerdeki grevlerin sınırlanabileceğini belirtmişlerdir.
Sibel Begeç, Canakkale Onsekiz Mart University Faculty of Education
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 3, pp 106-127; doi:10.29329/ijiasos.2019.229.2

Abstract:
Modernizm nesneyi, öznenin karşısında duran bir şey olarak algılamaya başladıktan sonra, ölçülebilir, hesaplanabilir, matematiksel ilkelere indirgenebilir bir alan olarak görür ve tanımlar. Kant’tan bu yana da nesne kendini göstermekten çok, özneye nasıl göründüğü üzerine odaklanır. Özneye bağlı olarak tanımlanan nesne, modern özne ediminin ve bilincinin yöneldiği şeydir. Özne modernizmle birlikte yeni anlamlar taşır. Yani yapan, eyleyen, kendinden kalkarak nesneye yön veren güçtür. Çevremizi saran bu nesne dünyası karşısında sanatçının tavrı, paranoyak bir duygu yönelişi, harekete geçiren bir güç olma özelliği taşımakta ve ona bir yaklaşıp bir uzaklaşmaktadır; tıpkı aşık olan bir sevgilinin davranışında olduğu gibi. Özne var oldukça sanatsal yaratmaların vazgeçilmez unsuru olarak nesne hep var olacaktır.
Abdülkadir Şenkal, Kocaeli Üniversitesi, Abdülkadir Şenkal & Tuba Cebe
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 3, pp 60-82; doi:10.29329/ijiasos.2019.221.2

Abstract:
Adaletin ne olduğu ve adil toplumun nasıl kurulacağı sorunu antik çağdan beri filozofların ve sosyal bilimcilerin cevap aradığı sorulardır. Bu sorulara günümüzde en çok ses getiren cevabı veren filozoflardan birisi de Rawls’ tur. Onun adalet ile ilgili görüşlerinin yankı uyandırmasındaki en büyük etmen bir taraftan günümüz hâkim ideolojisi liberalizmin savunuculuğunu yapması diğer taraftan liberalizmi sosyalist eleştirilerle törpüleyerek günümüzde görece insancıl ve uygulanabilir bir sistem kurmaya çalışmasıdır. Böylelikle Rawls, liberalizmin özgürlüğünü, sosyalizmin eşitliğiyle uyumlaştırarak adil bir toplum oluşturulabileceğini göstermeye çalışmıştır. Rawls özgürlükle eşitliğin uyumunu belirli sosyal politika araçları ile sağlamaya çalışır. Ancak onun sosyal politika anlayışı belirli liberal sınırlamalara tabiidir. Özgürlüklerin eşitliğe önceliği, ekonomik ve sosyal haklara mesafeli yaklaşımı, farklılık ilkesinin karşılıklılık içermesi, faydacı biçimde ele aldığı sosyal işbirliği fikri ve bunların gerçekleşmesi için sunulan öneriler teorinin sınırlarıdır. Bu sınırlar sosyal politikalarının kapsamının dar kalmasına sebep olmanın yanı sıra sosyal adalet teorisinin etkinliğini ve sürdürülebilirliğini riske atmaktadır.
Özgür Topkaya, Canakkale Onsekiz Mart University
International Journal of Innovative Approaches in Social Sciences, Volume 3, pp 46-59; doi:10.29329/ijiasos.2019.221.1

Abstract:
Günümüzde birçok ülkede emeklilik yaşı yükseltilmiş bulunmaktadır. Buna karşın önceki sosyal güvenlik mevzuatları gereğince erken emekli olan bireylerin bir takım sebepler ile çalışma hayatına yeniden katıldıkları gözlemlenmektedir. Çalışmada 18 soruluk bir veri toplama aracı ve derinlemesine mülakat yöntemi ile 72 katılımcının konuyla ilgili verdiği cevaplar incelenmektedir. Çalışmada Türkiye’de etkin emeklilik yaşının düşük olduğu buna karşın kişilerin çalışma hayatından ayrılmalarını ifade eden ortalama emeklilik yaşının ise ortalamalara yakın olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışma içerisinde yaş ortalaması yüksek çalışanlar arasında çalışma hayatında birtakım sağlık sorunları yaşadıkları görülmüştür. Bunlar arasında vücutta görülen ağrılar başı çekmektedir.
Back to Top Top