Refine Search

New Search

Results: 522

(searched for: publisher_group_id:8814)
Save to Scifeed
Page of 11
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Refiswal Refiswal, Elisa Julianti, Tavi Supriana, Iskandarini Iskandarini
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 551-559; https://doi.org/10.29133/yyutbd.836181

Zian Hamid, Abdulkarım LAKMES, Havva Gümüş, Nefise Eren Ünsal, Abdullah Kahraman
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 673-685; https://doi.org/10.29133/yyutbd.875250

Reza Adiban, Arash Hossein POUR, Farzin Parchami-Araghi
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 655-661; https://doi.org/10.29133/yyutbd.909711

Can Ertekin, Haşmet Emre AKMAN, Ismail Boyar
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 782-793; https://doi.org/10.29133/yyutbd.872793

Şule Inci, Ayşe EREN, Sevda Kirbağ, Ahmet Ismail Özkan
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 277-280; https://doi.org/10.29133/yyutbd.823401

Abstract:
Ficaria verna Huds. is a plant belonging to the Ranunculaceae family, known as mole grass and celandine among the people. It is known to have anti-inflammatory and anti-haemorrhagic pharmaceutical effects. In this study, it was aimed to determine the antimicrobial effect of different concentrations of F. verna extracts obtained from methanol, ethanol and chloroform and the antioxidant activity of different concentrations of the extract obtained from methanol. In the results obtained, the best antimicrobial effect (17-20 mm) against Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Klebsiella pneumoniae, Bacillus megaterium, Salmonella thypii and Candida albicans was determined in the methanol extract of F. verna at a concentration of 1000 µg. It was observed that the scavenging effect of the DPPH radical of F. verna increased depending on increasing concentrations.
Selma Boyaci, Bahadır ALTUN, Ahmet Kazankaya
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 330-336; https://doi.org/10.29133/yyutbd.846822

Abstract:
Bu çalışmada, kuşburnu tohumlarının çimlenme oranı ve çöğür gelişimi üzerine farklı katlama ortamlarının (kum, torf, vermikülit ve vermikompost) ve sıcaklık uygulamalarının (ılık + soğuk) etkisi araştırılmıştır. Çalışma; Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait laboratuvarda ve seralarda, 2019 yılında 28 hafta süreyle katlamaya alınan tohumların 2020 yılında çıkışlarının incelenmesiyle yürütülmüştür. Kuşburnu tohumlarına, kum, torf, vermikülit ve vermikompost ortamlarında 14 hafta 22oC’de ılık katlama + 14 hafta 4oC’de soğuk katlama yapılmış, katlama sonucunda tohumlar serada viyollere ekilmiştir. Torf ve vermikompost ortamında çıkış meydana gelmemiş, kum ve vermikülit ortamlarında ise çıkış oranları sırasıyla % 2.5 ve % 11.75 olarak gerçekleşmiştir. Çıkış yapan fideler 5 cm büyüklüğe ulaşınca saksılara alınmış, vegetasyon periyodunun sonunda kuşburnu çöğürlerinde; taç büyüklüğü, kök boğazı çapı, gövde sayısı, gövde uzunluğu ve çapı, sürgün sayısı, sürgün uzunluğu ve çapı, kök uzunluğu, kök kuru ve yaş ağırlığı, gövde kuru ve yaş ağırlığı olmak üzere farklı morfolojik özellikler belirlenmiştir. Çalışma sonunda kuşburnu (Rosa canina L.) tohumlarında, 14 haftalık ılık katlama + 14 haftalık soğuk katlama süresinin yetersiz kaldığı, bu nedenle hem kısa süreli katlama hem de uzun süreli katlama uygulamalarında yalnızca katlama ortamı ve sıcaklığın tek başına yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır.
Hasan Can, Mehmet Hamurcu, Sait Gezgin, Erdoğan HAKKI
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 318-329; https://doi.org/10.29133/yyutbd.802653

Abstract:
The aim of this research is to evaluate and analyze the influence of different degrees of salt stress on the tolerance of Australian wheat lines having characteristics derived from wild types in comparison with a local cultivar well–adapted to Anatolian conditions under controlled conditions. In the research, the two lines, namely AU5924 and AU5907, adapted to Australian conditions harbor HKT1;4 and HKT1;5 loci and Bayraktar 2000 cultivar used as genetic material. In our study, a trial plan with four replicates and two salt treatment doses (0 mM control group and 200 mM stress group) was designed. The samples were collected for elemental analysis, measuring physiological parameters as well as determining proline content after the appearance of stress symptoms. In this respect, (K), known to play an important role in enhancing stress tolerance, was found to be higher in HKT–containing lines in comparison to Bayraktar 2000. HKT genes could improve the production of Anatolian varieties. While the dry weight of the genotype Bayraktar 2000 was higher than the lines checked, the proline content of line 5907 was lower and the potassium and (K/Na) ratio decreased. These parameters effectively increased the dry weight under salt stress. However, the line 5907 demonstrated the best tolerance among all analyzed genotypes.
Rukiye Yaman
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 348-354; https://doi.org/10.29133/yyutbd.785270

