Refine Search

New Search

Results: 567

(searched for: publisher_group_id:6203)
Save to Scifeed
Page of 12
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Mehmet Dağ, Fatma Kizilkaya
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi; https://doi.org/10.11611/yead.917255

Abstract:
Ekonomik büyüme, çevresel bozulma ve sağlık harcamaları arasındaki ilişki, son zamanlarda hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeler için ekonomi literatüründe önemi giderek artan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada, sağlık harcamaları, CO2 emisyonları ve ekonomik büyüme ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Türkiye için 1975-2019 dönemine ait yıllık veriler kullanılmıştır. Serilerin durağanlık özelliği ADF ve PP birim kök testleri kullanılarak sınanmıştır. İlk farklılıkları alındığında tüm değişkenlerin durağan olduğu tespit edilmiş ve ardından eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Değişkenler arasında uzun dönemli pozitif ve anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Fourier nedensellik testi sonuçları ise CO2 emisyonundan sağlık harcamalarına ve büyümeden CO2 emisyonuna doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğunu göstermektedir.
Cihan Durmuşkaya, Ekrem Erdoğan
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 139-172; https://doi.org/10.11611/yead.987469

Abstract:
The purpose of this study is to develop an employee-oriented, valid and reliable scale that measures the quality of working life in Turkey. In this study, the components of the quality of working life thematically are limited to the ILO conventions/recommendations, the scales supported by the ILO and the practices in Asian, Middle Eastern and African countries, and also for applying our recommended scale, there is ona another limitaiton. This study is limited with the unionized workers working in the metal sector in Sakarya. It has been determined that there is an important theoretical and practical gap in measuring the quality of working life in Turkey with a valid and reliable scale in the standards of the International Labor Organization and in an employee-oriented manner. If we fulfill the deficiencies about quality of working life with the suggested scale, it is predicted that the quality of working life in Turkey will improve thematically or in general. In this study, quantitative research methodology was adopted. In the scale development process of the study; defining the structure to be measured, examining the scales in the literature and including the expressions suitable for the content in the draft form, creating the expression pool, determining the type of measurement, reviewing the draft form of the scale by experts and making the necessary adjustments, making the pilot application and eliminating the necessary expressions, making the field application of the scale, data analysis and finalization of the scale were followed. The findings obtained as a result of the scale development process were subjected to exploratory factor analysis. As a result of the factor analysis, a valid and reliable quality of working life scale proposal, consisting of 9 themes and 36 statements, was developed from the themes and parameters of the ILO conventions and existing scales. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de çalışma hayatı kalitesini ölçen çalışan odaklı, geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Bu çalışmada tematik açıdan çalışma hayatının kalitesinin bileşenleri ILO sözleşmeleri/tavsiye kararları, ILO tarafından desteklenen ölçekler ve Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkelerindeki uygulamalarla ve uygulama açısından Sakarya İlinde metal sektöründe çalışan sendikalı işçilerle sınırlı tutulmuştur. Türkiye’de geçerli ve güvenilir bir ölçekle çalışma hayatı kalitesinin Uluslararası Çalışma Örgütü standartlarında ve çalışan odaklı bir biçimde ölçülmesi konusunda teorik ve pratik önemli bir boşluğun olduğu tespit edilmiştir. Önerilen ölçekle çalışma hayatı kalitesinde tespit edilen eksikliklerin giderilmesi halinde Türkiye’de çalışma hayatı kalitesinin tematik veya genel olarak iyileşme göstereceği öngörülmektedir. Bu çalışmada, kantitatif (nicel) araştırma metodolojisi benimsenmiştir. Çalışmada ölçek geliştirme sürecinde; ölçülmek istenen yapının tanımlanması, literatürdeki ölçeklerin incelenmesi ve içeriğe uygun olan ifadelerin taslak forma dahil edilmesi, ifade havuzunun oluşturulması, ölçüm türünün belirlenmesi, ölçeğin taslak formunun uzmanlar tarafından gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması, pilot uygulamanın yapılması ve gerekli ifadelerin elenmesi, ölçeğin saha uygulamasının yapılması, verilerin analizi ve ölçeğin son halinin verilmesi adımları izlenmiştir. Ölçek geliştirme süreci sonucunda elde edilen bulgular açıklayıcı (exploratory – keşifsel) faktör analizine tabi tutulmuştur. Yapılan faktör analizi sonucunda 9 tema ve 36 ifadeden oluşan geçerli ve güvenilir, ILO sözleşmelerinden ve mevcut ölçeklerin temalarından ve parametrelerinden bir çalışma hayatı kalitesi ölçek önerisi geliştirilmiştir.
Abdülkadir Öztürk, Önder Dilek
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 58-75; https://doi.org/10.11611/yead.941192

Abstract:
With the Covid-19 pandemic process, it is thought that people who want to be protected from the negative effects of the virus will turn to complementary and alternative medicine products with modern medicine in order to increase their body resistance and stay healthy. It will be important for businesses to track changes in consumer purchase intention and behavior towards these products. This study aims to examine the behavior of buying complementary and alternative medicine products of the Covid-19 epidemic within the framework of theory of planned behavior. In the research, an online questionnaire was applied to 402 people using the convenience sampling method. The structural equation modelling was used to determine the factors affecting buying behavior. As a result of the structural equation modelling, it was confirmed that attitude and perceived behavioral control variables have a positive and significant effect on the intention of buying complementary and alternative medicine. It was determined that subjective norms did not have a positive and significant effect on the intention to purchase complementary and alternative medicine. It was concluded that buying intention and perceived behavioral control had a positive and significant effect on buying behavior for complementary and alternative medicine products Covid-19 salgın süreci ile virüsün olumsuz etkilerinden korunmak isteyen kişilerin vücut direncini arttırmak ve sağlıklı kalmak için modern tıp ile tamamlayıcı ve alternatif tıp ürünlerine yöneleceği düşünülmektedir. İşletmelerin bu ürünlere yönelik tüketici satın alma niyet ve davranışlarındaki değişiklikleri takip etmeleri önemli olacaktır. Bu çalışmada, Covid-19 salgınının tamamlayıcı ve alternatif tıp ürünleri satın alma davranışlarını planlı davranış teorisi çerçevesinde incelenmesi amaçlamaktadır. Çalışmada kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak 402 kişiye çevrimiçi anket uygulanmıştır. Satın alma davranışını etkileyen faktörleri belirlemek için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Yapısal eşitlik modellemesi sonucunda tutum ve algılanan davranışsal kontrol değişkenlerinin tamamlayıcı ve alternatif tıp satın alma niyeti üzerinde olumlu ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Öznel normların tamamlayıcı ve alternatif tıp satın alma niyetinde olumlu ve anlamlı bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Satın alma niyeti ve algılanan davranışsal kontrolün tamamlayıcı ve alternatif tıp ürünlerine ilişkin satın alma davranışı üzerinde olumlu ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yasemin Başarir, Alpaslan Serel
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 77-93; https://doi.org/10.11611/yead.970584

