Refine Search

New Search

Results in Journal Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi: 82

(searched for: journal_id:(1535699))
Page of 2
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Hüsnü Serdar Akyüz, Mehran Basmenji, Erdem Kirkan, Murat Ersen Aksoy, Aynur Dikbaş, Mehmet Korhan Erturaç
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 42, pp 232-260; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.868411

Orhan Gureli
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.703868

Abstract:
Vibroseis is a different seismic method, whose main parameter is varying with rock layers deep in the earth. Vibroseis data is extremely useful a method in seismic acquisition for controlling the frequency range of seismic data. The vibrator is a controlled energy source employed in seismic methods. It is now the principal source for land seismic exploration. Suitable input signal is typically a sinusoid that changes frequency within a bandwidth. To obtain high-quality subsurface images, amplitude of the sweep signal and amplitude of Klauder wavelet, as for as S/N ratio is important parameters. In this study, amplitude of Klauder wavelet variations with respect to different sweep parameters are investigated; tests have been made based on a variety of sweep numbers, sweep length, peak force ratio and sweep bandwidth and results have been compared with theoretical values. They have evaluated in the shot and process domain.
Elif Avşar
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.910036

Abstract:
Bilindiği gibi hamurda kayalar bloklar ve matriks olmak üzere iki bileşenden oluşmaktadırlar. Bu kayaların dayanım, deformasyon ve bozunma davranışının araştırılmasında hamurda kaya ile birlikte blok ve matriksin jeo-mekanik özelliklerinin ve bozunma karakteristiklerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmada hamurda kayanın donma-çözünme ve suda dağılmaya karşı duraylılık olmak üzere iki süreç açısından fiziksel bozunma davranışı araştırılmıştır. Buna ek olarak, bu tür bir kayanın yerinde ve dolayısıyla zaman açısından doğal sürecinde bozunması sonucu dayanımındaki azalma gözlenmiştir. Bu amaçla bozunmaya bağlı olarak dayanım azalmasının yerinde tayin edilmesi için Sille Antik Kenti’ndeki (Konya) kaya oyma yapılarının duvarlarında Schmidt çekici deneyleri uygulanmıştır. Laboratuvar ve arazi çalışmalarının tümünde hamurda kayayı oluşturan matriks ve blok bileşenleri ve hamurda kayanın kendisi ayrı ayrı incelenmiştir. Ayrıca, laboratuvar ve arazi ölçeğinde bozunma sonucu hamurda kayada ya da hamurda kaya kütlesinde gerçekleşen fiziksel değişimler birbiriyle ve diğer volkanik/volkanoklastik kayalarla karşılaştırılmıştır. Sonuçlara göre, hamurda kaya ve matriksin suda dağılmaya karşı duraylılığının düşük olduğu belirlenmiştir. Buna karşın, blokların suda dağılmaya karşı duraylılık indeksinin matriks ve hamurda kayayın suda dağılma indeks değerlerine oranla oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Donma-çözünme çevrimleri sonunda hem hamurda kayada hem de blok ve matrikste tek eksenli sıkışma dayanımının kritik biçimde azaldığı belirlenmiştir. Blokların Schmidt geri sıçrama değerlerinin matrikse ait değerlerden daha yüksek olduğu ve kaya yapılarının dış duvarlarındaki geri sıçrama değerlerinin iç odaların duvarlarında belirlenenlerden belirgin biçimde düşük olduğu ortaya konmuştur.
Mehmet Ekmekçi, Şükran Açikel
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 42, pp 144-178; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.899989

Abstract:
Yeraltısuyu beslenimi, su kaynakları potansiyelinin hesaplanmasında ihtiyaç duyulan temel parametrelerden biridir. Yeraltısuyu beslenme miktarının tahmin edilmesinde çeşitli yöntemler uygulanmakla birlikte, süzülme ve vadoz zon hidrolojisinin karmaşıklığı nedeniyle her yöntemin olumlu ve olumsuz yönleri bulunmaktadır. Karmaşık teoriye dayanmayan, temsil ediciliği düşük ve elde edilmesi zor parametreler gerektirmeyen, sonuçları görece yüksek güvenirliğe sahip, kolay uygulanabilir bir yöntem arayışı halen sürmektedir. Yeraltısuyu seviyesinde meydana gelen yükselimin yağıştan süzülen suyun doygun zona ulaşması sonucu olduğu varsayımıyla, yağışların eklenik etkilerinden yola çıkılarak beslenme miktarının tahmin edilmesi yaklaşımı, görece az sayıda veri gerektirmekte ve kolay uygulanabilirken, aynı zamanda belirli bir düzeyde güvenilir sonuçlar vermektedir. Bu çalışmada, ortalamadan eklenik sapma yaklaşımının kuramsal temelleri açıklanmış, yöntem Antalya-Gazipaşa Ovası akiferine uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, gözlenen yeraltısuyu seviyelerinin yüksek determinasyon katsayılarıyla türetilmesi mümkün olmuştur. Ayrıca yöntemle, yeraltısuyu seviye değişimine neden olan, akarsu yatağından sızma ve pompaj gibi dış etkileri analiz etmek mümkün olmuş, ova akiferinin açık bir sistem yapısında olduğu ortaya konmuştur.
Cemile Solak
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 42, pp 9-40; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.826807

Abstract:
Ortaköy-Barcın Yaylası Kretase istifi, Gündoğmuş’un (Antalya) kuzeyinde Akseki-Güzelsu-Köprülü boyunca yüzlek veren Antalya napları içerisinde yer alır. İstif, başlıca Pseudonummoloculina aurigerica, Praechrysalidina infracretacea, Nezzazata isabellae, Trochamminoides coronus, Glomospira urgoniana, Vercorsella arenata, Cuneolina parva türlerini içeren Albiyen kireçtaşları ile başlar ve Sellialveolina viallii, Ovalveolina maccagnoae, Biplanata peneropliformis, Pseudorhapydionina dubia, Pseudolituonella sp., Biconcava bentori, Merlingina cretacea, Chrysalidina gradata, Cuneolina pavonia, Coxites zubairensis türlerini içeren Senomaniyen kireçtaşları ile uyumlu olarak üzerlenir. Sıklıkla breşik seviyeler içeren Albiyen-Senomaniyen kireçtaşları sınırlı iç platformun kısa süreli su-üstü koşullara maruz kalan gel-git çevresi ortamlarını temsil eder ve baskın olarak fenestral/kuşgözlü çamurtaşı, fenestral/laminalı peloidal istiftaşı-tanetaşı ve foraminiferal vaketaşlarından oluşur. Albiyen-Senomaniyen iç platform istifini, başlıca Orbitoides apiculata, Orbitoides media-megaloformis, Lepidorbitoides sp., Siderolites cf. S. calcitrapoides, Omphalocyclus sp. türlerini içeren yamaç-havza ortamlarında çökelmiş Maastrihtiyen kireçtaşları uyumsuz olarak üzerler. Maastrihtiyen istifi, biyoklastik kireçtaşı ve çörtlü mikritik kireçtaşı-kalsitürbidit ardalanmasından oluşur. Bu litolojilerden biyoklastik kireçtaşı ve kalsitürbiditler, iri bentik foraminiferli biyoklastik istiftaşı-tanetaşı, çörtlü mikritik kireçtaşı ise planktonik foraminiferli pelajik vaketaşı özelliğindedir. Elde edilen veriler, uyumsuzluğu üzerleyen Maastrihtiyen yamaç-havza fasiyeslerinin tektonizmaya bağlı olarak hızlı bir platform çöküşü sonrasında geliştiğini ortaya koymaktadır.
Türkay Onacak
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 42, pp 1-8; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.904944

Abstract:
Yerkabuğunu oluşturan kayaç kütlelerinde gözlenen düzlemsel yapılar ile çizgisel unsurların arazi çalışmaları sırasında konumlarının sık ve doğru olarak ölçülmesi jeolojik yapının ortaya konması için oldukça önemlidir. Bu nedenle Jeoloji Mühendisliği öğrencileri için pusula ölçüm eğitimi büyük önem taşımaktadır. Sunulan bu çalışmada, Jeoloji Mühendisliği öğrencileri için geliştirilen otomatik pusula ölçüm eğitim sistemi ile öğrenci kendi başına pratik yapma, eğitici ise öğrenilenleri sınayabilme olanağını bulabilecektir.
Eren Kömürlü
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 42, pp 70-84; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.774533

Abstract:
Bu çalışmada, farklı birim deformasyon seviyelerine tabi tutulan silt türü zemin numuneleri üzerine gerilme rahatlaması testleri gerçekleştirilmiştir. Gerilme değerlerinin zamana bağlı değişimleri ile farklı birim deformasyon değerlerinin gerilme rahatlaması üzerine etkileri incelenmiştir. Ayrıca, gerilme rahatlamasının tek eksenli sıkışma dayanımı (serbest basınç mukavemeti) değerleri üzerindeki etkileri bir dizi deneysel çalışma ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, gerilme rahatlamasının tek eksenli sıkışma dayanımı (TESD) değerleri üzerinde önemli etkisi olduğunu göstermektedir. TESD değerleri belirli bir seviyeye kadar gerilme rahatlaması yaşanan birim deformasyon miktarı arttıkça yükselmiştir. Ancak, dayanım değerlerine yakın yüksek gerilme seviyelerinde başlayan rahatlamaların TESD değerlerini olumsuz etkilediği görülmüştür.
Güzin Akin, Öznur Karaca
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 42, pp 121-143; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.820161