Abstract:
Mulberry fruits contain large amounts of anthocyanins, polyphenols, flavonoids components and minerals which are important for human health. In this study, phytochemical properties of some mulberry genotypes in theecologicalconditions of the Malatya region were investigated. ‘Kenmochi’, ‘Bursa Siyah’, ‘44 BA 05’, ‘Elazığ İçme’, ‘23 MRK 09’ the mulberry genotypes and one patented ‘Ichinose’ cultivar were studied concerning their total phenolic content, total monomeric anthocyanin, total antioxidant capacities and individual sugar compositions. Some mulberry genotypes were found the richest with regard to total phenolic and total anthocyanins content. The total phenolic content was found from 958.60 to 3573.79 mg/kg gallic acid equivalents, total anthocyanin content to vary from 177.10 to 2221.60 mg/kg cyanidin-3-glucoside. The antioxidant activities of ʽKenmochiʼ and ʽ44 BA 05ʼ genotypes were higher than those of the others genotypes. These results will be useful for selecting mulberry species that are important in terms of phytochemical content.
Serdar Toprak
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 418-424; https://doi.org/10.29133/yyutbd.804052

Abstract:
The purpose of this experiment was to define the influence of different doses of calcium chloride (CaCl2) applications on fruit yield, some quality properties, and nutrition of plant in Hicaznar pomegranate cultivar during 2016 and 2017 in Aydın (Turkey) ecological condition. In the study, 0.2, 0.4, 0.6, 0.8, and 1.0% solutions of calcium chloride (CaCl2) were applied by spraying except the control dose to the trees. The solution doses were twice applied during the fruit growing season in June and August. According to the results, fruit yield, peel thickness, fruit length, diameter, and weights were increased compared to control dose with CaCl2 applications. Foliar CaCl2 applications increased foliar Ca content by 60%. Concentrations of other plant nutrients other than N and Ca were decreased in parallel with increasing CaCl2 doses. Foliar P content was not affected in this case. As a result, the amount of CaCl2 solution to be applied to leaves in Hicaznar pomegranate was determined as 0.6%.
Nazife Özge Beşer, Esra Kadanali
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 408-417; https://doi.org/10.29133/yyutbd.809862

Abstract:
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de tarım sektörüne yapılan tarımsal sabit sermaye yatırımlarının tarımsal büyüme üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla çalışmada tarımsal büyüme, tarımsal özel sabit sermaye, tarımsal kamu sabit sermaye yatırımları ve tarımsal istihdam değişkenleri 1995-2018 yılları arası yıllık veriler kullanılarak VAR Analizi ve Granger Nedensellik Testi yardımıyla incelenmiştir. VAR Modelinden elde edilen varyans ayrıştırması ve etki tepki fonksiyonlarının sonuçlarına göre değişkenlerin etkileşim içinde olduğu ve tarımsal büyümenin sabit sermaye yatırımları ve istihdam değişkenlerinden etkilendiği tespit edilmiştir. Granger nedensellik analizi sonuçları ise tarımsal büyüme ile istihdam arasında çift yönlü ve kamu sabit sermaye yatırımlarından da tarımsal büyümeye tek yönlü nedensellik olduğu yönündedir.
Birol Akbaş, Ali Ferhan Morca, Sevgi Coşkan
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 387-395; https://doi.org/10.29133/yyutbd.818644

Abstract:
Türkiye’de önemli bir yere sahip olan kışlık sebze üretimi, iklim koşullarının uygun olduğu birçok bölgede yapılmaktadır. Önemli bir kışlık sebze olan ve İç Anadolu Bölgesinin farklı illerinde üretimi yapılan marul bitkisini kalite ve verim açısından etkileyen birçok viral hastalık etmeni bulunmaktadır. Bu önemli viral hastalık etmenlerinin durumunun tespit edilmesi amacıyla 2017-2018 yıllarında Ankara, Eskişehir ve Konya illeri marul alanlarında sürveyler yapılarak, 164 adet örnek toplanmıştır. Toplanan örnekler, 14 farklı virüs [Beet western yellows virus (BWYV), Broad bean wilt virus (BBWV), Cauliflower mosaic virus (CaMV), Cucumber mosaic virus (CMV), Lettuce mosaic virus (LMV), Mirafiori lettuce big-vein virus (MiLBVV), Radish mosaic virus (RaMV), Tobacco mosaic virus (TMV), Tobacco necrosis virus (TNV), Tobacco rattle virus (TRV), Tobacco streak virus (TSV), Tomato black ring virus (TBRV), Tomato spotted wilt virus (TSWV), Turnip mosaic virus (TuMV)] serolojik olarak DAS-ELISA yöntemi ile test edilmiştir. Serolojik olarak ticari kiti bulunmayan 2 virüs için [Lettuce big vein associated virus (LBVaV) ve Tomato infectious chlorosis virus (TICV)] moleküler bir yöntem olan RT-PCR kullanılmıştır. Ayrıca serolojik olarak bölgede yüksek oranda tespit edilmiş olan MiLBVV moleküler yöntemlerle doğrulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda LBVaV, MiLBVV, LMV, TNV etmenleri sırasıyla % 31.7, 19.5, 7.3 ve 3.7 oranında tespit edilmiştir En yaygın viral etmenlerin LBVaV ve MiLBVV olduğu görülmüştür.
Fatma Gül Göze Özdemir, Bekir Tosun, Arif Şanli, Tahsin Karadoğan
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 425-433; https://doi.org/10.29133/yyutbd.796093