Abstract:
According to the efficient market hypothesis, rational individuals use all the available information to ensure that all information is reflected in prices, and as a result there is no systematic error in the market. The validity of this hypothesis includes the assumptions that individuals behave rationally and that there is arbitrage opportunity in the market. However, in the observation and application studies conducted over the years, the results contrary to these assumptions has been observed. In this study, it is tested whether the foreign exchange market in Turkey is efficient in weak form and semi-strong form by using daily spot and forward exchange rates of TL against Euro and Dollar. As a result of the study, it is determined that the foreign exchange markets are efficient in the weak form, but not efficient in the semi-strong form in the period studied for Turkey, considering the structural. Etkin piyasalar hipotezine göre rasyonel bireyler ulaşılabildikleri tüm bilgileri kullanarak bilginin hepsinin fiyatlara yansımasını sağlamakta ve piyasada sistematik hata söz konusu olmamaktadır. Bu hipotezin geçerli olması bireylerin rasyonel davranması ve piyasada arbitraj imkanının bulunması varsayımlarını içermektedir. Ancak yıllar boyunca yapılan gözlem ve uygulama çalışmalarında, bu varsayımların aksine sonuçların meydana geldiği gözlemlenmiştir. Bu çalışmada TL’nin Euro ve dolara karşı günlük spot ve forward döviz kurları kullanılarak Türkiye’de döviz piyasasının zayıf formda ve yarı güçlü formda etkin olup olmadığı test edilmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye için ele alınan dönem içerisinde yapısal kırılmaları da dikkate alan testler sonucunda Döviz piyasalarının zayıf formda etkin olmasına rağmen yarı güçlü formda etkin olmadığı tespit edilmiştir.
Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Mehmet Öçal
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 173-191; https://doi.org/10.11611/yead.991462

Abstract:
The phenomenon of social justice, which can be defined as equal access to services, opportunities and opportunities provided by the public authority, which is included in the principle of citizenship, constitutes one of the basic building blocks of the understanding of the social state. The principle of social justice, which is the basic dynamic of the public authority to provide equal, minimum and decent welfare services to all its citizens, regardless of language, religion, race or sect, can be seen as one of the most important factors in ensuring social peace. In this respect, the “Graduation Policy” adopted by the public authority in the process of providing welfare services in Turkey in recent years has the potential to be a turning point in terms of ensuring social justice. Within the scope of the research carried out, the geographical distribution of sports investments in Turkey in a historical perspective was analyzed; The change in the distribution of investments has been examined in the context of the adopted “Floor Spreading Policy”. In addition, sports and the promotion of sports as an important social inclusion policy in the fight against social exclusion were discussed, and the rates of benefiting from sports facilities opened by investment were compared according to years. It has been observed that the rate of benefiting from investments made in regions where social development is low and cannot fully benefit from welfare services, within the framework of the "Ground Spreading Policy", which was finally adopted, is quite high. Yurttaşlık ilkesinin bünyesinde barındırdığı, kamu otoritesi tarafından sağlanan hizmet, olanak ve fırsatlara eşit ulaşım imkânı şeklinde tanımlanabilecek olan sosyal adalet olgusu sosyal devlet anlayışının temel yapı taşlarından bir tanesini teşkil etmektedir. Kamu otoritesinin dil, din, ırk, mezhep gibi farklılıklara bakmaksızın tüm yurttaşlarına eşit, asgari ve onların onuruna yakışır bir refah hizmeti sağlamasının temel dinamiği olan sosyal adalet ilkesi toplumsal barışın sağlanmasında da en önemli faktörlerden bir tanesi olarak görülebilecektir. Bu minvalde Türkiye’de kamu otoritesi tarafından son yıllarda refah hizmetlerinin sunulması sürecinde benimsenen “Tabana Yayılma Politikası” sosyal adaletin temini anlamında bir dönem noktası olabilecek potansiyele sahiptir. Gerçekleştirilen araştırma kapsamında Türkiye’de spor yatırımlarının tarihsel bir perspektifte coğrafi dağılımı analiz edilmiş; benimsenen “Tabana Yayılma Politikası” nezdinde yatırımların dağılımın meydana gelen değişim irdelenmiştir. Bunun yanında sosyal dışlanma ile mücadelede önemli bir sosyal içerme politikası olarak spor ve sporun teşviki ele alınmış, yatırımı gerçekleştirilerek açılmış spor tesislerinden faydalanma oranları yıllara göre karşılaştırılmıştır. Nihayetinde benimsenmiş olan “Tabana Yayılma Politikası” çerçevesinde özellikle sosyal gelişmenin düşük olduğu, refah hizmetlerinden tam anlamı ile faydalanamayan bölgelerde gerçekleştirilen yatırımlardan faydalanma oranlarının bir hayli yüksek olduğu görülmüştür.
Ibrahim Gül, Mustafa Öcal
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 192-210; https://doi.org/10.11611/yead.675920

Abstract:
Meslek seçimi bireyin hayatında önemli bir yer işgal etmektedir. Meslek seçiminde birçok faktör etkilidir. Meslek seçiminde önem arz eden bu faktörlerden biri de toplumsal cinsiyet rolüdür. Türkiye’de bazı mesleklerin sadece erkekler bazılarının ise sadece kadınlar tarafından yapılacağına ilişkin bir inanç bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı, meslek seçiminde toplumsal cinsiyet rollerinin ne kadar etkili olduğunu ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın evrenini 2019-20 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören Samsun Meslek Yüksek Okulu öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma evreninden yeterli sayıda tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 500 öğrenci örneklemi oluşturmaktadır. Araştırmada Gökçen ve Kavas Büyükgöze (2018) tarafından geliştirilen “Meslek Seçiminde Toplumsal Cinsiyetin Rolü Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçek öğrencilere uygulanmadan önce Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılmış ve söz konusu yapıyı ölçmede geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Verilerin çözümlenmesinde parametrik testler kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğrencilerin eşitlikçi toplumsal cinsiyet rollerini benimsedikleri, ikinci sınıfların birinci sınıflara göre eşitlikçi cinsiyet rollerini daha yüksek oranda benimsemiş oldukları görülmüştür. Öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin görüşlerinin cinsiyet, sınıf ve bölüm değişkenlerine göre farklılık gösterdiği bulgularına ulaşılmıştır. Choosing a profession occupies an important place in an individual's life. Although many factors are effective in choosing a profession, one of them is gender roles. Some professions in Turkey only if some of the men there is a belief that only done by women. The aim of this study is to reveal the effect of gender roles in the choice of profession. The population of the study consists of Samsun Vocational High School students studying in 2019-20 academic year. The sample consisted of 500 randomly selected students. 'The Role of Gender in the Choice of Profession Scale' used in the study was developed by Gökçen and Kavas Büyükgöze (2018). Confirmatory Factor Analysis is performed before the scale was applied to the students and it is found to be valid and reliable in measuring the structure in question. Parametric tests are used to analyze the data. According to the findings of the research, it is seen that students adopt egalitarian gender roles and second grade students have higher egalitarian roles than first grade students. It is found out that the opinions of the students on gender roles differed according to gender, class and department variables. It is recommended to provide information on non-gender discrimination at every education level.
Sevilay Küçüksakarya, Mustafa Özer
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 94-114; https://doi.org/10.11611/yead.972141