Abstract:
Dünyada ve Türkiye’de en önemli doğal tehlikelerden biri olan taşkınlar doğal ya da insan müdahalesi sonucu, şiddetine ve oluşum şartlarına bağlı olarak az veya çok olumsuz etki yaratarak afetlere yol açmaktadır. Bu çalışmada, Muğla İli Fethiye yerleşim alanı içerisinde yer alan Çerçi Deresi’nin taşkın analizi yapılarak, dere yatağının da bulunduğu çalışma alanı için taşkın duyarlılık haritası hazırlanmıştır. İnceleme alanı için Çerçi Deresi etrafında taşkına duyarlı alanların haritalanmasında bölgeye ait jeolojik, jeomorfolojik, sedimantolojik ve hidrolojik verilerden yararlanılmıştır. Çalışma alanı zeminlerinin fiziksel özellikleri incelenmiş ve ince kum, silt ve kil boyutundaki sedimanların yoğunlukta olduğu görülmüştür. Alınan örnekler ile yapılan zemin deneyleri neticesinde hakim zemin sınıfının orta plastisiteli inorganik kil (CL) olduğu belirlenmiştir. Taşkına duyarlı alanların haritalanmasında konumsal analiz çalışmaları sırasında ArcGIS 10 programı ve alt modül olan Spatial Analysis modülünden yararlanılmıştır. Çalışma alanının eğim, yükseklik, akarsuya yakınlık, jeoloji, arazi kullanımı ve bakı gibi kriterlere ait altlık haritaları oluşturulmuş ve ağırlıklı çakıştırma yöntemi kullanılarak taşkın duyarlılık analizi ArcGIS programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sonuçta, çalışma alanına ait taşkın duyarlılık haritası elde edilmiştir. Oluşturulan bu duyarlılık haritasına göre çalışma alanının %17,64’ü taşkına yüksek duyarlı alanlar içerisinde yer almaktadır. Taşkına çok yüksek duyarlı alanlar da çalışma alanın güneybatısındaki Fethiye yerleşim merkezindeki alanları içermektedir.
Mehmet Ali Gücer, Ekrem Sari
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.889227

Abstract:
Doğu Pontidler (KD Türkiye), Anadolu Levhasının jeolojik olarak şekillenmesinde önemli bir rol oynayan Alp-Himalaya orojenezinin etkisi ile oluşmuş olup farklı türde magmatik kayaları içermesi bakımından önemli bir alan konumundadır. Özellikle Karbonifer yaşlı plütonlar, doğu Pontidlerin güney kesiminde, daha geniş mostralar halinde ve daha yaygın olarak gözlenmektedir. Bu çalışma, Bayburt’un (KD Türkiye) Pamuktaş bölgesindeki granitik kayaçlar üzerinde yeni petrografi ve tüm kayaç jeokimyası verileri sunmakta ve bunların oluşumunda hâkim olan kaynak bölge, petrolojik süreçler ve jeodinamik ortamı tartışmaktadır. Yaklaşık 5 km2’lik bir alanı kapsayan Karbonifer yaşlı Pamuktaş plütonu, çalışma alanında Jura öncesi temeli temsil etmekte ve uyumsuz olarak Erken-Orta Jura volkanoklastik ve volkanik kayaçlar ile Geç Jura-Erken Kretase kireçtaşları tarafından örtülmektedir. Pamuktaş plütonu esas olarak granit/granit porfir ve aplit (mikrogranit), daha az oranda ise granodiyorit, kuvars mikrodiyorit ve dasitik kayaçlardan meydana gelmektedir. Granitik kayaçlar, karışık özşekilli ve özşekilsiz granüler/mikrogranüler dokuya sahip olup başlıca alkali feldispat (çoğunlukla ortoklas), plajiyoklas, kuvars, biyotit ve amfibol (çoğunlukla hornblend) minerallerinden oluşur. Bazı örneklerde daha büyük fenokristaller porfirik doku oluşturur. Zirkon doygunluk sıcaklıkları 730-844°C arasında, apatit doygunluk sıcaklıkları ise 673-888°C arasında hesaplanmıştır. Granitik kayaçlar yüksek SiO2 içeriklerine (%65.62-75.09) ve yüksek K’lu kalk-alkaliden şoşonitiğe kadar uzanan bir afiniteye sahip olup I&S tipi bir kaynaktan itibaren türemiştir. Kayaçlar peralümin karakterli olup çarpışma sonrası volkanik yay granitoyidleri ile benzerlik göstermektedir. Ana ve iz element trendleri, kayaçların oluşumunda plajiyoklas, hornblend, apatit ve Fe-Ti oksit mineral fraksiyonlaşmasının önemli rol oynadığını göstermektedir. Pamuktaş plütonunun petrolojik özelliklerine göre, granitlerin gelişiminde fraksiyonel kristallenme, magma karışımı ve daha az oranda asimilasyon işlemlerinin rol oynadığı ortaya konmuştur. Elde edilen tüm veriler Karbonifer yaşlı Pamuktaş plütonunun ana magmasının orta-alt kıtasal kabuk ve zenginleşmiş litosferik manto ergiyiklerinden türediğini ve kıtasal magma odasında farklılaşarak yerleştiğini göstermektedir.
Serdar Yaşar
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.771224

Abstract:
Lineer olmayan yenilme ölçütleri, kaya malzemelerinin çekme, basma, yanal basınç altında basma ve kırılgan-sünek geçişi gibi tüm aşamalarını temsil etme noktasında kullanışlı araçlardır. Hoek-Brown (H-B) yenilme ölçütü sağlam kaya malzemesi için önerilmiş olan en önemli ölçütlerden birisidir ve mi sabiti ölçütün önemli bir parçasıdır. Hoek-Brown yenilme ölçütünde farklı kaya malzemeleri için mi sabiti çizelgede önerilen değerlerden, üç eksenli basınç deneylerinden ya da görgül çalışmalardan belirlenebilmektedir. Ancak tüflerin mi sabitinin belirlenebilmesi için yapılan deneysel çalışmalar sınırlıdır. Bu amaçla, iki farklı türde tüf örnekleri üzerinde farklı yanal basınçlar kullanılarak bir seri üç eksenli basınç dayanımı deneyleri gerçekleştirilmiştir. En küçük kareler regresyon yöntemini kullanarak H-B yenilme ölçütünün parametreleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, tespit edilen mi değerlerinin tabloda verilen değerden daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, tek eksenli basınç dayanımı değerinin H-B denklemi ile gerçek değerden daha yüksek olarak hesaplandığı görülmüştür. Buna ek olarak, yenilme sonrası numune görüntüleri, yenilme açısının artan yanal basınç ile arttığını göstermiştir.
Daria Chudinova
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.661153

Abstract:
In the work, the technique of expeditious modeling of deposits of oil with use of facies and facial heterogeneity is described during creation of geological and hydrodynamic model. Expeditious diagnosing of facial deposits is based on a mathematical method of a clustering by an algorithm k-means. In the work merits and demerits of this method and a way of his calculation for differentiation and the subsequent grouping of wells with various data are specified. An object of a research is terrigenous layer of the large-scale deposit of Western Siberia of Lower Cretaceous age. In the facial relation layer was created in a transitional situation of sedimentation and includes deposits of both sea, and transitional genesis. The research was conducted on 900 wells of layer collector, according to geophysical researches curves PS, αps, with control under the curve of GR log. By results of the cluster analysis several groups, excellent in the form of curve geophysical surveyshave been allocated. Comparison of the allocated groups given logging received as a result of a clustering with standard forms of curves according to V.S. Myromtsev facial deposits of the beach, a gully of explosive currents, alongshore gullies, the top part of a prefrontal zone of the beach, transgressive shaft of a prefrontal zone, the lower part of a prefrontal zone of the beach, underwater shaft of a prefrontal zone of the beach, alongshore bars have been allocated. The obtained data have been correlated to their vulgar distribution and the received distribution doesn't contradict features of sedimentation of this region. Expeditious diagnosing of facial deposits by means of the cluster analysis allows to estimate more competently the provision of a collector of geological model and to predict petrophysical properties and features of layer, to exclude subjective mistakes of the expert and to lower assessment time during the work with a large number of data.
Enver Akaryali, Furkan Kemal Aktaş
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.715883