Abstract:
Çalışmada Türkiye doğal florasında yetişen Apiaceae familyasına ait 12 farklı bitki türünün uçucu yağının Kök lezyon nematodlarına (Pratylenchus penetrans, P. thornei ve P. neglectus) karşı nematisidal etkileri incelenmiştir. Araştırma in vitro koşullarda yürütülmüş olup, her bir uçucu yağın 1000 ppm konsantrasyonu kullanılmıştır. Uçucu yağların nematisidal etkileri Kök lezyon nematodu türüne bağlı olarak değişiklik göstermiş, P. neglectus türünde Coriondrum sativum L., P. thornei türünde Ferulago cassia Boiss, P. penetrans türünde ise Foeniculum vulgare Miller ve Anethum graveolens L. uçucu yağları diğer uygulamalardan daha yüksek etkinlik göstermiştir. Uçucu yağ uygulamalarına bağlı olarak gerçekleşen nematod ölüm oranları P. neglectus türünde % 24.3-64.7, P. penetrans türünde % 23.7-66.7 ve P. thornei türünde % 33.7-85.0 arasında bulunmuştur. Araştırmada, uçucu yağ aktif maddelerinden linalool, phallendrene ve 2,3,6 trimetilbenzaldehyde bileşenlerini içeren bitkilerin yüksek, anethole ve carvone bileşenlerini içeren bitkilerin orta, caratol ve curzerene bileşenlerini içerenlerin ise düşük nematoksik aktivite gösterdiği anlaşılmıştır. Apiaceae familyası türlerinin Pratylenchus türlerine karşı nematisidal etkilerinin yüksek fakat değişken olduğu, bu nedenle yüksek aktivite gösteren uçucu yağların farklı dozlar kullanılarak arazi koşullarında etkinliklerinin denenmesi ile daha kesin sonuçlara ulaşılabileceği anlaşılmıştır.
Gürsel Gökkaya, Adnan Orak
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 434-451; https://doi.org/10.29133/yyutbd.781018

Abstract:
Bu araştırma, farklı dönemlerde biçilen bazı yonca (Medicago sativa L.) çeşitlerinin ot verimi, verim özellikleri ve kalite değerlerini belirlemek amacıyla 2016-2018 yıllarında iki yıl süre ile Tekirdağ’da susuz koşullarda yürütülmüştür. Araştırma tesadüf blokları desenine göre faktöriyel düzende 3 tekrarlamalı olarak kurulmuş ve denemede Gözlü-1, Bilensoy 80, Prosementi, Plato ve Verko olmak üzere 5 farklı yonca çeşidi materyal olarak kullanılmıştır. Ot hasadı iki farklı (%10 ve %50 çiçeklenme) dönemde yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçların değerlendirilmesi ile yıllar arasındaki farklar önemli bulunmuş ve ayrı ayrı incelenmiştir. İlk ve ikinci yıl ortalama değerlerine göre yonca çeşitlerinde bitki boyu değerlerinin 74.99 cm ile 46.98 cm aralığında değişim gösterdiği saptanmıştır. En yüksek yeşil ot verimi 4188.98 kg/da ile Gözlü-1, en düşük verim ise (3543.71 kg/da) ile Bilensoy 80 çeşidinde belirlenmiştir. Biçim zamanlarına bağlı olarak yeşil ot verimi farklılık göstermiştir. Yonca çeşitleri %50 çiçeklenme döneminde (4353.24 kg/da) %10 çiçeklenme dönemine göre (3190.67 kg/da) daha fazla ot verimine sahip olmuştur. Kalite analizlerinde % 10 ve % 50 çiçeklenme zamanında yapılan biçimlerde protein oranı 1. yıl % 21.80-21.36, ikinci yıl % 22.73-2098; ADF oranı 1.yıl % 40.15-42.47, 2. Yıl % 39.60-43.25; NDF oranı 1. yıl %40.96-43.00, 2.yıl %39.95-47.22; NYD 1. yıl 124.78-127.43, 2.yıl %108.72-138.83 olarak bulunmuştur.
Sanusi Sadiq, Invinder Paul Singh, Muhammad Makarfi Ahmad
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 268-276; https://doi.org/10.29133/yyutbd.748367