Abstract:
Bu çalışma, yeni sanayileşen ülkelerde 1982 ve 2019 yılları için doğrudan yabancı yatırım, brüt sabit sermaye oluşumu, reel döviz kuru ve ticarete açıklığın ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini panel ARDL yöntemiyle araştırmaktadır. Panel ARDL'yi tahmin etmeden önce, ülkeler arasında yatay kesit bağımlılığının varlığını test edilmiştir. İkinci nesil panel birim kök testleri kullanarak değişkenlerin entegrasyon derecesi belirlenmiş ve aralarındaki eşbütünleşme incelenmiştir. Son olarak değişkenler arasındaki nedensel ilişkinin yönünü belirlemek için Dumitreuscu Hurlin nedensellik testi yapılmıştır. Çalışma sonuçları, ekonomik büyüme ile DYY, brüt sermaye oluşumu ve reel döviz kuru arasında uzun dönemli pozitif bir ilişkiye ve ticari açıklık ile uzun dönemli negatif bir ilişkiye işaret etmektedir. Çalışmanın bulguları, bu ülkelerin gelişmiş ülkelere ulaşmak için benimsemeleri gereken sanayi politikaları üzerinde önemli etkilere sahiptir. This study examines the effects of foreign direct investment, gross fixed capital formation, real exchange rate, and trade openness on economic growth in newly industrialized countries for 1982 and 2019 by using the panel ARDL method. Before estimating panel ARDL, we tested the existence of cross-sectional dependence among the countries, determining the degree of the integrations of variables by using second-generation panel unit root tests and examining the cointegration among the variables. Finally, we carry out the Dumitreuscu Hurlin causality test to determine the direction of the causal relationship between variables. The study results indicate a positive long-run relationship between economic growth and FDI, gross capital formation and real exchange rate, and a negative long-run relationship with trade openness. The study's findings have significant implications for the industrial policies that these countries should adopt to reach developed countries.
Edip Örücü, Ömer Gizlier, Filiz Akin
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 1-21; https://doi.org/10.11611/yead.679070

Abstract:
The purpose of this study is to examine the relationship between emotional labor and work engagement. The research was conducted on 110 public and private bank employees in Bandırma district of Balıkesir province. The collected data in this study were analyzed by correlation and regression analysis in a packet program. As a result of the research, it has been determined that there is a significant negative relationship between the faking emotion in the emotional labor dimensions of the bank employees and the vigor which is a dimension of work engagement, and there is also a significant negative relationship between the hiding emotion which is a dimension of emotional labor and dedication to work which is a dimension of work engagement. It is also noted that there is a significant negative relationship between work engagement and hiding emotion which is a dimension of emotional labor. The result of the regression analysis showed that emotional labor had no statistically significant effect on the work engagement. The end of the study, various suggestions were presented to the managers, practitioners and researchers. Bu çalışmanın amacı işe tutkunluk ve duygusal emek arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma Balıkesir ili Bandırma ilçesinde yer alan kamu ve özel 110 banka çalışanı üzerine yapılmıştır. Araştırmada toplanan veriler bir paket programda korelasyon ve regresyon analizleriyle incelenmiştir. Araştırma sonucunda banka çalışanlarının duygusal emek boyutlarında yer alan sahte duygunun işe tutkunluk boyutu olan işe istek duyma boyutuyla aralarında anlamlı negatif bir ilişki olduğu, yine duygusal emek boyutlarından gizlenen duygular ile işe tutkunluk boyutu olan işe adanma arasında da anlamlı negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda işe tutkunluk ile duygusal emek boyutu olan gizlenen duygular arasında anlamlı negatif yönde bir ilişki olduğu da sonuçlarda yer almaktadır. Yapılan regresyon analizi sonucunda ise duygusal emeğin işe tutkunluk üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisinin olmadığı bulgulanmıştır. Araştırma sonucunda yöneticilere, uygulayıcılara ve araştırmacılara çeşitli öneriler sunulmuştur.
Nilhun Doğan
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 22-34; https://doi.org/10.11611/yead.878373

Abstract:
Günümüzde girişimcilik, erkekler kadar kadınların da ilgisini çeken bir alan haline gelmiştir. Ancak, erkek girişimcilerle kıyaslandığında kadınların girişimcilik faaliyetlerinin arzu edilen seviyede olmadığı görülse de gün geçtikçe kadınlar ekonomik yaşam içerisinde daha çok yer almaktadır. Bununla birlikte, kadın ve erkek girişimciler arasında bazı farklılıklar vardır. Söz konusu farklılıklar, kültürel, sosyal, çevresel ya da ekonomik faktörlerden kaynaklanabilmektedir. Bu farklılıkların ortaya konulması, kadın girişimciliğine olan bakış açısı için oldukça önemlidir. Bu çalışmada; kadın girişimciliğine ilişkin literatürde yer alan bazı önemli araştırmaların bulguları kapsamında, kadın girişimci özellikleri ve erkek girişimcilerden farklılıkları incelenmiştir. Nowadays, entrepreneurship has become a field that attracts the attention of women as well as men. Even though it has seen that women' entrepreneurship activities are not at the desired level when compared to male entrepreneurs, women are increasingly taking part in economic life. However, there are some differences between male and female entrepreneurs. These differences may arise from cultural, social, environmental or economic factors. Revealing these differences are extremely important for the perspective on women’ entrepreneurship. In this study; within the context of the findings of some significant studies in the literature on women entrepreneurship, the characteristics of women entrepreneurs and their differences from male entrepreneurs have been examined.
Ismail Şahin, Hanefi Yazici
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 115-138; https://doi.org/10.11611/yead.974239

Abstract:
Bu makalenin amacı Yunanistan’ın Mısır ile İsrail politikalarını bölgesel gelişmeler bağlamında incelemektir. Konu sadece bu iki ülkeyle sınırlandırılmamıştır. Ayrıca Atina’nın Türkiye’ye tarihsel bakış açısı da konu bütünlüğünü sağlamak adına analize dahil edilmiştir. Makale boyunca Yunan hükümetlerinin İsrail’e yönelik dış politikasını belirleyen faktörlere yer verilerek bu politikadaki süreklilik ve kopuş unsurları irdelenmiştir. Benzer yöntem Yunanistan-Mısır ilişkilerine de uygulanmıştır. Mukayeseli bir şekilde Yunanistan’ın benimsediği İsrail politikasının neden değiştiği; Mısır politikasının ise neden değişmediği, Atina’nın tehdit algılamaları üzerinden sorgulanmıştır. Yine bu bağlamda İsrail ile Yunanistan’ı birbirine yakınlaştıran nedenler üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda bölgesel gelişmeler karşısında iki ülkenin pragmatist nedenlerden dolayı önce normalleşme dönemine ardından da yakınlaşma sürecine girdiği tespit edilmiştir. The purpose of this article is to examine Greece’s policies related to Egypt and Israel in the context of regional developments. The issue is not limited to those two countries only. In addition, Athens’ historical perspective on Turkey is also included in the analysis in order to ensure the integrity of the issue. The factors determining the foreign policy of the Greek governments towards Israel are included and the elements of continuity and rupture in that policy are examined throughout the article. A similar method is used related to the Greece-Egypt relations. The reason why Greece’s Israeli policy changed and its Egyptian policy did not change is questioned comparatively through the threat perceptions of Athens. The reasons bringing Israel and Greece closer to each other are dealt with in this context. Accordingly, it has been determined that the two countries first entered a normalization period and then a rapprochement process due to pragmatist reasons in the face of regional developments.
Mehmet Serdar Çelik, Didem Özer Çaylan
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 35-57; https://doi.org/10.11611/yead.915955