Abstract:
Canca – Aktutan ve Leriköy (Yitirmez) – Dölek (Gümüşhane, KD Türkiye) alterasyon sahaları, Doğu Pontid Tektonik Birliği’nin Güney Zonu içinde yer almaktadır. Canca – Aktutan alterasyon sahasında Geç Kretase yaşlı Kermutdere Formasyonu ve Erken Eosen yaşlı Alibaba Formasyonu bulunmaktadır. Leriköy (Yitirmez) – Dölek alterasyon sahasında ise Erken Eosen yaşlı Alibaba Formasyonu ve Geç Eosen yaşlı Dölek Granitoyidi yüzeyleme vermektedir. Alibaba Formasyonu andezit, bazalt ve piroklastlarından oluşmaktadır. Eosen yaşlı Alibaba Formasyonu içinde gelişen alterasyonlar KB-GD ve yaklaşık D-B doğrultuya sahip kırık zonları ile ilişkilidir. Limonitleşme, hematitleşme, kloritleşme, killeşme ve silisleşme en karakteristik alterasyon türlerini oluşturmaktadır. Kil mineral parajenezi olarak sahalarda; kaolen, illit ve kloritin tespit edildiği, illit ve kaolen miktarının alterasyon merkezine doğru yaklaştıkça arttığı belirlenmiştir. MINSQ yöntemine göre Canca – Aktutan cevherli alterasyon zonunda kuvars ± kaolen ± Fe’li klorit, propilitik zonunda ise baskın alterasyon minerali albite ilaveten, Mg’lu klorit ± serizit tespit edilmiştir. Leriköy (Yitirmez) – Dölek cevherli alterasyon zonunda ise kuvars, ± kaolen, propilitik zonda ise baskın alterasyon minerali albite ilaveten, Mg’lu klorit ± epidot tespit edilmiştir. Nispi ve net kütle değişim hesaplamalarına göre Canca-Aktutan alterasyon sahasında cevherli zonda Au, As ve Pb elementlerinde; Leriköy (Yitirmez)-Dölek alterasyon sahasında cevherli zonda ise Au ve Mo elementlerinde zenginleşme gözlenmiştir. Sıvı kapanımlardan ölçülen homojenleşme sıcaklıkları, kuvarslarda 142 ile 344°C arasındadır. Cevher oluşturan sıvıların NaCl±KCl±MgCl2-H2O sisteminde, 0.2-1.9 % ağ. NaCl tuzluluğa ve 0.75-0.94 g/cm3 yoğunluğa sahip olması cevherleşmenin epitermal sistemde oluştuğuna işaret etmektedir. Elde dilen tüm veriler beraber değerlendirildiğinde; alterasyon sahasındaki potansiyel altın cevherleşmelerinin epitermal tipte olduğu ve oluşumlarının granitik magma ile ilişkili olduğunu göstermektedir.
Erhan Gülyüz
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 41, pp 114-146; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.701207

Abstract:
İç Anadolu'nun Neotetis ve Neotetis sonrası evrimi ile ilgili deformasyon olaylarının izleri, Geç Kretase – günümüz arası çökelim yaşına sahip Tuzgölü havzasının istiflerinde iyi bir şekilde kaydedilmiştir. Bu bağlamda, ilgili istifleri deforme eden ve yaş kontrollerine sahip kinematik izler, bölgede hakim olan deformasyon fazlarını ayırt ve karakterize etmek için oldukça önemlidir. Bu hedef doğrultusunda çalışma kapsamında, havza içindeki 41 farklı lokasyondan toplanmış olan 500'den fazla fay çiziği ölçümüne dayalı 57 paleostress ters çözümlemesi sunulmaktadır. İlgili ters çözümleme sonuçlarının zamansal dağılımı üç farklı deformasyon fazının ayırt edilmesine olanak sağlamıştır. Birinci faz, Neotetis Okyanusu’nun Geç Kretase-Oligosen zaman aralığı boyunca geç evre kapanımı ve İç Torid Kenet Kuşağı boyunca gerçekleşen kıta-kıta çarpışma olayları ile ilişkili neredeyse D-B doğrultulu bir sıkışma rejimi ile ilişkilendirilmiştir. İkinci faz, Kırşehir Bloğu’nun İzmir-Ankara-Erzincan Kenet Kuşağı boyunca Pontid bloğunun içine girintilenmesinden sonra Kırşehir Bloğu’nun segmentasyonu ile bağlantılı olabilecek KKB-GGD doğrultulu sıkışmalı rejimle ilişkilendirilmiştir. Son fazın ise, Orta Anadolu Platosu’nun ~ 10 My'dan bu yana yükselmesi ile ilişkili olabilecek transtansiyonal rejim ile alakalı olabileceği vurgulanmıştır.
Eren Pamuk, Çağlar Özer
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 41, pp 147-168; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.663521

Abstract:
S-dalga hızı (Vs) yerel zemin etkilerinin belirlenmesinde ve zemin dinamik analizi çalışmalarında oldukça önemli bir parametredir. Vs, klasik jeofizik yöntemler ile kolaylıkla elde edilebildiği gibi son yıllarda yapılan çalışmalarda Y/D (Yatay/Düşey) temel mod Rayleigh dalgası eliptisitesinin ters çözümü ile de elde edilmektedir. Bu çalışmada Erzurum’da bulunan, Afet ve Acil Durum Yönetimi ve Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi tarafından işletilen üç adet deprem istasyonunda kaydedilen gürültü kayıtları yardımıyla her bir istasyona ait bir boyutlu (1-B) S-dalga hız yapısı ortaya konulmuştur. Öncelikle üç istasyon tarafından kaydedilen üç bileşen (D-B, K-G, Z) mikrotremor kaydının sürekli dalgacık dönüşümü yardımıyla temel mod Rayleigh dalgası eliptisitesi elde edilmiştir. Sonraki aşamada eliptisite eğrisi Komşuluk Algoritması ile ters çözüm yapılarak 1-B’lu Vs derinlik kesitleri oluşturulmuştur. Son olarak elde edilen 1-B’lu Vs derinlik kesitlerinin doğruluğunu ve güvenilirliğinin sınanması amacıyla Vs derinlik kesitleri yardımıyla teorik Y/D spektral oranları elde edilmiş ve Nakamura yöntemiyle elde edilen Y/D spektral oranları ile karşılaştırılmıştır. Vs değerleri üç istasyon için yaklaşık 160 m derinliğe kadar düşük hata değerleri ile hesaplanmıştır.
Gulten Polat
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 41, pp 169-182; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.630560

Abstract:
Theodosius Dikilitaşı İstanbul'daki eski Hipodrom'da bulunan en önemli anıtlardan biridir. Dikilitaş, heykel tabanıyla bugün 24.77 metre yüksekliğindedir, ancak tarihi kayıtlar orijinal yapının belirgin şekilde daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca, kayıtlar bazı parçaların nakliye nedeniyle Mısır'da geride kaldığını göstermektedir. Dikilitaş, özellikle depremler olmak üzere birçok doğal yıkıcı olaya maruz kalmıştır. Bilindiği gibi, Dikilitaş'ın bulunduğu bölge sismik olarak çok aktiftir çünkü Türkiye’de potansiyel olarak en yıkıcı fay sistemine sahip olan Kuzey Anadolu Fayı ve onun segmentleri bu bölgede gelişmiştir. Dikilitaş'ın korunması için sismik performansını değerlendirmek önemlidir. Bu amaçla, bu çalışmada,yapısal dinamik özellikler ve Dikilitaş'ın tepkisi incelenmiştir. Bu amaca ulaşmak için sonlu elemanlar yaklaşımı kullanılarak sayısal bir model oluşturulmuştur. Buna ek olarak, bu çalışmada gerçek yer hareketi verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın en önemli bulgusu, Dikilitaş'ın uzun süre yıkıcı depremler yaşamasına rağmen, ortaya çıkan deformasyonun belirgin olmadığıdır. Depremlere karşı dayanıklılığı büyük olasılıkla inşa malzemeleriyle ilgilidir.
Ibrahim Çavuşoğlu, Hatun Ekti, Aslıhan Güvendi, Ahmet Gökcan, Hatice Demir
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 41, pp 100-113; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.664025

Abstract:
İş sağılığı ve güvenliği bakımından güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için öncesinde yapılan risk değerlendirilmesi ile riskler belirlenerek onlara karşı koruyucu ve önleyici tedbirler alınarak toplu koruma sağlanmaktadır. Ancak toplu korumanın sağlanamadığı durumlarda Kişisel Koruyucu Donanımların (KKD) kullanımları ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak bir yeraltı altın madeninde çalışanların kullandıkları KKD’lar belirlenmiş ve sonrasında çalışanların KKD kullanmadığı durumlara yönelik Risk değerlendirme matrisi (L-Tipi) metodu kullanılarak risk analizi yapılmıştır. KKD kullanılmadığında ortaya çıkabilecek olan tehlike ve riskler yeraltı koşullarında yerinde inceleme yapılarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda yeraltı altın madeninde kullanılan hemen hemen tüm KKD materyalleri için risk değerlendirmeleri Kabul Edilemez ve Dikkate Değer Risk olarak çıkmıştır. Bu çerçevede alınması gereken önlemler de çalışmada değerlendirilmiştir.
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.597652

Abstract:
Açık ocak madenciliğinde kazı işlemleri, genellikle direkt kazı ve gevşetme sonrası kazı olmak üzere iki şekilde yapılmaktadır. Kayaç dayanımı düşük olan sahalarda direkt olarak kazı yapılırken, tersi durumda ise delme-patlatma işlemiyle gevşetmeden sonra kazı operasyonları gerçekleştirilmektedir. Hangi kayaç dayanımı değerinden sonra gevşetme işleminin yapılması gerektiği üretimin ekonomik olarak yapılması açısından son derece önemlidir. Bu araştırmada açık işletme olarak çalışan bir kömür ocağında üç farklı kayaç dayanımı değerine sahip ve herhangi bir süreksizlik özelliği içermeyen bölgelerde çekme kepçeli yerkazar ile öncelikle direkt olarak kazı deneyleri yapılmıştır. Sonrasında ise aynı çalışma alanlarında delme-patlatma ile gevşetme yapıldıktan sonra yine aynı çekme kepçeli yerkazar ile kazı işlemi gerçekleştirilmiştir. Her iki durumda da birim kazı maliyetleri hesaplanarak karşılaştırma yapılmış ve tek eksenli basınç dayanımı 9,80 MPa ve daha yüksek olan sahalarda gevşetme işleminden sonra kazı yapılmasının daha ekonomik olduğu görülmüştür.
Selçuk Alemdağ, Enver Akaryali, Mehmet Ali Gücer
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.693508