Abstract:
This research empirically determined the cost efficiency of the farmers that participated in the IFAD/VCD programme in Niger State of Nigeria. The study elicited cross-sectional data of the 2018 cropping season viz. well-structured questionnaire complemented with interview schedule from a sample size of 110 respondents selected through a multi-stage sampling technique. The sampled data were analysed using the stochastic cost frontier model. The empirical evidence showed that none of the farmers was on the cost frontier surface i.e. inability to attain optimal minimum cost in the cultivation of rice in the studied area. The identified significant idiosyncratic variables militating against cost efficiency were the poor health status of the farm family which led to the extra cost incurred in labour substitution and diseconomies of scale due to their small-scale mode of operation. Therefore, the study recommends that the policymakers should sensitize the farmers on the importance of health preventive measures and should endeavour to improve on the existing basic health centres both in human capital and logistics. In addition, the farmers should be encouraged to explore cooperative marketing so as to take advantage of the bulk discount in input purchase and have bargaining power in the marketing of their output, thus tackling the problem of diseconomies of scale in their farm operations.
Didem Atasoy, Gökhan Baktemur, Hatıra TAŞKIN
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 282-292; https://doi.org/10.29133/yyutbd.835106

Abstract:
Bu çalışmada, farklı tiplerde 23 biber genotipinde anter kültürü performansı belirlenmiştir. Çiçek tomurcuklarının dezenfeksiyonunda, tomurcuklar öncelikle % 70’lik etil alkolde 30 saniye bekletilmiş ve sonrasında 10 dakika % 15’lik sodyum hipoklorit çözeltisinde tutulmuşlardır. Anterler ilk aşamada; 30 g/L sakkaroz, 2.5 g/L aktif kömür, 15 mg/L gümüş nitrat (AgNO3), 4 mg/L 1-Naphthaleneacetic acid (NAA), 0.5 mg/L 6-Benzylaminopurine (BAP) ve 6.5 g/L agar içeren Murashige and Skoog (MS) besin ortamında kültüre alınmışlardır. Sonrasında anterler, 30 g/L sakkaroz ve 6.5 g/L agar içeren ve büyümeyi düzenleyici içermeyen MS besin ortamına aktarılmışlardır. Elde edilen embriyolarda, aynı besin ortamına alınmışlardır (ikinci ortama). Anterler, ön uygulama olarak, +35ºC’de ve karanlık koşullarda 2 gün süresince bekletilmişlerdir. Çalışma sonuçları değerlendirildiğinde, genotiplere göre 100 anter için ortalama embriyo sayıları 0.83 ile 44.44 arasında değişmiştir. En yüksek oran, FT-509 genotipinde gözlemlenmiş ve bu genotipi FT-508 (23.61 embriyo/100 anter), FT-1181 (23.37 embriyo/100 anter) ve FT-905 (22.89 embriyo/100 anter) genotipleri takip etmiştir. En düşük performansı, 0.83 adet embriyo/100 anter ile FT-1178 genotipi göstermiştir. Oluşan embriyoların tamamı, bitkiye dönüşebilmiştir. Bu nedenle, 100 anter için ortalama bitki oluşturan embriyo sayısı değerleri, 100 anter için ortalama embriyo sayıları ile aynı olmuştur. En yüksek ortalama bitki sayısı 20 adet ile FT-508 no’lu genotipte gözlemlenmiş ve FT-509 (17.5 bitki), FT-1181 (16 bitki), FT-905 (12 bitki), FT-263 (10.5 bitki) ile FT-507 (8.25 bitki) genotipleri tarafından takip edilmiştir. En düşük bitki sayısı ise 0.5 adet ile FT-1178 no’lu genotipte kaydedilmiştir.
Aişe DELİBORAN, Abdullah Suat Nacar
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 337-347; https://doi.org/10.29133/yyutbd.730026

Abstract:
This study was conducted to determine the nutritional status of maize cultivated lands and maize plant in Sanliurfa province in term of selenium and micro elements. For this purpose, samples of soil and plants were taken from Sanliurfa province and Akcakale, Ceylanpinar, Harran and Viransehir districts. Texture, soil reaction, electrical conductivity, CaCO3, organic matter, available selenium, exchangeable iron, zinc, copper, manganese and boron analysis were done in the soil samples. Total iron, zinc, copper, manganese, selenium and boron content were determined in plants samples. According to results of soil and leaf analysis, nutritional problems in term of selenium have been determined in the lands of maize cultivation in all districts. Nutritional problem in term of zinc has been determined in only Ceylanpinar district, in term of copper has been determined in Ceylanpinar and Viransehir district. Considering the results of the work carried out in Sanliurfa; it is understood that effective fertilization programs, methods and fertilization time are extremely important. The quality and highly efficient production in the maize cultivation is related to balanced fertilization, addition of organic fertilizers and other technical applications.
Sahra Hosseinalizadeh, Ömer Erincik, Serap Açikgöz
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 305-317; https://doi.org/10.29133/yyutbd.777108