Abstract:
Bir Kuşak Bir Yol projesi dünya nüfusunun yaklaşık olarak yüzde altmış beşini kapsamaktadır ve Tek Yol, deniz yolunu içine dahil eden projenin ana kısmıdır. 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu'nun amacı, başta Çin limanları olmak üzere batı ve doğu limanları arasındaki ticaret hacmini artırmaktır. Deniz İpek Yolu (DİY) ayrıca katılımcı ülkeler arasında ekonomik işbirliğine yardımcı olacak ve proje güzergâhı boyunca bulunan limanlar arasındaki bağlanabilirlik oranını artıracaktır. Literatürde BKBY ile ilgili tek bir derleme makalesi vardır ancak DİY derleme makalesi yoktur.Bu boşluğu doldurmak için, çalışmanın temel amacı, Bibliyometrik Analiz faktörleri açısından girişimin bağlamı, vizyonu ve coğrafi kapsamı ve perspektifini içeren MSR ile ilgili makaleleri bulmaktır ve analiz etmektir.Örneklemimizi oluşturmak için Scopus, Science Direct, Web of Science ve Springer bağlantılı web sitelerinden ikincil veriler elde edilerek sistematik literatür taraması uygulandı. Bu derleme literatür taramasında, nitel araştırma yaklaşımı olarak Hsieh ve Shannon (2005) yöntemi uygulanmıştır. Araştırmanın araştırma sürecinde 224 makaleden 45'i temel araştırma hedeflerimizi kapsayacak şekilde seçilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, ulaştırma altyapısı, Deniz İpek Yolu’nun zorlukları ve fırsatları, deniz güvenliği, liman ağı, ulaşım bağlantısı, çevre sorunları gibi farklı konuları kapsayan seçilmiş 45 DİY makalesini sınıflandırmak için kategorizasyon analizi sağlar. Ayrıca araştırmada örneklemimizi oluşturan makalelerin yıldan yıla değerlendirilmesi detaylı bir şekilde verilmiştir. Bu çalışmanın literatüre ana katkısı, DİY girişimi ile ilgili çalışılan ve çalışılmayan konular hakkında araştırmacılara fikir vermek için seçilen DİY makalelerini konuları açısından gruplamak ve ortak noktalarını açıklamaktır. Gelecekteki araştırmalar için, akademisyenler ve araştırmacılar DİY ile ilgili makalelerin metodolojilerine odaklanabilir. One Belt One Road project cover approximately sixty-five percent of the world population and One Road is the main site of the project, including the sea route. The purpose of the 21st Century Maritime Silk Road is to increase the trade volume between western and eastern ports, especially Chinese ports. Maritime Silk Road (MSR) will also help economic cooperation between participating countries and increase connectivity between ports located through the route of the project. There is only one OBOR related review article in the literature however, there is no MSR review article. To fill this gap, the main aim of this study is to find out and examine MSR-related articles that contain a perspective of the context, vision, and geographical coverage of the initiative in terms of Bibliometric Analysis factors. The systematic literature review has been applied to obtain secondary data from Scopus, Science Direct, Web of Science, and Springer link websites to create our sample. Hsieh and Shannon's (2005) method was applied in this review article as a qualitative research approach. In the research process of the study, 45 out of 224 articles were selected to cover our main research objectives. As a result, this study provides categorization analysis to classify selected 45 MSR articles that cover different subjects such as transport infrastructure, challenges, and opportunities of MSR, maritime security, port network, transport connectivity, environmental issues. Besides, evaluation of the articles year by year that forms our sample was given in a detailed way in the research. The main contribution of this study is grouping the selected MSR articles in terms of their subjects and explaining common points to give ideas to researchers about the studied and unstudied subjects related to the MSR initiative. For future research, academics and researchers may focus on the methodologies of the MSR-related articles.
Ömer Faruk Tan, Hakan Cavlak, Yasin Cebeci, Necati Güneş
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 334-352; https://doi.org/10.11611/yead.915018

Abstract:
In this study, we want to investigate whether having a high dividend yield has a catalyst effect on stock prices during the COVID-19 turmoil period. 164 manufacturing firms in Borsa Istanbul are classified as firms with high and low dividend yield according to their last five-years’ (2015-2019) averages. The analysis results show that the stock returns of firms with high dividend yield are less impacted in this COVID-19 crash. Likewise, firms with a high frequency of dividend payouts are less affected than those who do not. This study reveals that firms with high dividend yield are regarded as safe havens by investors in this crash caused by COVID-19.
Sarper Yilmaz
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 419-431; https://doi.org/10.11611/yead.953960

Abstract:
The main purpose of this study is to make an assessment based on the opinions of pre-hospital HCWs, who provide the first care to patients during the pandemic and who work in patient transport or within the pre-hospital emergency medical services (PEMS) system. A case study was conducted with qualitative research methods from the literature. While analyzing the experiences through the eyes of the HCWs, it was witnessed that they had gained experiencial knowledge from previous epidemics and that although they had been tested very hard professionally, they never stopped fighting the pandemic. It was observed that not only society but more specifically HCWs had to deal with enormous risks due to the insufficient awareness of COVID-19. Though they experienced a great sense of professional satisfaction and gained experience, they were tested by the difficult conditions of the pandemic, both professionally and personally. The main defense system for societies against the COVID-19 pandemic—in which prevention methods, treatments, and vaccines are continously discussed and high levels of worldwide uncertainty prevails—are HCWs; therefore, the events they experience throughout this unique period in time should be recorded in history.
Fatma Özcan Han, Hüseyin Avunduk
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 365-385; https://doi.org/10.11611/yead.933554

Abstract:
Bu çalışmada günlük koronavirüs vaka sayısıyla kısa çalışma ödeneği arasında kısa ve uzun dönemli denge ilişkilerinin varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır. 16 Mart 2020 ile 16 Nisan 2020 arasında kısa çalışma ödeneğine birinci başvuru döneminde ve 02 Aralık 2020 ile 31 Ocak 2021 arasındaki ikinci başvuru döneminde alınan günlük veriler üzerinden ARDL Sınır Testi Eviews 10 programı kullanılarak yapılmıştır. ARDL Sınır Testi sonuçlarına göre, her iki dönemdeki başvurularda günlük vaka sayısı ile kısa çalışma ödeneği arasında uzun dönemde anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ancak kısa dönemli hata düzeltme modelinin sonuçlarına göre günlük vaka sayısı ile kısa çalışma ödeneği başvuruları arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Kısa çalışma ödeneği ve Covid-19 günlük vaka sayısının aynı çalışmada incelendiği başka bir çalışmanın olmaması, bu çalışmayı özgün kılmakta dolayısıyla bu çalışmanın yazındaki boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.
Muzaffer Albayrak
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 386-404; https://doi.org/10.11611/yead.891573