Abstract:
Madencilik faaliyetlerindeki çevre kirliliğinin birincil kaynağını, çoğunlukla metalik, kömür ve asfaltit madenlerinde meydana gelen asit drenajı oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Pb-Zn cevherleşmesinin flotasyon tesisi atıklarının asit üretme potansiyelleri jeokimyasal analizler, kısa-dönem temas sızıntı testleri ve Asit Baz Muhasebesi (ABM) işlemlerini kapsayan statik testlerle incelenmiştir. Baraj eksen yeri ve rezervuar alanında açılan sondaj kuyularında kaya kütle geçirimliliğini değerlendirmek için lugeon deneyleri yapılmış ve geçirgen özellikte (K= 2x10-6 m/s) olduğu belirlenmiştir. Rezervuar alanını geçirimsiz hale getirmek için 40-50 cm kalınlığında kil serilerek sıkıştırılmış, oluşan kesit sonlu elemanlar yöntemi ile modellenerek geçirimlilik ve atık su deşarjları belirlenmiştir. İşlenen cevherin mineral parajenezini başlıca pirit, kalkopirit, sfalerit ve galen mineralleri oluşturmaktadır. Cevherli atık örneklerinin iz element konsantrasyonlarında, özellikle S, Zn, Cu, As, Sb, Cd, Hg, Ag ve Bi gibi potansiyel toksik metallerdeki yüksek zenginleşme cevherin türü ile doğrudan ilişkili olup, yeraltı suyunu kirletme potansiyeline sahiptir. Kısa-dönem temas sızıntı testlerine göre, örneklerin pH değerleri (9.55-10.60, n= 10), kıta içi su kaynaklarının kalite sınıflandırmasına göre, dördüncü-sınıf (IV) kalite sularını işaret etmektedir. Bununla birlikte, sülfit-sülfür (%S2: 2.92-3.98, n= 10), Net Nötralizasyon Potansiyeli (NNP; 32 kg CaCO3/t 149 kg CaCO3/t, n= 10) ve Nötralizasyon Potansiyel Oranı (NPO; 0.20-0.80, n= 10) değerleri cevherli atık malzemenin potansiyel asit üreticisi olduğunu göstermektedir. Sonlu elemanlar sızma analizi ile yapılan modellemede, temel kaya üzerinde 5m derinlikte elde edilen deşarj değeri 5.63x10-8m3/s ve temel kaya kütlesinin geçirimlilik değeri ise 9.79x10-10m/s olarak belirlenmiştir. Buna ilaveten atık baraj alanı, jeosentetik kil membran, jeomembran ve drenaj jeokompozit gibi jeotekstiller kullanılarak tamamen geçirimsiz hale getirilmiştir. Bu uygulamalar sayesinde, flatasyon tesisi atıklarının olası asit üretme potansiyellerinden kaynaklanacak yüzey ve yeraltı suyu kirliliği önlenmiş olacaktır.
Hakan Tarik Meriç, Seda Yolsal-Çevikbilen, Tuncay Taymaz
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.617852

Abstract:
Sismolojik gözlem ve verilerin ters çözüm işlemleri ile modellenmeleri, bir depremin kaynak mekanizması çözümünün (fay düzleminin doğrultu, dalım, kayma açıları, deprem odak derinliği ve sismik momenti vb), kinematik ve dinamik kaynak parametrelerinin (fay uzunluğu, fay genişliği, maksimum ve ortalama yerdeğiştirme miktarı, gerilme düşümü, kırılma süresi vb) belirlenmesine olanak tanımaktadır. Bu parametreler, daha sonra yapılacak olan diğer çalışmalarda giriş parametreleri olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, 08 Eylül 2017 tarihinde Chiapas (Meksika) bölgesinde meydana gelen M w 8.2 büyüklüğündeki yıkıcı depremin kaynak mekanizması çözümü ve fay düzlemi üzerinde gerçekleşen kayma/yırtılma dağılımı, telesismik uzaklıklarda kaydedilen uzun periyotlu P- ve SH- ve geniş-bantlı P- dalga şekillerinin modellenmesi sonucunda belirlenmiştir. Sonuçlar, 08 Eylül 2017 Chiapas (Meksika) depreminin çok küçük doğrultu atım bileşenine sahip normal faylanma mekanizmasıyla ve basit yapılı bir kırılmayla 54 km odak derinliğinde meydana geldiğini göstermektedir. Ayrıca, KB-GD uzanımlı fay düzlemi üzerinde gerçekleşen kırılmanın yaklaşık 125 km fay uzunluğuna ve 55 km fay genişliğine sahip bir alanda meydana geldiği, maksimum yerdeğiştirme miktarının ise yaklaşık olarak 22.10 m olduğu saptanmıştır. Tekdüze (homojen) kayma dağılımı modeline ve 30 yay-sn çözünürlüklü GEBCO-BODC batimetri verisine dayalı olarak gerçekleştirilen sayısal tsunami simülasyonu ile deprem nedeniyle oluşan tsunami dalgalarının Pasifik okyanusu içerisinde ilerleyişi modellenerek çeşitli kıyılar için yapay tsunami dalgaları hesaplanmıştır. Hesaplanan tsunami dalgaları Derin Deniz Tsunami Belirleme ve Raporlama Şamandıraları (DART) ve gel-git ölçerler tarafından kaydedilen gerçek-zamanlı tsunami verileri ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, yapay tsunami dalgalarının gerçek-zamanlı kayıtlar ile nispeten uyumlu olduğu gözlenmiştir. Ancak, bu uyum özellikle okyanus/deniz içi şamandıra kayıtlarında daha fazla, kıyılardaki gel-git ölçer kayıtları için ise göreceli olarak daha azdır. Kıyılarda gözlenen tsunami dalgalarının daha iyi modellenebilmesinin, sayısal tsunami simülasyonlarında yüksek çözünürlüklü batimetri verisinin ve depreme ait sonlu-fay kayma dağılımı modelinin kullanılması ile mümkün olabileceği önerilmektedir.
Çiğdem Saydam Eker
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.684511

Abstract:
There are minor geochemical differences between Harşit Stream bed and terrace sediments, and these can be owing to the impacts of climatic differences and chemical weathering rather than source rock composition. The bed sediments have lower average SiO2, Al2O3, Fe2O3, K2O, TiO2 and MnO concentrations than terrace sediments, but higher concentrations of MgO, CaO and Na2O. The rare earth element (REE) distributions, Eu/Eu*, (Gd/Yb)N, La/Th and (La/Yb)N ratios of the bed and terrace sediments indicate that they derived from a mixture of 3% granodiorite + 50% gabbro + 47% felsic tuff and 5 % granodiorite + 37% gabbro + 58% felsic tuff, respectively. The CIA, PIA, WIP values and ICV, Rb/Sr ratios indicate that the bed sediments are lowly weathered and terrace sediments are lowly to moderately weathered. The distribution of C-values and Sr/Cu ratios indicate an arid to semiarid climatic conditions for the bed sediments and an arid to semi-moist climatic conditions for terrace sediments. During weathering of the mixed source rocks, Na indicates the greatest loss for the bed and the terrace sediments, and P shows the lowest loss for both of sediments. The average of Si, Al, Na, K and Mn exhibits more loss in bed sediments than terrace sediments, the Fe, Mg, Ca and P exhibits less loss in bed sediments than terrace sediments.
Nurdan Inan
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.605235

Abstract:
Gözne (Mersin) güney ve güneydoğusunda yüzlek veren Karaisalı Formasyonu’nun bentik foraminifer içeriği, biyostratigrafisi ve paleoekolojisiyle birlikte tanımına katkı koymayı amaçlayan bu çalışmada 12 bentik foraminifer cinsi ve 13 tür saptanmıştır. Bunlardan özellikle Archaias cf. kirkukensis, Borelis melo, Operculina complanata ve Gypsina marianensis türlerinin Türkiye’deki yaş konakları birlikte değerlendirilerek, Karaisalı Formasyonu’nun inceleme alanındaki çökelme yaşının Akitaniyen (Erken Miyosen) olduğu belirlenmiştir. Idalina sinjarica, Asterigerina rotula, Rotalia perovalis, Rotalia trochidiformis, Gyroidinella manga ve Sphaerogypsina carteri türlerinin yaş konağının Akitaniyen’e kadar ulaştığı görülmüştür.Bu çalışmada alttan-üste doğru sırasıyla; Amphistegina lessonii ara zonu, Rotalia perovalis ve Sherbornina cf. atkinsoni ortak menzil zonu, Archaias cf. kirkukensis ara zonu, Gypsina marianensis ve Borelis melo topluluk zonu olmak üzere 4 bentik foraminifer biyozonu tanımlanmış, bu biyozonlara esas olan foraminiferlerin sistematik tanımları yapılmıştır.Globigerina-Rotalia karışık topluluğu, Amphistegina-Archaias topluluğu, Miliolidae topluluğu ve Pelecypoda- Gastropoda topluluğu olarak çok belirgin 4 topluluk ayırtedilmiştir. Foraminifer topluluklarına göre Karaisalı Formasyonu’nun çökelme ortamı Akitaniyen (Erken Miyosen)’de en fazla 30 m derinliğinde karbonat şelfinden, lagüner ve kıyı ortamlarına kadar değişmektedir.
Gulten Polat
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.579538