Abstract:
Phomopsis viticola’nın neden olduğu Phomopsis sürgün ve yaprak lekesi (Ölükol) dünyada birçok bağ alanında olduğu gibi Türkiye’nin Ege Bölgesinde de sorun olan önemli bir hastalıktır. Bu çalışmada, Ege Bölgesinde bağ alanlarından elde edilen P. viticola izolatlarının morfolojik moleküler ve patojenik karakterizasyonu yapılmıştır. Bu amaçla, Ege Bölgesi bağ alanlarından 416 sürgün örneği toplanmış ve toplamda 232 Phomopsis spp. izolatı izole edilmiştir. İzolatların büyük çoğunluğunda (% 94.39) sadece alfa konidi görülmüşken sadece 13 izolatta alfa ve beta sporları görülmüştür. Fungal izolatların çoğunluğu (% 69.39) hızlı koloni gelişim göstermişken sınırlı sayıda izolatta (15 adet) yavaş koloni gelişimi gözlemlenmiştir. Fungal izolatların koloni rengi değerlendirmelerinde ise izolatların % 35.77‘sı beyaz, % 59.05’sı gri ve % 5.17 açık krem renkte koloni oluşturmuştur. P. viticola nın moleküler tanımlanması için PCR analizleri yapılmış ve 214 P. viticola izolatın tanısı gerçekleştirilmiştir. Morfolojik olarak PCR negatif ve PCR pozitif izolatların arasında büyük farklılıklara rastlanmamıştır. Bu nedenle P. viticola’nın doğru tanılanması için morfolojik tanının yanında moleküler tanının da kullanılması gerekmektedir. Bu çalışmada Ege Bölgesinde bağ alanlarında Ölükol belirtilerini gösteren bitkilerden elde edilen izolatların büyük bir çoğunluğunun (% 92.24) P. viticola olduğu ortaya konmuştur. Patojenisite testinde izolatların farklı virülenslik düzeylerine sahip oldukları (2.3-18.7 cm lezyon uzunlukları) görülmüş ancak izolatların morfolojik özellikleri ile virülenslik dereceleri arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Hüseyin Çelik, Figen Çetin
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 294-303; https://doi.org/10.29133/yyutbd.885250

Abstract:
This study was carried out between 2017-2018 and goji berry (Lycium barbarum L.) varieties were propagated with cuttings. In this study, the effects of cutting take time and indole-3-butryic acid (IBA) doses on rooting, shooting, root and shoot characteristics were investigated. Cuttings collected from Damaye and NQ7 goji berry cultivars grown in Karkin Village of Aksaray Province from the year of 2015. Cuttings collected at 4 different times (August-15, October-15, December-15 and February-15) and applied with 4 different IBA doses (0, 500, 1000 and 2000 ppm). They planted in trays with perlite medium under misting and bottom heating for rooting. The study planned with three replication and 25 cuttings for each replication under randomised complate block design under greenhouse. Cuttings were mowed after two months and alive cutting rate (%), rooting rate (%), transplantation and sapling rate (%) were determined. The highest rooting rate (88.00%) obtained from Damaye cuttings taken in August and 1000 ppm IBA dose applied. Damaye cuttings rooted good than NQ7 and August is the best cutting time and 1000 ppm IBA is the best application for all investigated characteristics.
Şükrü Önalan, Aslı Çilingir YELTEKİN
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 356-364; https://doi.org/10.29133/yyutbd.853386

Abstract:
In this study, symptomatic fish samples were taken from rainbow trout farms. Isolation and identification of agents isolated from fish samples were made. DNA isolations from different purified colonies were carried out with the mericon bacterial DNA kit. Real-Time PCR procedure was performed by using universal bacterial primers. Molecular identifications were performed by blasting the nucleotides obtained by sequence analysis of PCR amplicons. Spectrophotometric measurements were performed at 412 nm wavelengths for AChE activity and 412 nm for BChE activity from liver and brain tissues of fish samples. The activity differences of different disease factors among themselves and according to the control group were examined. As a result of the study, isolation and identification of Bacillus subtilis, Lactococcus garvieae and Staphylococcus epidermidis from 5 different farms were performed. Over 98% similarity was observed as a result of sequencing analysis of the isolates. In this study, it was observed that three different bacteria isolated from trout farms suppressed AChE and BChE enzyme activities in both tissues of trout.
Forough Shavakhi, Anosheh Rahmani, Parviz Moradi
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 365-376; https://doi.org/10.29133/yyutbd.880140