Abstract:
Ekonomik büyüme, bir ülkenin refah düzeyini artırmak ve geliştirmek için önemlidir. Devletler, ülkelerinin refahını ve zenginliğini artırmak ve sorunlarını çözmek için ekonomik büyüme ve kalkınmaya önem vermektedir. Makroekonomik göstergelerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, ülkelerin yapısına, özelliklerine ve yönetim yapılarına göre değişmektedir. Bu çalışma, 1961-2019 yılları arasındaki yıllık veri setini kullanarak ekonomik büyüme ile kamu nihai tüketim harcamaları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bai-Perron yapısal kırılma analizi sonuçları, incelenen dönemde Türkiye ekonomisinde yapısal değişikliklerin meydana geldiğini göstermektedir. ARDL eşbütünleşme analizi sonuçlarına göre, ekonomik büyüme ile kamu harcamaları arasındaki ilişki uzun dönem ve kısa dönemde negatiftir. Bulgular, ayrıca ekonomik büyümenin yapısal kırılmalardan etkilendiğini göstermektedir. Bu sonuç, Türkiye ekonomisinde yapısal kırılmanın etkilerine karşı önlem alınması gerektiğini göstermektedir.
Kenan Göçer, Irfan Haşlak
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 405-418; https://doi.org/10.11611/yead.959681

Abstract:
Ahmet Güner Sayar is known for his works in the field of Turkish economic mentality. He pursued the thought and method of his teacher, Sabri. F. Ülgener in this field to a large extent. He has taken the Ulgerian thought to a new level by subjecting a deeper analysis, for example, by further developing the conceptualisation of ‘Turkish custom’ and the ‘individual’ in the context of homo economicus. The debate about the Ottoman people’s distance from the tripartite world (matter, environment, and time) continues in Sayar, as Ülgener emphasised. Distance here is defined as remoteness. Both Ülgener and Sayar criticise esoteric Sufism and Malamiyyah in terms of distance. Distance for western people is close enough to know and change the essence of the object. This closeness in the distance constitutes the essence of recreating. Ülgener and Sayar read the contrast between the western and the Ottoman people in terms of distance. The perception of distance is different for both sides and opposed to each other. It is argued in the present work that the distance is not too far from the Ottoman person, but too close to perceive and change the world, which is a tripartite structure. This proximity is, in fact, the absence of distance. Since they saw themselves embedded into universe and nature, the Ottoman people could not see the external nature.
Elif Özgörmüş, Zehra Taşci Durak
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 1-16; https://doi.org/10.11611/yead.736004

Abstract:
Today’s environmental conscious world forces companies to be more about energy and water consumption. New trends in the world generally provide competitive advantage to the firms if they work on environmental issues. As a critical decision of companies, supplier selection problem needs to consider the environmental factors and economical factors simultaneously. This study proposes a novel solution methodology for green supplier selection problem: Fuzzy axiomatic design with risk factors. This method is applied in many decision-making problems in the literature successfully. A case study is presented to implement the method and the results are compared with traditional fuzzy axiomatic design and fuzzy TOPSIS. It has seen that the decision of the best supplier selection can be influenced by the risk factors such as the deviation in the economical conditions or the working conditions of the company.
Serçin Sahin
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 62-87; https://doi.org/10.11611/yead.877321

Abstract:
Consumer confidence measures and their effects on macroeconomic variables have been subject to extensive research since it was devised in the 1940s. Some empirical studies suggest that it is one of the leading causes of macroeconomic fluctuations through its effects on household consumption. Particularly, consumer durables spending and household borrowing are found to be sensitive to consumer confidence. In this study, a stock-flow-consistent system dynamics model is developed to explain how consumer confidence affects the aggregate household behavior and the macroeconomic dynamics of the economy. The simulation results confirm that consumer confidence strongly affects the economy's dynamic behavior. It is shown that the psychological and structural parameters determine the stability properties of the economy.
Emirhan Yenişehirlioğlu, Tayfur Bayat
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 353-364; https://doi.org/10.11611/yead.922733

Abstract:
Turizm endüstrisinde, turistlerin talepleri doğrultusunda; konaklama, yiyecek, eğlence ve ulaşım gibi sektörlerde artan üretimler hem istihdamın artmasına sebep olmakta hem de döviz geliri elde edildiği için ödemeler dengesinde önemli bir yer tutmaktadır. Turizm endüstrisi yoğun şekilde yabancı yatırımlara ev sahipliği yaptığı için büyümeye çalışan ekonomilerde kilit bir unsurdur. Çalışmada merkezi planlamadan serbest piyasa ekonomisine geçen ve 1 May 2004’te Avrupa Birliğine üye olan Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya, ve Slovenya ekonomilerinde, 1995-2018 döneminde turizm gelirlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi panel veri yöntemi ile incelenmektedir. Ampirik analizler sonucunda turizm geliri ile ekonomik büyüme arasında pozitif ve orta derecede korelasyon bulunduğu tespit edilmiş, bununla birlikte Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Letonya ve Polonya ekonomilerinde turizm gelirlerinden ekonomik büyümeye doğru nedensellik olduğu belirlenmiştir.
Eser Yeşildağ
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 130-148; https://doi.org/10.11611/yead.886825

Abstract:
Hisse senedi fiyatlarının hangi faktörlerden etkilendiği konusu hem kurumsal hem de bireysel yatırımcılar açısından her zaman en önemli konulardan olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’deki hisse fiyatları ile altın fiyatları, faiz oranları, işsizlik oranları ve para arzı arasındaki eşbütünleşme ilişkisinin analiz edilmesidir. Bunun için 2009:01-2019:01 dönemleri arasındaki aylık BIST100 endeks değerleri ile altın, faiz, işsizlik ve para arzı makroekonomik faktörlerinin değerleri analize dâhil edilmiştir. Hisse senetleri, altın, faiz, işsizlik ve para arzı arasında bir eşbütünleşme ilişkisinin olup olmadığı ARDL sınır testi kullanılarak araştırılmıştır. Analiz sonuçları hisse senediyle altın, faiz, işsizlik ve para arzı değişkenleri arasında bir eşbütünleşme olduğunu göstermiştir. Buna göre hisse fiyatları ile faiz oranları ve para arzı arasında uzun ve kısa vadeli anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişkide faiz oranları hisse senedi fiyatlarını negatif, para arzı ise pozitif yönde etkilemektedir. Altın fiyatları ve işsizlik oranı ile hisse fiyatları arasında herhangi bir anlamlı ilişki bulunamamıştır.
Mustafa Bekmezci, Kemal Köksal, Ibrahim Sani Mert
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 17-39; https://doi.org/10.11611/yead.774985

Abstract:
Bu çalışmada, Durumluk Umut Ölçeğinin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır. Çalışma kapsamında üç farklı gruptan veri toplanmıştır. Dil eşdeğerliliğini test etmek için 36 kişiden oluşan örneklem kullanılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek amacıyla kamuda çalışan 237 kişiden veri toplanmıştır. Yapı geçerliliği kapsamında 237 kişilik örneklem grubunda açıklayıcı faktör analizi yapılmıştır. Özel bir sektör firmasında çalışan 375 kişiden toplanan veri ile, doğrulayıcı faktör analizi, bileşim ve ayrışım geçerliliği ve yapı güvenilirliği ve durumluk umut ölçeği Türkçe formunun yordama gücü yaşam tatmini üzerinde test edilmiştir. Çalışma sonucunda Türkçeye uyarlanan Durumluk Umut Ölçeğinin dilsel eşdeğerliliğinin olduğu, geçerli ve güvenilir bir şekilde yordama gücünün olduğu tespit edilmiştir.
Onur Bayrakci
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 320-333; https://doi.org/10.11611/yead.913168