Abstract:
Simav bölgesinin sismik aktivitesi çok yüksektir, bu nedenle genellikle bu bölgede küme depremleri meydana gelir. Bu tür kümeler, kayma dalgası ayırma yöntemi kullanılarak kabuksal anizotropinin ölçülmesi için uygundur. Bu yüzden, bu deprem kümeleri, bu bölgenin altındaki kabuksal anizotropinin ölçülmesini mümkün kılmıştır. Ayrıca, sismik anizotropi ile sismik b değeri arasındaki olası bir ilişkinin olup olmadığını bulmak için depremlerin frekans-büyüklük ilişkisi zaman, mekan ve derinliğin bir fonksiyonu olarak kullanılarak sismik b değeri ve stres değerleri hesaplanmıştır. Sismik b-değeri için, 1 Ocak 2010 – 28 Şubat 2019 arasında 1,0’den büyük olan KOERI (Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme Merkezi) tarafından hazırlanan bir deprem kataloğu kullanılmıştır. Bu nedenle, analizlerden elde edilen bulguların güvenilirliği artırılmıştır, çünkü bu bölge için 2010 öncesi depremlerin yer parametrelerinin doğru olarak belirlenmesi, sismik istasyon kapsamı eksikliği nedeniyle güvenilir değildir. Ayrımlanma analizi için bu bölgede 2016'dan 2017'ye kadar meydana gelen mikro depremler ilk olarak seçildi. Kayma dalgası bölme analizinden elde edilen sonuçlar ayrımlanma parametrelerinde güçlü saçılma olduğunu göstermiştir. Bu gözlem deprem sürülerinin neden olduğu stres birikimi ile tutarlı görünmektedir. Ayrıca, stresteki farklılıklar nedeniyle, her istasyon için ortalama zaman gecikmesinde değişiklikler gözlendi. Çalışmanın bir diğer önemli gözlemi, kayma dalgası polarizasyonlarında 90 ° 'nin kaydığıdır. Sismik olarak aktif fay düzlemlerinde dalgalı yüksek gözenekli sıvı basınçları, kayma dalgası bölme parametrelerinde saçılma modelinin en muhtemel nedenidir.
Abdul Vahap Korkmaz
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.557605

Abstract:
Puzolanik özelliklere sahip birçok yapay ve doğal madde, çok eski zamanlardan günümüze kadar inşaat yapım alanında ve beton üretiminde çeşitli amaçlarla kullanılmışlardır. Bu maddeler betonun fiziksel, mekanik ve durabilite özelliklerini iyileştirmek ve üretim maliyetini önemli ölçüde düşürmeleri nedeniyle de tercih edilmektedirler. Bu çalışmada Yozgat tüflerinin puzolanik çimentolarda değişik oranlarda ikameli olarak kullanılmasının beton performansına etkisi araştırılmıştır. Bu sayede Yozgat bölgesindeki bakir tüf sahalarının ekonomiye kazandırılıp bölge için önemli katkılar sağlanması düşünülmüştür. Yozgat yöresine ait 4 farklı sahadan alınan volkanik kayaç örnekleri ile üretilen puzolanik çimentolar kimyasal, fiziksel, mekanik testler ile hidratasyon ısısı ve kızdırma kaybı analizlerine tabi tutulmuşlardır. Portland çimentosu klinkeri %20 ve %40 oranında sırası ile tüf örnekleri ile ikame edilmiştir. Analiz sonuçları malzemenin SiO2+Al2O3+Fe2O3 toplam içeriği % 77,97-82,25 arasında değişen volkanik kökenli porfirik traki andezit olduğunu göstermiştir. Yozgat yöresi volkanik kayaç örneklerinin puzolanik aktiviteleri 6,3-10,7 MPa arasında değişen basınç dayanımları tespit edilmiş aynı zamanda bu değerlerin oksit oranlarıyla ilişkisi ortaya konulmuştur. Puzolanik çimento üretiminde tras oranının %20’den % 40’a yükseltilmesi çimento örneklerinin erken yaştaki dayanımını azaltmış, 28 günlük dayanımları ise standartlar değerler arasında kalmıştır. Yozgat yöresine ait tüf örneklerinin reaktif silis ve puzolanik aktivite test sonuçları TS EN 197-1 ve TS 25’e göre tras kriterlerine uymaktadır. Yozgat tüflerinin Cem IV/B puzolanik çimentolarda % 40’a kadar kullanılabilecekleri sonucuna varılmıştır.
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 210-233; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.533430

Abstract:
Tr en Arkeolojik alanlar, tarihsel yapılar ve sit alanları yasa ve yönetmeliklerle korumaya alınmış ve izinsiz herhangi bir değişiklik veya restorasyon yapılması da yasal sınırlarla engellenmiştir. Tarihsel bir miras olarak günümüze kadar özelliklerini koruyan mimarı yapılar ve yerleşim alanlarında zamanla doğal veya yapay etkenlerle meydana gelen hasar, fiziksel ve iklim koşulları nedeniyle meydana gelen mukavemet kaybının tespiti önemlidir. Ancak bu tür çalışmalar yapılırken yapılarda kalıcı deformasyona neden olacak karot numunesi alma, sıyırma vb. uygulamalardan kaçınılması istenir. Bu nedenle hasarsız yöntemlerin kullanılması öncelikli ve zorunludur. Bu çalışma kapsamında Türkmenistan’ın antik şehri olan Merv’de sahabelerden Hakem El Gıfari ve Bureyde el-Eslemi’nin bulunduğu 2 kule ve 2 türbe üzerinde ultrasonik hız, çatlak derinliği ve basınç mukavemetlerinin hesaplanmasıyla yenileme yapılacak alanlar hakkında bilgiler elde edilmiştir. Hızların Uluslarası Atom Enerjisi Ajansı tarafından önerilen sınıflandırmaya göre çok kötü ve kötü kaliteye sahip olduğu, çatlak derinliği sınıflamasına göre II ve III derece çatlak sınıfına girdiği ve basınç mukavemetlerinin kulelerde 2-8 MPa arasında değiştiği, türbelerde ise 20 MPa değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Beton kalitesinin dayanımındaki bu farklılıklar, kuzeybatıdan esen rüzgarlar ve alanın tarihin farklı dönemlerde restore edilmesinde işçilik farklılıklarından kaynaklı olabileceği düşünülmüştür. Elde edilen sonuçlar kullanılarak yapıda güçlendirme yapıldığında, hem daha iyi korunacak hem de bütçe azaltılacaktır. Any changes or restorations to archaeological sites or historical buildings that are protected by law are prohibited without permission. In order to preserve the architectural heritage of a structure or a residential area that has retained its original character as a historical legacy, it is important to identify the weathering of used structural material or deterioration of strength, which can occur due to environmental conditions, or damage caused by natural or artificial factors over time. It is desirable, however, to avoid applications that will cause permanent damage in the structures, such as core sampling or stripping, when such studies are made. Non-destructive methods can eliminate this problem, but must be investigated to show their applicability. In this study, ultrasonic velocity and crack depth compressive strength determinations are applied to assess the integrity of brick structures in Merv, an ancient city of Turkmenistan. Two towers and two mausoleums are investigated, where Hakem El Gifari and Bureyde el-Eslemi are lying. The structural integrity of the towers and mausoleums are classified as weak and poor, respectively, according to classifications of the International Atomic Energy Agency. Crack depth classification infer class II and III for the structures, and the compressive strengths show a variation between 2-8 MPa in towers and 20 MPa in mausoleums. This variation in brick performance can be attributed to winds that blow from NW direction and the differences in the workmanship in the restoration over the buildings’ history. When restoration shall be conducted according to the results obtained, both historical heritage can be better preserved and any budget for structural reinforcement could be reduced.
Özcan Dumanlilar, Ismail Cihan, Mehmet Ekmekçi, Gökhan Kanaat, Can Aydoğan, Oğuz Turunç
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 136-167; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.519195

Abstract:
Sivas-Kangal-Bakırtepe Au mineralization is located in the northeastern part of the Eastern Taurides and occurs within the Lower Paleozoic-Mesozoic clastic and carbonate sedimentary rocks of the Taurus autochthonous units. Uncertainties associated with occurence, distribution and continuity of the ore is the primary factor that adversely affect ore production and related mining operation. Problems of locating zones enriched with Au required a revision of the current model and development of a new model that explains zones of primary and secondary enrichment. A comprehensive study has been conducted with the aim to develop a conceptual model. The studies included detailed geological, petrographical, geochemical, XRD, fluid inclusion analyses and karst processes. The conceptual model suggests that mineralization and enrichment of Au in the area can be explained by processes that took place in 3 main phases. The conceptual model was verified in practice. Mining operations were planned targetting the enriched zones as suggested by the model. The results approved to a great extent the success of the suggested model.
Gökhan Karcioğlu, Rafet Ender Alemdar, Leyla Evgi
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 190-209; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.549104

Abstract:
VLF and ERT methods are widely used for investigating the resistivity distribution in the first few ten meters of the earth. VLF method provides rapid and low-cost measurements; however, the low frequency count and the relatively narrow frequency band provide a lower depth of investigation, compared to that of the ERT method. Hence, ERT is amongst the most employed methods in the landslides areas where sharp resistivity contrasts are generally observed. To investigate the performance of the 2D inversion results of the VLF data on landslide areas, VLF-EM and ERT measurements are acquired on two parallel profiles. Besides, VLF-R measurements are performed on the northeastern end of the VLF-EM profile. The measured data are modeled and interpreted individually, using 2D smooth inversion algorithms. The results suggest that conductive zones and the sliding surface of the landslide are delineated using the VLF method. Accordingly, conductive clays of the Gürpınar formation, consisting of the sliding surface, are delineated between 15-20 m depth. Due to the sensitivity of the VLF-EM data to the horizontal conductivity differences, the conductive alluvium cover is not delineated from the VLF-EM data. In the northeastern part of the study area, clays of the Gürpınar formation are observed to be approaching to the surface, detected from both VLF-EM and ERT models. In the northeasternmost part of the study area, VLF-EM model failed to detect the alluvium cover separately from the conductive clays at ~3-10 m depth. However, due to the higher vertical resolution obtained from the VLF-R measurements, these conductors are successfully identified by the VLF-R model.
, Neslihan Ocakoğlu, Gualtiero Böhm
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 168-189; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.508154