Abstract:
The presence of several minor compounds, such as biophenols, are associated with the quality, health benefits and sensory characteristics of olive oil. The objectives of this study were to compare the profile of the individual phenolic compounds of major brands of olive oils produced in Iran and to correlate the minor polar biophenolic compounds with sensorial properties and finally discriminate the samples. In order to define similarities and differences between Iranian virgin olive oils, profiles of their biophenolic compounds have been investigated using HPLC, analysis of variances and principal component analysis (PCA). Samples of olive oil were notably varied in terms of individual biophenolic compounds and total phenolic content (TPC). Hydroxytyrosol, tyrosol, oleuropein, luteolin, apigenin, and ligstroside aglycone (aldehyde and hydroxylic form) were detected in all samples, whereas caffeic acid was not found in any brands. Based on the differentiating made by PCA, samples were categorized into two distinct groups (TPC300 mg tyrosol/kg of olive oil). The analysis of the main components resulted in a model that describes 86% of the total variance discriminating them from the minor biophenolic compounds of the examined olive oils. This analysis can be considered for assessing the quality and commercial needs related to preferences on olive oil.
Serdar Toprak, Özgür Ateş, Gülser Yalçin, Kadriye Taşpinar
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 377-386; https://doi.org/10.29133/yyutbd.816155

Abstract:
The aim of this study was to determined effect of different doses of N: P: K applications on fruit yield and some quality traits in Anatolian chestnut in Bursa (Turkey) ecological condition during 2013 and 2014. In the research, triple experimental zones were determined in a 20-year-old chestnut orchard. Each of these experimental zones consisted of 30 trees. As experimental treatments, 1.1, 2.2, 3.3, and 4.4 lb N tree-1 (N application zone; NAZ), 0.55, 1.1, 1.65, and 2.2 lb P tree-1 (P application zone; PAZ), 1.1, 2.2, 3.3, and 4.4 lb K tree-1 (K application zone; KAZ) were applied except for the control dose. The fertilizer doses were applied by mixing to 30 cm depth of tree canopy soil in April. According to analyses of collected, nitrogen, phosphorus, and potassium affected fruit yield by 30, 31, and 27%, respectively. Total protein increased the fastest at the nitrogen application's zone (NAZ) at an average of 14% rate. The highest increasing in carbohydrate, starch, and invert sugar was recorded as 20, 24, and 18%, respectively at N: P: K application's zone.
Rukiye Gizem Öztaş Karli
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 494-501; https://doi.org/10.29133/yyutbd.788802

Abstract:
Küreselleşme ve gelişen teknoloji kırsal kalkınma kavramının da değişmesine neden olmuştur. Bu bağlamda küreselleşen dünyaya ayak uydurabilmek, sosyo-ekonomik gelişmeye katkı sağlamak ve akıllı ve rekabetçi kırsal alanlar oluşturmak amacıyla bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) kırsal alanlarda kullanımının artması gerekmektedir. Literatürde çeşitli alanlarda A’WOT tekniği kullanılmasına rağmen kırsal kalkınmaya yönelik çalışmalarda özellikle turizm konusu dışında yeterli sayıda çalışma olmadığı gözlenmiştir. Bu çalışmanın amacı BİT’in kırsal kalkınmadaki rolünü ortaya koyarak Türkiye’deki kırsal alanların BİT potansiyelini A’WOT analizi ile değerlendirmektir. Sayısal çözümlemelerde veri olarak 9 uzmanın görüşünden yararlanılmıştır. Bulgular, kırsal alanların altyapısının yüksek oranda tamamlanmış ve akıllı tarım uygulamalarının kullanılıyor olması gibi önemli avantajlara sahip olmasına rağmen, BİT cihaz sahipliği ve erişim imkânlarının yetersiz olduğu göstermektedir. Nesnelerin interneti (IoT) teknolojisinin her alanda kullanılabiliyor olması önemli bir fırsat olarak görülmekte olup, kırsal halkın tarımsal uygulamalarda BİT’e karşı mesafeli duruş göstermesi önemli bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır
, Zeynep Karataş, Aziz Karakaya
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 487-493; https://doi.org/10.29133/yyutbd.820029

Abstract:
Botrytis cinerea, a polyphagous pathogen, can infect all of the aboveground parts of tomato plants and cause significant yield and quality losses. Fungicides are commonly used for the control of this pathogen. Currently, resistance to fungicides, which provide the effective and fast control of pathogens, is an important problem. In this study, resistance of B. cinerea isolates obtained from tomato greenhouses in Antalya province against Signum® (boscalid + pyraclostrobin) and Cantus® (boscalid) fungicides were evaluated under in vitro conditions. Mycelium growth tests conducted with different fungicide concentrations and EC50 values were calculated. While EC50 values of isolates sensitive to boscalid varied between 0.7 and 8.6 μg/ml, EC50 values of isolates sensitive to boscalid + pyraclostrobin were found to be between 0.1 and 1.9 μg/ml. Conidial germination tests were carried out in a 2% water agar (WA) medium. It was determined that isolates 61, 69, 72, and 81 were resistant to both fungicides, while isolates 57 and 97 were sensitive to boscalid and resistant to boscalid + pyraclostrobin. It has been determined that 20% of the isolates were resistant to both fungicides. Isolates resistant to boscalid but sensitive to boscalid+pyraclostrobin were not found. With this current in vitro study, the first data on the resistance formation against boscalid and boscalid + pyraclostrobin active ingredients in B. cinerea populations in Antalya province were presented. There is a need to develop integrated control programs that can be used in the control of the pathogen.
Sibel Kizildağ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 466-470; https://doi.org/10.29133/yyutbd.766796