Abstract:
Bu çalışmada pandemi ile birlikte istihdam alanında yaşanan gelişmeler kod 29 olarak bilinen kanun maddesiyle ile ele alınmıştır. Kod 29 “İşveren tarafından ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış nedeni ile iş akdinin feshi" olarak tanımlanmaktadır. Bu kanun aracılığıyla işverenler pandemide hükümetin yasak kararına rağmen işçi çıkarımına keyfi olarak devam etmektedirler. Çalışmanın önemi akademik olarak doğrudan kod 29 ile ilgili ilk çalışma olmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmada yöntem olarak literatür çalışması yapılmış, internet kaynaklarına başvuru yapılmıştır. Bu yönteme başvurmanın nedeni ise bahsedildiği gibi doğrudan kod 29’u ilgilendiren çalışmaların yokluğudur. Çalışma da elde edilen bulgular ise kod 29’un yanlış kullanıldığı ve çalışanlar üzerinde onarılmaz mağduriyet yarattığıdır.
Nimet Varlik, Serdar Varlik
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 299-319; https://doi.org/10.11611/yead.913055

Abstract:
Bu çalışmada Ekim 2010-Mart 2021 dönemi için TCMB’nin kredibilitesinin TÜFE enflasyon oranı üzerindeki kısa ve uzun dönem asimetrik etkileri Shin vd. (2014) tarafından geliştirilen NARDL yöntemi kullanılarak incelenmektedir. Çalışmada elde edilen ampirik bulgular şöyledir: (i) Uzun dönem katsayılarının negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bulunması, merkez bankası kredibilitesinde meydana gelen artışların enflasyon oranını düşürdüğünü, merkez bankası kredibilitesindeki düşüşlerin ise enflasyon oranını yükselttiğini göstermektedir. (ii) Dinamik asimetrik çarpan bulgularına göre; kredibilite azaldığında, enflasyon oranı dördüncü ayda başlayıp altıncı ayın sonuna kadar istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmaktadır. (iii) Kredibilitedeki düşüş sonucunda enflasyon oranındaki artışın kredibilitedeki artış sonucunda enflasyon oranındaki düşüşten daha büyük olması, kredibilitenin bozulmasının TCMB’nin enflasyonu kontrol etme yeteneğini zayıflattığı şeklinde yorumlanabilir. (iv) Ayrıca döviz kurundaki ve petrol fiyatlarındaki değişimlerin enflasyon oranına geçiş etkisinin uzun dönemde devam ettiği görülmektedir.
Filiz Eroğlu, Figen Kiliç
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 102-129; https://doi.org/10.11611/yead.884649

Abstract:
Toplumda bireylerin materyalist eğiliminin bilinmesi, devlet politikalarını veya pazarlama stratejilerini geliştirenlerden sosyal bilim araştırmacılarına kadar farklı kesimleri yakından ilgilendirmektedir. Sahip olduğu özellikler itibariyle birbirinden ayrılan kuşaklarda materyalist eğilimin ve konu ile ilgili olduğu düşünülen marka bilinci ve paraya verilen önemin farklılaşıp farklılaşmadığı, eski kuşaklardan yeni kuşaklara doğru bahsi geçen konularda belirgin bir yükseliş ve azalmanın olup olmadığı bilgisi bu nedenle önem taşımaktadır. Söz konusu sorulara cevap bulmak amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, X, Y ve Z kuşağı temsilcisi 463 katılımcıdan toplanan veriler ANOVA ve frekans analizlerine tabi tutulmuş; bulgular, Z kuşağının diğer kuşaklara göre anlamlı derecede daha materyalist, paraya daha fazla önem veren, anlamlı çıkmasa da marka bilinci daha yüksek kuşak olduğunu ortaya koymuş, X ve Y kuşakları arasında değişkene göre farklılıklar bulunmuştur. Her üç kuşakta da paraya verilen önem, materyalist eğilimin boyutları arasında da mutluluk boyutu diğerlerinden yüksek çıkmıştır. Bulguların, kamu ve özel sektörde geliştirilecek stratejilerde ve gelecek araştırmalarda faydalı olacağı düşünülmektedir.
Zeynep Ergen Işiklar Işiklar, Nilüfer Canöz, Ahmet Ertek
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 239-260; https://doi.org/10.11611/yead.900681

Abstract:
Havacılığın bilimsel geçmişi, 1400’lü yıllara kadar uzanmaktadır. Ancak modern havacılığın başlangıcı ilk motorlu uçağın icat edildiği 1903 yılı olarak kabul edilmektedir. Bu tarihten sonra havacılık hızlı bir şekilde büyümüş, 1970’lerin sonuna doğru havacılık alanındaki sıkı düzenlemelerin serbestleşmeye başlamasıyla da zirveye ulaşmıştır. Günümüzde ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimine önemli katkılar sağlayan hava taşımacılığı, kullanıcılara sunduğu hız, güvenlik, konfor vb. özellikleri sayesinde her geçen gün daha çok tercih edilmektedir. Tüm stratejik uçuş planları, yolcu talebine göre şekillendirilmeye çalışıldığından havayolu işletmeleri için yolcu talebinin belirlenmesi önemli bir konudur. Bu önemden hareketle bu araştırmada Konya ilinde havayolu taşımacılığı talebini etkileyen faktörlerin neler olduğunu belirlemek amacıyla, Konya ilinde yaşayan 18 yaş ve üzerindeki 1200 kişiye yüz yüze anket tekniği ile bir alan araştırması uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların, Konya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlaması; havayolu işletmelerinin gelecek planlamalarına veri oluşturması ve Konya ilindeki havayolu taşımacılığının tercih edilme oranını artırma amaçlı çalışmalara kaynak oluşturması beklenmektedir.
Hüseyin Korkut
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 279-298; https://doi.org/10.11611/yead.911522

Abstract:
Mahalli idareler ve özellikle belediyelerin vatandaşların hayat kalitesinin artırılması amacıyla sağlıklı çevrenin oluşturulmasından iktisadi hayatın geliştirilmesine, alt yapı hizmetlerinden toplumun refah seviyesinin yükseltilmesinin temin edilmesine ve eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilmesine kadar birçok görevi vardır. Teknolojik gelişmeler ve küresel değişimler şehir hayatının ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçları çeşitlendirmekte ve şehirde yaşayan insanların beklentilerini etkilemektedir. Bu beklenti ve taleplerin karşılanabiliyor olması şehirde yaşayan insanların tatminine ve mutluluğuna yansımaktadır. Bu çalışmanın amacı; TÜİK tarafından 2013 yılında uygulanmış olan Yaşam Memnuniyeti Araştırması (YMA-2013) verileri kullanılarak belediyelerin sürdürdüğü hizmetler bakımından vatandaş memnuniyet düzeyi iller bazında karşılaştırmalı olarak analiz edilmesidir. Ayrıca vatandaşların genel memnuniyet verileri ile belediye hizmetlerinden memnuniyet düzeyi arasındaki etkileşim-ilişki tartışılacaktır. Böylece belediyelerin üstlendiği ve sürdürdüğü ve de TÜİK 2013 Yaşam Memnuniyet Araştırması’nda yer alan hizmet alanları itibariyle şehir hayatının niteliğine ve vatandaşların mutluluğuna yansıması tartışmalarına katkı sağlamış olacaktır.
Salih Tellioğlu
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 261-278; https://doi.org/10.11611/yead.905332