Abstract:
In this study, reflection traveltime tomography has been carried out on a multichannel seismic reflection data in the İzmir Gulf to obtain a velocity-depth model of the study area for the first time. The time-migrated seismic sections were interpreted stratigraphically before reflection traveltime tomography application. The raw shot gathers improved by performing preliminary data-processing steps such as noise elimination by editing, muting, notch filtering and spherical gain recovery. Migrated seismic sections produced by using conventional data processing scheme in previous studies were interpreted stratigraphically in detail. The interfaces defined on the migrated time sections were picked on the improved common shot gathers. Travel times calculated by ray tracing were used during travel time inversion adopting SIRT (Simultaneous Iterative Reconstruction Technique) algorithm to estimate the local interval velocities. These interval velocities estimated in each iteration were used for calculating the shape and depth of the interfaces in the study area. The velocity field is updated by minimizing the travel time residuals. Tomogram revealed that the velocity model of a sedimentary sequence of four seismic units with a thickness of about 1 km in the offshore Foça that are separated by five different interfaces (H1-H5). The interval velocities of these sedimentary sequences vary between 1.5-2.6 km/s. The acoustic basement (H5) constitutes a basin geometry that deepens to 800 meters from west to east and gets shallow up to 440 meters in the east forming a ridge. In addition to this, the sediment units in the basins deepen from west to east in accordance with the basin geometry. The investigation provided that the reflection traveltime tomography method is a good tool to obtain stratigraphical properties of layers in depth and to estimate an accurate interval velocity model of the seismic unit.
, Özcan Yıldırım Gülsoy, , Mehmet Özyurt, Ergun Tuncer
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 1-34; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.496519

Abstract:
Son yıllarda ağır sanayi ve demir-çelik endüstrisinin enerji maliyetlerini düşürmeye yönelik talepleri, manyetit ve demir cevherlerinin safsızlık alt sınırlarının düşmesine sebep olmuştur. Daha yüksek kalite hedefleri konvansiyonel akım şemalarınının sınırlarını zorlamakta ve metal verimi bir problem haline gelmektedir. Bu çalışmada, Erzincan bölgesinde bulunan demir cevherindeki manyetit ve bakırın zenginleştirilebilirliğine yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Deneysel çalışmalarda yüksek verimde ve kalitede manyetit cevherinin yanında satılabilir tenörde bakır eldesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda detaylı mineralojik ve karakterizasyon çalışmalarını takiben manyetik ayırma ve flotasyon yöntemleri kullanılarak ilgili cevherin ekonomik olarak değerlendirilebilirliği incelenmiştir. Deneysel çalışmalar kapsamında -500 µm, -300 µm ve -106 µm boylarında kademeli manyetik ayırma testleri, manyetik ayırma ile kalite artırımı testleri, ve -75 µm ve -53 µm boylarında manyetik ayırma atığı ve beslemeden bakır kazanımı testleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ürünlerin demir içerikleri yeterince yüksek olmakla birlikte, sonuçlar yaş manyetik ayırmanın da tek başına yeterince temiz ürün üretmekte yeterli olmadığını göstermiş, sonrasında manyetik ürünün toplu sülfür flotasyonuna tabi tutulması ile impüritelerin daha da azaltılabileceği belirlenmiştir. Ayrıca manyetik ayırma sonrasında flotasyonla sülfür içeriği düşürülen nihai konsantreden bir çökelme tankı ile kaba şlam atılması durumunda silis, alümina ve magnezyum içerikleri daha düşük ürünler elde edilebileceği anlaşılmıştır. Devamında, deneysel çalışmalar sonucunda elde edilen veriler kullanılarak simülasyon destekli tesis tasarımı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre tasarlanan akım şeması ile %87-88 demir verimli ve %65.5-66.5 Fe tenörlü bir manyetit konsantresinin yanında, yaklaşık %47 verimle %18-19 Cu tenörlü bakır konsantresinin de elde edilmesi mümkün olmaktadır.
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 35-71; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.501506

Abstract:
Bey Dağları Otoktonu’nun doğu bölümüne karşılık gelen Katran Dağ alanında sığ denizel Jura-Kretase karbonat istifi en üstte orta-geç Senomaniyen yaşlı bol rudistli platform kireçtaşları (Yağca Köy Formasyonu) ile temsil edilir. Platform kenarı ortamında çökelmiş kireçtaşlarında daha derin ortamı işaret eden planktonik foraminifer ve kalsisifer içeren en az üç farklı mikritik neptüniyen dayk dolgusu tanımlanmıştır. D2 ve D3 dolgularında tanımlanan planktonik foraminifer toplulukları, dolguların geç Koniasiyen-Santoniyen ve en geç Kampaniyen-Maastrihtiyen’de gerçekleştiğini gösterir. D2 dolgusundan daha önce gerçekleşen D1 dolgusunun yaşı planktonik foraminifer içermemesi nedeniyle belirlenememektedir. Benzer şekilde, neritik kireçtaşları veya D2 dolgusundan oluşan yan kayacı kesen D4, D5 ve D6 dolguları da karakteristik planktonik foraminifer içermemeleri nedeniyle yaşlandırılamamaktadır. Ancak, özellikle D4 dolgusunun bazı bölümlerinin fasiyes özellikleri D3 dolgusu ile az çok benzerdir. D2 ve D3 dolgularında tanımlanan fasiyes ve planktonik foraminifer toplulukları Bey Dağları Otoktonu’nun kuzey bölümünde yaygın yüzlekleri bulunan pelajik istifler ile oldukça benzerdir. Bu veri platformun kuzey bölümünde gözlenen pelajikleşmenin platformun doğu bölümünde de gerçekleştiğini gösterir. Platformun doğu bölümünde, Santoniyen sonrası ve Maastrihtiyen sonunda gerçekleşen aşınma dönemlerinde pelajik istifler aşınmış olmalıdır. Neptüniyen dayk dolguları çoğunlukla genleşme tektoniğine bağlı olarak gelişen platform boğulmaları ile ilişkili olmaları nedeniyle, platformun bu bölümünün de kuzey bölümde olduğu gibi geç Koniasiyen-Santoniyen ve en geç Kampaniyen-Maastrihtiyen’de boğulduğunu gösterir.
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 110-135; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.500472

Abstract:
Seismicity catalogs are the most important product of seismic network operating centers, especially for the earthquake hazard studies. Understanding the nature of regional catalogues has primary importance in shedding light on statistical parameters of the seismicity behavior of that given region. It is a well-known truth that man made inhomogeneties and artificial facts exist in the catalogs due to the change of infrastructure with time. Precisely determined earthquake parameters are important not only for understanding the seismicity and seismotectonics of a region but also for providing an accurate estimation of seismic hazard and risk parameters. In this study, we present an evaluation of Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute (KOERI) - Regional Earthquake Tsunami Monitoring Center (RETMC) seismicity catalog for the time duration of 2013 – 2017. We mapped the magnitude of completeness, Mc, for Turkey for the RETMC catalog. We compared the results with the Mc values of different local earthquake sequences in the region, by also considering the variations of Mc with time. Results of the study will be a reference guide for researchers who benefit from RETMC-KOERI data.
Hayri Deniz Okur, Kenan Gelişli, Ali Erden Babacan, Hasan Sesli
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 92-109; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.532270

Abstract:
Deprem kuşağında bulunan ülkelerde, can ve mal güvenliği için betonarme yapıların kalitesi önemlidir. Bu yapıların kalitesini, yapının temel elemanları olan betonun ve betona gömülü çelik donatıların durumu belirler. Betonarme yapıların durumu yapıya herhangi bir zarar vermeden belirlenmelidir. Jeofizik yöntemlerle, betonarme yapıda hiçbir delgi veya karot alma işlemi yapılmaksızın tamamen hasarsız olarak beton dayanımı, betona gömülü çelik donatıların yerlerinin tespiti ve korozyon durumu belirlenebilir. Belirlenen bu özellikler karot örneği gibi sadece yapının küçük bir kısmını değil bütün yapıyı temsil eder. Sismik ultrasonik yöntem ile betonarme yapılar üzerinde yapılan ölçümlerle, betonun kırık-çatlak yapısı, dayanımı, elastik parametreleri ve betonun içindeki boşluklar belirlenerek betonun kalitesi tespit edilebilir. Yer radarı (Ground Penetrating Radar, GPR) yöntemi kullanılarak, betonun içindeki donatıların yerleri, aralıkları, sayıları ve beton içerisindeki boşluklar belirlenebilir. Elektrik özdirenç yöntemi ile ise betonun nemliliği ve donatıların korozyon durumu ortaya konulabilir. Bu çalışmada, yapılarda deprem dayanımını arttırmak için üretilmiş bir yapı elemanının durumu, bir kuvvet uygulanmadan önce ve sonra araştırılmıştır. Betonun kalitesi ve nemliliği yapının donatılarının yerleri, donatıların korozyon durumu ve yüzeyden görülmeyen çatlakları incelemek amacıyla oluşturulan betonarme yapı üzerinde jeofizik ölçüler alınmıştır. Bu amaçla sismik ultrasonik yöntem, yer radarı yöntemi ve elektrik özdirenç yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada 18 profildeki 176 noktada ultrasonik, 85 profilde iki ve üç boyutlu yer radarı, 25 profilde de özdirenç ölçümleri alınmış ve değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, kullanılan yöntemler ile yapının kalitesi, nemliliği, donatıların yerleri ve korozyon durumu ortaya konulmuştur. Ayrıca, betonarme yapıya uygulanan kuvvet sonrası, yapıda meydana gelen yapısal değişimler de bu yöntemler ile açıkça gözlenebilmiştir.
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 40, pp 72-91; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.509982