Abstract:
Erynnis tages and Erynnis marloyi were known as European species until recent years. Due to their narrow distribution areas, the morphological similarities of the two species were very high, and their status was controversial. However, as the records of these species came from the new regions, their distribution areas turned out to be wide, contrary to what is known. With the mtCOI gene barcode, there was a chance to identify genetic variations hidden between inter-species and intra-species. The present study was the first time the barcode characterization of populations in Turkey and other registered population of barcodes with the genetic variation were assessed. Phylogenetic trees based on mt COI gene sequences were created using Neighbor-joining, Bayesian inference, and maximum-likelihood algorithms. Genetic divergence was confirmed by Automatic Barcode Gap Analysis using the Kimura 2 parameter. It is genetically confirmed that E.tages and E.marloyi are two distinct species independent from each other. E.tages population of Turkey was found genetically similar to that of the population belonging to southern Italy. Southern Russia was also genetically similar. However, E. marloyi Turkey's population was genetically similar to the population of Iran.
, Peter Otunaruke Emaziye, Elizabeth Yarhere, Onome Enegesele
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 472-486; https://doi.org/10.29133/yyutbd.720595

Abstract:
This study was designed to examine the effects of the Delta-Songhai agricultural programs on beneficiaries in Delta State. Some objectives of the study were to: ascertain the type of training, determine the income generation level of the participants, measure the level of empowerment, and measure the level of satisfaction. A sample size of 72 was used in the study. This was obtained from random sampling using a multistage procedure. Results obtained were that male respondents (62.5%) dominated more than female with a mean age of 32 years. Respondents’ average farming experience was five years. Respondents (97.2%) adopted poultry records skills, while respondents (94.5%) adopted aquaculture concrete pond techniques. Respondents were greatly empowered by the training program with a pooled mean of 2.89. Respondents’ satisfaction level was high with a pooled mean of 2.89. Some constraints faced by the respondents were mostly, insufficient funds from the donor, poor project monitoring, and beneficiaries nonchalant behaviour after programme completion. Correlation result between poultry and aquaculture on income generation showed that poultry was more favourable than aquaculture. The study concluded that the training programme had a great impact on youth empowerment in poultry, aquaculture, piggery, and grass cutter production. It was recommended that these positive impacts should be sustained.
Peter Yankov, Miglena Drumeva
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 396-407; https://doi.org/10.29133/yyutbd.764441

Abstract:
The investigation was carried out on slightly leached chernozem soil type during 2014 – 2016. The effects of different soil tillage methods for sunflower on the vertical distribution of the seeds in the soil layer and the development of the plants were followed – ploughing at 24-26 cm, chisel ploughing at 24-26 cm, disking with disk harrow at 10-12 cm and no-tillage. The highest percent of sunflower seeds in the zone of the soil layer optimal for sowing (5-7 cm) were significantly placed in the areas cultivated with chisel-ploughing (62.1%). Under the other types of soil tillage, their amount decreased. When sowing was performed at a mean diurnal air temperature close to the norm (10.1 °С), the emergence of the plants in the variants with chisel ploughing, disking and no-tillage occurred significantly slower in comparison to ploughing. At higher mean diurnal air temperature (12.0 °С), only at the beginning of sunflower emergence some delay was observed depending on the type of the applied soil tillage. Under these conditions, a significant difference in the occurrence of the phenophases was determined in the variants with disking and direct sowing, as compared to the areas with ploughing. With the minimizing and exclusion of the soil tillage, the growth of the sunflower plants was significantly retarded at the initial stages of their development. At phenophase flowering, the plant height and the stem diameter were lowest in the areas cultivated with disking. The investigated types of soil tillage did not have a significant effect on the diameter of the sunflower heads.
Erdinc Savasli, Oğuz Önder, Ramis Dayioğlu, Didem Özen, Yaşar KARADUMAN, Suat Özdemir, Özgür Ateş, Melih Özsayin
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 453-465; https://doi.org/10.29133/yyutbd.726039