Abstract:
Konaklama işletmelerinde yiyecek & içecek bölümü en fazla personelin çalıştığı birim olarak bu işletmelerde önemli bir yere sahiptir. Çünkü konaklama işletmelerinde yiyecek & içecek çalışanları müşteriler ile devamlı olarak etkileşim halindedir ve müşteri memnuniyetinin sağlanmasında kritik öneme sahiptir. Ayrıca müşteri memnuniyetinin artması sadık müşteri sayısının da artmasını sağlamakta bu da işletmeye önemli bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Dolayısıyla bu işletmelerin hizmet kalitesinin artmasında çalışanların işe bağlılığı önemli bir husustur. Ancak turizm sektörünün yapısal sorunları çalışanlar ile işletme arasında güçlü bağlar kurulmasına engel olmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada da konaklama işletmelerinde çalışan yiyecek & içecek personellerinin işe başlılığı ve işe bağlılığın yaşam memnuniyeti üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu araştırma, nicel araştırma metodolojisi yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 178 yiyecek & içecek çalışanı ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre de işe bağlılığın yaşam memnuniyeti üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir.
Eylül Kabakçi Günay Günay, Onur Polat
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 40-61; https://doi.org/10.11611/yead.826661

Abstract:
This study aims to determine the variables which have effects on female poverty in 27 EU countries. For this purpose, an econometric model was established by using EU countries' 2005-2017 data set. The dependent variable is female poverty (Female at risk of poverty or social disclusion) independent variables are; Unemployment Rate of Active Female Population, % of women with higher education graduation, % of women with Primary School Graduation, wage and salaried female workers (% of female employment ). The Augmented Mean Estimator is used as the econometric analysis method for the models. This estimator is also known suitable model when heterogeneity and correlation between units exist As a result, unemployment rate of active female population and increased wage and salaried workers rate have statistically significant effects on % risk of female’s Social exclusion and poverty. The unemployment rate has same-direction relationship with risk of social exclusion and poverty. But the percentage of wage and salaried working women has reverse-direction relationship with social exclusion and poverty. It is an proof that shows poverty is not only income based issue but also multidimensional.
Mehmet Ali Ali Polat, Eda Fendoğlu Fendoğlu
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 331-348; https://doi.org/10.11611/yead.877081

Abstract:
Reel ücret dinamiklerini anlamanın en iyi yolu işgücü verimliliğinin bileşenlerini anlamaktan geçmektedir. İşgücü verimliliğinde yaşanan değişimler, maliyet kanalı yoluyla enflasyonu etkilediği için para politikası açısından da önem arz etmektedir. Etkin ücret teorisi, ücret katılıkları ve eksik rekabet olguları dikkate alınarak oluşturulmuş bir yaklaşımdır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye için uygun ücret politikalarının nasıl olması gerektiği tartışmalarına açıklık getirebilmektir. Bu nedenle çalışmada, reel ücretler ile üretim arasındaki ilişki, sektörler itibariyle Yeni Keynesyen bir yaklaşım olan “Etkin Ücret Teorisi” dikkate alınarak ekonometrik analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bu bağlamda, etkin ücret teorisinin Türkiye imalat sanayiinde nasıl işlediği, ücretler ile verimlilik arasındaki ilişkiye bakılarak araştırılmıştır. Çalışmada, saatlik reel ücretlerdeki artışların saatlik üretim miktarı üzerindeki etkileri, Türkiye’nin 2009:Q1-2020:Q3 dönemi verileri kullanılarak, genel ekonomi ve 13 alt sektör için ayrı ayrı analiz edilmiştir. Bu bağlamda, genel olarak reel ücretlerdeki artışların Türkiye’de üretimi artırdığına ve Etkin Ücret Teorisinin Türkiye ekonomisinde geçerli olduğuna karar verilmiştir.
Burhan Günay
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 267-281; https://doi.org/10.11611/yead.675715

Abstract:
Küreselleşme ve son yıllardaki teknolojideki gelişmeler, entelektüel sermaye, bilgi sistemleri ve marka gibi maddi olmayan varlıkların piyasanın en temel unsurları olmasını sağlamıştır. Marka, rekabetin artmasıyla birlikte önemi gittikçe artan şirket değerinin arttırılmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Değere dayalı yönetim anlayışının finansal piyasalarda yerleşmesi ile birlikte şirket değerinin belirlenmesinde son zamanlarda değere dayalı ölçütler kullanılmaya başlanmıştır. Bu ölçütlerin başında Ekonomik Katma Değer (Economic Value Added-EVA) ve Piyasa Katma Değeri (Market Value Added-MVA) ölçütleri gelmektedir. Çalışmanın amacı, marka değeri ile değere dayalı ölçütler ve piyasa değeri arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Çalışmada Brand Finance uluslararası bağımsız marka değerleme kuruluşunun, Türkiye’nin en değerli 100 markası olarak açıkladığı listede yer alan bankaların 2012-2018 verilerinden yararlanılmıştır. Panel veri analizi yöntemi kullanılarak oluşturulan modelde Brand Finance tarafından hesaplanan marka değeri bağımlı, Piyasa Değeri, EVA ve MVA ölçütleri bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Çalışmadaki model sonucunda, bankaların marka değerleri ile EVA ve MVA arasında anlamlı ve pozitif ilişki bulunmuş, Piyasa Değeri ile herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilememiştir.
Mustafa Kevser, Mesut Doğan
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 164-181; https://doi.org/10.11611/yead.815123

Abstract:
Bu araştırmanın amacı kurumsal yönetim derecelendirme notu duyurularının hisse senedi getirisi üzerindeki etkisini incelemektedir. Bu amaçla kurumsal yönetim derecelendirme endeksinde bulunan 29 firmanın 2007-2019 verileri analiz edilmiştir. Araştırmada olay çalışması yöntemi kullanılmıştır. Bunun yanı sıra Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notu’nun açıklandığı güne bağlı olarak 5 gün öncesi ve 5 gün sonrası günlük hisse senedi getirisinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için eşleştirilmiş (paired) t-testinden, firmaların kurumsal yönetim derecelendirme notu ile hisse senedi getirisi arasındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar derecelendirme notunun açıklanma tarihinden 5 gün öncesi ve 5 gün sonrasında göre hisse senedi getirilerinde anlamlı bir farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında kurumsal yönetim derecelendirme notu ile hisse senedi getirileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmakta olup kurumsal yönetim derecelendirme notu arttıkça hisse senedi getirisi artış göstermektedir. Elde edilen sonuçlar kurumsal yönetim ve vekâlet teorisi çerçevesinde hem teorik hem de yönetsel katkı sunmaktadır.
Fuad Selamzade, Yahya Özdemir
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 316-330; https://doi.org/10.11611/yead.877099