Abstract:
Bu çalışma, Demirkapı (Hamur-Ağrı) dolaylarındaki volkanik kayaçların petrografik ve jeokimyasal özelliklerini ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Demirkapı granitoidleri olarak isimlendirilen granitoidler monzogabro, monzodiyorit, kuvars monzodiyorit, monzogranit ve granit türü kayaçlardan meydana gelmektedir. Çalışma alanındaki volkanikler andezit ve dasitlerden, piroklastikler ignimbrit ve tüflerden meydana gelirler. Çalışma alanında bulunan volkanik kayaçlar subalkali, kalkalkali, yüksek K’lu seri ve şoşonitik özelliklere sahiptirler. Bu volkanik kayaçlar hafif nadir toprak elementleri (HNTE) ve iri katyonlu litofil elementler (İKLE) açısından zenginleşme gösterirler. Bu zenginleşme kayaçların oluşumu sırasında fraksiyonel kristallenme ile birlikte kabuksal kirlenmenin de etkili bir süreç olduğuna işaret etmektedir.
, Murat Utkucu
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 39, pp 237-252; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.503939

Abstract:
Bu çalışmada, 10 Mayıs 1997 Qa’enat depreminin (Mw=7.2) sonlu-fay kırılma özellikleri araştırılmıştır. Hartzell ve Heaton (1983) tarafından geliştirilen bir lineer sonlu-fay ters çözüm yöntemi sonlu-fay kaynak özelliklerini elde etmek için geniş bant telesismik P ve SH cisim dalga şekillerine uygulanmıştır. 1997 Qa’enat depreminin çoklu-segment sabit rake açılı sonlu-fay modeli, kırılmanın üç pürüzün yenilmesiyle kontrol edildiğini, en büyük kaymanın 340 cm ile ortada yer alan pürüz üzerinde olduğunu, güneye doğru tek yönlü olarak ilerlediğini, 36 saniye sürdüğünü ve 1.26x1027 dyn.cm’lik bir sismik momenti serbestlediğini göstermiştir. Kuzeydeki pürüz 30x15 km2’lik bir kırılma alanı ile 220 cm maksimum kayma genliğine ve güneydeki pürüz 12x15 km2’lik bir kırılma alanı ile 220 cm maksimum kayma genliğine sahiptir. Benzer bir kayma dağılım modeli, kayma genliklerinde küçük farklılıklar ve daha sığ güney pürüz ile rake açısının 90o-180o aralığında değişimine izin verildiğinde de elde edilmiştir. Ayrıca değişken rake açılı ters çözüm, depremin baskın olarak sağ yanal kayma nedeniyle olduğunu ve arazide gözlendiği gibi güney pürüzde önemli bir ters kayma bileşenine sahip olduğunu göstermiştir. Değişken rake açılı ters çözüm için sismik moment 1.18x1027 dyn.cm olarak hesaplanmıştır.
Khaled Ahmed Ramadan,
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 39, pp 195-206; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.503884

Abstract:
Indoor radon increases the health hazard due to long-term exposure. Most building materials of natural origin contain small amount of naturally occurring radioactive materials. The building materials of natural origin reflect the geology of their site origin. This study was carried out to assess the radon activity concentration in rock and building materials used in construction purposes in the Gaza Strip, southwestern of Palestine. Fourteen different construction materials of imported (international) and local origin were tested, using solid state nuclear track detectors (CR-39). After 55 days of exposure, CR-39 detectors were etched chemically and then counted under an optical microscope. The radon concentration level of studied samples ranges from 94.4 to 642.5 Bq/m3. The sands (from north of Gaza Strip), black cement, gray granite and the marble show relatively highest levels with values about 642.5, 285.0, 283.6, and 257.2 Bq/m3, respectively. These values are above the international standard limits, and they are not safe for use in construction purposes. According to Ubeid and Ramadan (2017), the highest value in sands are referred to black sands, agricultural run-off and urban areas, discharges from mining activities, factories and municipal sewer systems, leaching from dumps and former industrial sites. While, the high value in gray granite is related to high percentage of silica and potassium contents, the high value of radon concentration in the marble is interpreted to high contents of organic matter in the original limestone before the metamorphism. On the other hand, values on radon concentration in the waste-dust of marble and granite from industrial quarry were 399.7 and 257.2 Bq/m3, respectively. They were above the international standard limit, and generally the ambient is not safe for workers.
, Mehmet Tekin Yürür
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 39, pp 155-176; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.503711

Abstract:
Gold exploration works in central Anatolia, Turkey, were intensified during the last decade, and potentially important gold mineralizations were discovered. In the region, important gold discoveries hosted by metamorphic and granitic rocks are, in the west, Savcılıebeyit and Terziali (Kırşehir), in the middle part, Himmetdede and Mahmatlar (Kayseri), Akçataş (Nevşehir), and at the south-east , Gümüşler (Niğde) mineralizations. The Savcılıebeyit gold mineralization consists mainly of gold-quartz veins, and is the first discovered gold enrichment hosted by metamorphic rocks of west-central Anatolia. These veins are situated at the south-eastern margin of the Cefalıkdağ-Baranadağ granite-migmatite dome, at 60 km west of the city of Kırşehir. In this study, preliminary results of geological and structural investigations of the gold-quartz veins are presented. The study area is part of the Palaeozoic-Mesozoic Kırşehir Massif that comprises mainly high-grade metamorphic and plutonic rocks covered by Cenozoic sediments. The gold-quartz veins are hosted by migmatite, migmatitic gneiss, gneiss-schist-marble intercalations, calc-silicate gneiss and marble. Quartz veins are discordant with respect to the foliation and major lithologic boundaries, and have sharp contacts with the enclosing metamorphic wall rocks. Veins occur as single or composite, relatively continuous veins that are up to about 2 km long and extend for at least 200 m down dip. Their thickness ranges from a few millimetres to two metres. The gold-quartz veins consist mainly of quartz, arsenopyrite, pyrite and secondary haematite and limonite. Other common minerals in the veins are calcite, muscovite, biotite, chlorite and epidote. The distribution of gold is erratic, and only weathered, haematite- and limonite-rich parts of the veins near the surface consistently display higher gold contents. Homogenisation temperatures obtained from fluid inclusions in the quartz vein have a wide range, from 160˚C to well above 400˚C. The fluid inclusions are generally rich in carbon dioxide and also have high salinities (20-33 % NaCl equivalent). The gold-quartz veins have many similarities to orogenic gold deposits in terms of metal associations, wall-rock alteration assemblages, mineralogy, formation conditions and structural control. The spatial association of the veins with migmatites, high-grade metamorphic rocks and granitoids suggests an origin related to metamorphism, uplift and/or migmatite doming and granitoid emplacement in central Anatolia.
Murat Kale
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 39, pp 263-276; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.503952

Abstract:
Bu çalışmada, deterministik ve stokastik yöntemler bir arada kullanılarak Yeşilırmak Havzası için mekânsal yağış dağılımını en iyi temsil eden modelin belirlenmesi ve mekânsal yağış dağılımına ait değişiminin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Çalışmada, otuz meteoroloji gözlem istasyonuna ait 1954 – 2014 yılları arasındaki yağış veri seti kullanılmıştır. Havzayı en iyi temsil eden modelin belirlenmesi için deterministik yöntemlerden Uzaklığın Tersi ile Ağırlıklandırma (IDW) ve stokastik yöntemlerden Ortalamasız Kriging (OK) yöntemi kullanılmıştır. Yağış modellerinin doğruluğu Çapraz Geçerlilik (Cross-Validation) analiz yöntemiyle test edilmiş ve modellerin karşılaştırılmasında Ortalama Hata (ME), Ortalama Mutlak Hata (MAE), Karekök Ortalama Hata (RMSE) ve Standardize Karekök Ortalama Hata (RMSSE) değerlerinden faydalanılmıştır. En uygun model seçiminden itibaren 1954 – 1984 ve 1984 – 2014 dönemlerine ait mekânsal yağış haritaları oluşturulmuş ve değişim araştırılmıştır. Çalışma sonuçları iki grupta toplanabilir. (i) OK yöntemi ile yapılan modelleme IDW yöntemi ile yapılan modellemeye göre daha iyi sonuçlar vermiştir. (ii) İkinci otuz yıllık dönemde havza genelinde yağış yüksekliği artış eğilimindedir.
Engin Meriç, Ipek Barut, Baki Yokeş, Mustafa Eryilmaz, Fulya Yücesoy-Eryilmaz, Feyza Dinçer
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 39, pp 207-220; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.503918