Abstract:
Bu çalışma, Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü arazisinde 2017-2019 yılları arasında yürütülmüştür. Çalışmada, Hat 30, Mesut, Nacibey ve Reis kışlık ekmeklik buğday çeşitlerinin kuru koşullar altında azot gübrelemesine verdikleri tepkiler, spektral yansımaya dayalı bitki örtüsü indeksleri ve bu indekslerden hesaplanan Mevsimsel Verim Tahminleri ile karşılaştırılmıştır. Örtü indekslerinin ölçülmesinde Optik sensör (Green Seeker) kullanılmıştır. Denemede Tesadüf Bloklarında Faktöriyel Deneme Deseni ve 6 farklı 0, 30, 60, 90, 120 ve 150 kg/ha azot dozu kullanılmıştır. Vejetasyon indeksleri (NDVI) Zadoks24, Zadoks30, Zadoks31 ve Zadoks32 büyüme dönemlerinde okunmuştur. Zadoks30 (sapa kalkma dönemi) en gerçekçi okuma dönemi olarak bulunmuştur. 3 deneme ortalamasına göre yeni sistemin, ilkbahar (Zadoks30) dönemi uygulamalarında 15 kg/ha daha az azot ile benzer verim değerleri sağladığı ve ümit verici olduğunu görülmüştür. Sensör uygulamasının çiftçi uygulamasından % 5 daha etkin olduğu belirlenmiştir.
Koray Korkmaz, Bahar Tokur, Yılmaz Uçar
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 502-513; https://doi.org/10.29133/yyutbd.831067

Abstract:
Balık atıkları besinsel açıdan değerli, fonksiyonel özelliklere sahip ve kolay sindirilebilir, ekonomik değeri yüksek proteinli ürünlere dönüştürülebilirler. Balık işleme atıklarından kullanılabilir gıda ve biyoaktif bileşiklerin dönüşümü ile ilgili çalışmalara ve ticari üretime ağırlık verilmiştir. Balık protein hidrolizatları (BPH) ticari ürün olarak fonksiyonel gıda, hayvansal yem, organik gübre ve evcil hayvan gıdası olarak kullanıldığı gibi BPH’ larının içerdikleri nutrasötik özellikteki biyoaktif peptitler ile antihipertensif, antitrombotik, antikanser, immunomodulatör ve antioksidan aktivitesi gösterdikleri için tıp ve farmakolji alanında da değerlendirilmektedir. Hidrolizatlarının besleyici özelliklerinin, diğer protein hidrolizatlarından daha dengeli ve üstün olduğunu göstermektedir. Protein hidrolizatı üretmek için kimyasal ve enzimatik olmak üzere iki farklı yöntem kullanılmaktadır. Son zamanlarda; daha düşük sıcaklık, basınç ve 5-8 arası bir pH aralığı kullanıldığı için enzimatik yöntemle hidrolizat üretimini daha cazip hale getirmiştir. Hidrolizasyonun en etkili göstergesi hidroliz derecesi (HD(%)) olarak kullanılmıştır. Yapılan çalışmalardan elde edilen bulgulara göre, protein geri kazanımı için parçalanmış peptit bağlarının daha yüksek olması, HD(%)’ nin yükselmesine neden olmaktadır. Küçük molekül ağırlığına sahip proteinlerin suda daha fazla çözünürlüğü, hidrolizatın protein geri kazanımını artırarak, fonksiyonel özelliklerini daha kullanılabilir hale getirmektedir. Araştırmalarda elde edilen farklı değerlerin balık türlerine, atık kompozisyonuna, enzim türüne, hidroliz yöntemine (sıcaklık, süre ve enzim oranı) göre değişebileceği görülmektedir. Bu araştırmada balık işleme atıklarından enzimatik hidroliz yöntemi kullanılarak balık protein hidrolizatı üretimi konusu derlenmiştir.
Efkan Akçali, Şener Kurt
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarım Bilimleri Dergisi, Volume 31, pp 259-267; https://doi.org/10.29133/yyutbd.844852

Abstract:
Çeltik, insan beslenmesinde önemli besin kaynaklarından birisidir. Çeltik yanıklık hastalığına neden olan Pyricularia oryzae çeltik yetiştirilen alanlarda görülen en yıkıcı hastalıktır. Bu çalışmanın amacı Akdeniz Bölgesinde çeltik alanlarında yanıklık hastalığına karşı farklı ilaçlama ve ekim şeklinin hastalık şiddeti ve verim üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Tarla denemeleri, 2011 ve 2012 yıllarında sırasıyla Adana İli Yüreğir ilçesi, Tabaklar Köyü’nde ve Mersin ili Silifke ilçesi Sökün Köyü’nde Edirne çeşidi yetiştirilen çeltik tarlasında yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda, ilaçlı tohum ekimi ve fide dikimi hastalık şiddetini düşürmüştür. En düşük hastalık şiddetinin yıllara göre % 6.1 ve %9.3 ile ilaçlı tohum şeklinde fide dikimi yapılan parselde olduğu belirlenmiştir. İlaçlı tohum şeklinde fide dikimi yapılan parselde yeşil aksam ilaçlaması sonucunda da hastalık şiddeti yıllara göre % 6.6 ve % 4.6 ile en düşük bulunmuştur. Farklı ilaçlama metodu ve ekim yöntemlerinin ise verim üzerine etkisi gözlenmemiştir.
Page of 11
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Back to Top Top