Abstract:
Doğu Ege Denizi (Türkiye) ve Midilli Adası (Yunanistan) kıyılarında belirlenmiş olan veya belirli noktalarda foraminifer topluluklarının sunduğu renklenme, yabancı foraminiferlerin varlığı ve şekil bozukluğu gibi farklı özellikleri nedeniyle varlığı düşünülen sıcak su çıktıları çevresinde yapılmış olan araştırmalarda Coscinospira hemphrichii, Euthymonacha polita, Peneroplis pertusus, P. planatus, Amphisorus hemprichii, Sorites orbiculus, S. variabilis, Cymbaloporetta plana, C. squammosa ve Amphistegina lessonii, A. lobifera gibi yabancı bentik foraminiferlerin yayılımında büyük farklılıkların olduğu gözlenmiştir. Kuşadası Körfezi sıcak su çıktısı etrafında gözlenen foraminifer topluluğu oldukça zengin denilebilecek yabancı cins ve türlere sahiptir. Doğanbey Körfezi topluluğu ise bu özellik açısından fazla zengin değildir. Karaburun Yarımadası, Ilıca Koyu’nda ise farklı bir durum ile karşılaşılmıştır. Yabancı topluluğu içinde Ege Denizi için karakteristik bir foraminifer olan Amphistegina lobifera yoktur. Buna karşın Karaburun Yarımadası kuzeybatısından alınmış olan güncel çökel örnekleri bol denilebilecek sayıda Amphistegina lobifera içermektedir. Daha kuzey alanda Aliağa çevresindeki Ilıca Burnu’nda birbirine yakın iki noktada 40°C ve 51°C sıcak su çıktısı bulunmaktadır. Alınmış olan 13 örnekte Amphistegina lobifera dışında Peneroplis pertusus, P. planatus, Amphisorus hemprichii ve Sorites orbiculus gibi Ege Denizi için karakteristik olan cins ve türlere ait herhangi bir bireye rastlanılmamıştır. Elde edilen bulgular ile daha önce çalışılmış olan Kuşadası, Doğanbey, Karaburun Yarımadası kuzeybatısı gibi alanlarda varılan sonuçlar karşılaştırıldığında büyük bir farkın varlığı ortaya çıkmaktadır. Adı geçen üç bölgede gözlenmiş olan Peneroplis pertusus, P. planatus, Coscinospira hemprichii, Sorites orbiculus ve Amphistegina lobifera bireylerine Aliağa örneklerinde rastlanılmamıştır. Bu durum Ege Denizi’ndeki bazı noktalarda çok farklı ekolojik koşulların varlığı veya eksikliği nedeniyle gerçekleşmiş olabilir. Örnek olarak Çeşme Ilıca Koyu gösterilebilir. Burada 28.4oC sıcak su çıktısının varlığına karşın Amphistegina lobifera dışında yukarıda adı geçen diğer bentik foraminiferler bulunmuştur. Hâlbuki Kuşadası Körfezi, Ilıca Koyu ve Karaburun Yarımadası KB’da oldukça fazla sayıda denilebilecek güney Pasifik ve Kızıldeniz kökenli Euthomonacha polita ile Coscinospira acicularis bireylerine rastlanılmıştır. Aliağa Ilıca Burnu’ndaki 51oC ve 40oC sıcaklık sunan 2 sıcak su kaynağı çevresinde ise adı geçen 5 bentik foraminifer ile diğer yabancı foraminiferlerin bulunmayışı bu cins ve türlerin yaşam koşulları için belirli bir sıcaklık değeri olması gerektiğini ve Ilıca Burnu kaynaklarındaki değerin çok yüksek olduğunu düşündürür, Bu verilere göre farklı cins ve türler değişik ekolojik koşulların etkisinde kalarak yaşamlarını devam ettirebilirler veya yaşama imkanını bulamazlar. Buna karşın geçmişte var olduğu düşünülen ve çok sayıda jips kristali içeren 11 no’lu örnek çevresinde foraminifer çeşitliliğinin oldukça zengin olmasına karşın, ostrakod ve mollusk topluluğu çok fakirdir. Bu duruma termal suyun içermiş olduğu sülfatın neden olduğu düşünülebilir. Yine ortaya çıkan sonuç sülfatın ostrakod ve mollusklar üzerinde olumsuz yönde etken olmasına karşın foraminiferleri fazla etkilemediğidir. Söz konusu bu yabancı foraminiferlerin Ege Denizi’nde farklı lokalitelerde gerek fiziksel ve gerekse kimyasal özellikleri açısından farklılık sunan ekolojik koşulların etkisinde kalarak belirli alanlarda çoğalıp yayıldıkları, belirli alanlarda ise yaşama imkanı bulamadıkları anlaşılmıştır. Bunların dışında kuzeybatı ve batı Ege Denizi (Yunanistan) kıyı alanlarında yapılan çalışmalarda cins ve tür çeşitliliği açısından fazla zengin olmayan yabancı bentik foraminiferler gözlenmiştir. Ancak önümüzdeki yıllarda bu alanlarda yapılacak olan ayrıntılı çalışmalar muhtemelen zengin bir çeşitliliğin...
Feridun Boylu, Ibrahim Ethem Karaağaçlioğlu
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 39, pp 221-236; https://doi.org/10.17824/yerbilimleri.503930

Abstract:
Kömür kalitesi genellikle, kül içeriği ile ifade edilmektedir. Kömür ısıl değerinin büyük oranda kül yapıcı madde içeriği tarafından kontrol edildiği bilinmektedir. Ancak, kömür kül içeriğinin yanı sıra, kısa kömür ve elementel analiz bileşenleri ve ilave olarak kömür petrografisinin de kömür ısıl değeri üzerindeki etkisi önemlidir. Sonuç olarak her ne kadar kül içeriğinin kömür kalitesi üzerinde etkisi büyük olsa da, aslında kömür kalitesinin, kül içeriği, ısıl değer ve kömürü meydana getiren orijinal bitkinin kökeni yani kömür petrografisinin bir kombinasyonu olarak ortaya çıktığı bir gerçektir. Öyle ki, kömür yıkama işlemleri sonrasında, elde edilen atığın (şistin) değerlendirilmesi sadece kül içeriği ile yapıldığında, zenginleştirmenin etkinliği ile ilgili ciddi değerlendirilme yanlışlığı söz konusu olmaktadır. Buna ilave olarak, online kömür analizi için programlar yazılırken dahi, kalorifik değer-kül içeriği ilişkisi, çoğu uygulamalarda global olarak değerlendirilmekte ve bu da ölçüm doğruluğunu etkilemektedir. Kül-kalorifik değer ilişkisi ve kömür yıkama tesis atıklarının kalitesinin değerlendirilmesi üzerine yapılan yanlış ve eksik tanımlamalarla ilgili örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu sebeple, kömür ve kömürün yapısal özellikleri, kül yapıcı madde ve kül içeriği ilişkisinin çok daha detaylı bir şekilde örneklendirildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, kömür bileşenleri-kömür ısıl değeri ve kül yapıcı madde-kül içeriği ilişkisi, bazı Türk kömür örnekleri üzerinde değerlendirilerek tartışılmıştır.
Yerbilimleri/Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Dergisi, Volume 37; https://doi.org/10.17824/yrb.73560

Abstract:
Kaya malzemesi tanjant elastisite modülü kaya mühendisliği tasarım problemlerinin çözümünde önemli bir parametredir. Elastisite modülünün standart laboratuvar deneyleriyle belirlenmesi zor, pahalı ve zaman alıcı bir iştir. Bu durum özellikle ince tabakalı, ileri derecede kırıklı, foliasyonlu, yüksek poroziteli ve zayıf kayalar için geçerlidir. Bu nedenle, araştırmacılar tarafından tanjant elastisite modülünün tahmini için bazı istatiksel modeller geliştirilmiştir. Bu modeldeki korelasyonlar indeks özellikler, petrografik özellikler, Schmidt çekici geri tepme sayısı ve Nokta yük indeksi gibi basit mekanik deneylerle ilgilidir. Ancak, bu korelasyonlar genel amaçlı kullanıma uygun değildir ve basit mekanik deneyler bazı zorluklara ve kısıtlamalara sahiptir. Son birkaç yıl içinde, bu geleneksel yönteme ek olarak, tanjant elastisite modülünün tahmini için yeni teknikler büyük ilgi toplamıştır. Bu yeni teknikler yapay sinir ağları (ANN), genetik algoritma (GA), ilgililik vektör makineleri (RVM) ve destek vektör makineleri (SVM) gibi esnek hesaplama yöntemleridir. Bu çalışmada, kaya malzemesi tanjant elastisite modülünün (Et) tahmininde En Küçük Kareler Destek Vektör Makinesi (LS-SVM) yönteminin uygulanabilirliği ve yeteneği incelenmiştir ve yöntemin performansı yapay sinir ağları (ANN) modeli ile karşılaştırılmıştır. İncelenen örnekler Gümüşhane, Giresun ve Rize’de (KD Türkiye) yüzeylenen volkanik kayaçlardan alınmıştır. Bu modellerin girdi parametreleri efektif porozite ve P-kararlılık indeksidir. ANN ve LS-SVM modellerinin performanslarını belirlemek için Performans İndeksi (PI) kullanılmıştır. Bu iki yöntem güçlü esnek hesaplama teknikleri olmasına rağmen, LSSVM daha yüksek doğruluk ve daha hızlı sonuçlar üretmektedir. Bu çalışma sonuçlarına göre, incelenen volkanik kayaç örnekleri için, LS-SVM modelinin ANN modeline göre daha iyi genelleme yeteneğine sahip olduğu söylenebilir.
Page of 2
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Back to Top Top