Abstract:
Ülkelerin büyümesinde ve gelişmesinde üniversitelerin, özellikle girişimci ve yenilikçi üniversitelerin ekonomiye katkıları önem taşımaktadır. Çalışmada Türkiye`deki girişimci ve yenilikçi üniversitelerin hem girişimsel ve hem de akademik açıdan etkinliklerinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için iki farklı model oluşturularak Veri Zarflama Analizi kullanılmıştır. Ayrıca, etkin üniversitelerin Süper Etkinlik skorları belirlenmiştir. Çalışma bulgularında, Girişimcilik ve Yenilikçilik yönünden etkinliklerinin değerlendirildiği ölçeğe göre sabit getirili analizde üniversitelerin %18`inin, ölçeğe göre değişken getirili analizde ise %26`sının etkin olduğu görülmüştür. Bilimsel Çalışma yönünden etkinliklerinin değerlendirildiği ölçeğe göre sabit getirili analizde üniversitelerin %24`ünün, ölçeğe göre değişken getirili analizde ise %40`ının etkin olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye`deki girişimci ve yenilikçi üniversitelerin mevcut kaynaklarını daha etkin kullanmaları ve çıktıları artırmaları gerektiği tespit edilmiştir.
Ahmet Oğuz Akgüneş
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 232-247; https://doi.org/10.11611/yead.877076

Abstract:
Bu çalışmanın amacı “Korku Endeksi” olarak bilinen VIX endeksinde (Volatility Index) meydana gelen değişimlerin Borsa İstanbul endekslerine olan etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla 04.01.2009-15.11.2020 tarihleri arasına ait veri seti kullanılarak VIX endeksi ile BIST Banka, BIST Turizm, BIST Hizmet, BIST Sınai, BIST Kimya Petrol Plastik ve BIST 100 endeksleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Çalışmada değişkenler arası uzun ve kısa dönemli ilişki ARDL sınır testi kullanarak ortaya konulmuştur. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre VIX endeksi kısa dönemde Borsa İstanbul’un tüm endekslerini negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca uzun dönemli ilişkiye bakıldığı zaman VIX endeksinin Borsa İstanbul’un tüm endekslerine negatif olan etkisi azalmakta olduğu ortaya konulmuştur.
Serkan Unal
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 1-21; https://doi.org/10.11611/yead.730777

Abstract:
Yabancı yatırımcılar, yerli yatırımcılara kıyasla, daha büyük yatırım fonlarını yönetmekte, araştırma ve firmalardan bilgi toplamak için daha fazla kaynak ayırabilmektedirler. Bu faktörler nedeniyle yabancı yatırımcılar lehine oluşan bilgi asimetrisi, piyasaların ne kadar etkin çalıştığı konusunda soru işareti oluşturmaktadır. Bu çalışmada BIST100 endeksine dahil olan şirketlerde, yabancı yatırımcıların payı ile hisse senedi getirileri arasındaki ilişki incelenmiştir. 2015-2019 yılları arasındaki panel veri analizinin kullanıldığı çalışmada, (1) fiyat / kar ve satışların büyümesi gibi temel değerlendirme kriterleri ya da momentum stratejileri ile yabancı yatırımcıların yatırım kararları arasında ilişki olmadığı, (2) yabancı yatırımcıların yatırım yaptıkları dönemlerde hisse senedi fiyatlarında harekete yol açtığı, (3) yabancı payındaki değişimi takip eden üç aylık dönemde hisse senedi getirilerinde anormal bir durumun olmadığı tespit edilmiştir. Yabancı yatırımcıların bilgi asimetrisi nedeniyle BIST100 endeksine kıyasla ilave kazanç elde ettiklerine dair bulgu elde edilmemiştir.
Ulvi Sandalci, Inci Sandalci
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 109-130; https://doi.org/10.11611/yead.779788

Abstract:
Küreselleşmiş bir dünyada birçok ekonomi birbirine entegre hale gelerek mükelleflerin çok da fazla bir mali yüke katlanmadan devletler arasında hareket kabiliyeti kolaylaşmıştır. Bunun bir neticesi olarak da vergi yükünün ağırlığı başta olmak üzere vergi idare yapısı, vergi sistem karmaşıklığı, vergi adaleti, vergi algısı gibi faktörlere bağlı olarak mükellefler yasal ikametgâhlarını terk ederek başka bölge veya ülkelere göç etmektedirler. Çalışmada vergilemenin mükellefleri göçe iten unsurları ve göç etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda özellikle yüksek vasıflı uzmanlar ile belirli sektördeki mükelleflerin yasal ikametgâhlarında değişiklik yapma tercihlerinde vergilerin de payının olduğu ortaya çıkmıştır. Buna göre mükellefler, vergi yükünün daha ağır olduğu bölge veya ülkelerden daha hafif olan bölge veya ülkelere göç etmektedirler.
Ahmet Usta
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 182-197; https://doi.org/10.11611/yead.822199

Abstract:
Bu makale itme-çekme çerçevesindeki sermaye girişlerinin davranışını (borç ve öz kaynak bazlı girişlerin toplamı) ve bu girişlerin varlık fiyatları üzerindeki etkilerini ele almaktadır. İlk olarak, 2009: Ocak ve 2020: Nisan arasındaki dönemleri arasında Türkiye için bir VAR modeli tahmin ederek, ayrıştırılmış sermaye girişlerinin küresel itme faktörüne (Şikago Opsiyon Borsası Oynaklık Endeksi= Chicago Board Options Exchange Volatility Index: CBOE VIX) ve ülkeye özgü çekme faktörüne (Kredi Temerüt Takası=Credit Default Swap:CDS) tepkilerini araştırıyoruz. İkinci olarak, aynı tahmin tekniğini kullanarak, farklı sermaye girişlerinin Türkiye'deki varlık fiyatları üzerinde farklı etkilerinin olup olmadığını değerlendiriyoruz. Toplam sermaye ve borç girişlerinin global oynaklık endeksi ve ülkeye özgü risk primine yönelik şoklara benzer tepkiler verdiğini görüyoruz. Her iki faktördeki artışı sermaye girişlerinde bir azalma izler. Ayrıca, sermaye girişlerinde bir şok olduğunda varlık fiyatlarında ani bir artış olur. Ancak, bu önemli tepkiler önümüzdeki dönemde öz sermaye girişleri dışında sermaye girişlerinde şok yaşandığı dönemde olumsuz yöne dönmektedir.
Hatice Aydin, Sezer Ramazan, Hayrullah Altinok
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 282-296; https://doi.org/10.11611/yead.877240

Abstract:
Bu çalışmanın amacı, lojistik alanındaki yüksek lisans/doktora tezlerinin daha çok hangi temaları ele aldığını ortaya koymaktır. Bu amaçla temalar, hem lojistik olarak genel manada hem de faaliyetleri olarak daha detaylı olarak değerlendirilecektir. Araştırmanın evreni, lojistik alanında 2020 yılında yazılmış olan yüksek lisans/doktora tezleridir. Toplamda 204 tez için değerlendirme kriterleri oluşturulmuş, 127 tez sosyal bilimler alanı dışında olduğundan ve 5 tanesinin anahtar kelime dizininin olmamasından dolayı değerlendirmeye alınmamıştır. Belirlenen kriterlere uyan 55 tane yüksek lisans ve 17 tane doktora tezi değerlendirilmiştir. Verilerin incelenmesinde içerik analizi tekniği kullanılmış ve MAXQDA 2020 paket programından yararlanılmıştır. Tezler, lojistik teması ile genel ve lojistik faaliyetleri kapsamında ise özel olarak değerlendirilmiştir. Lojistik genel teması kapsamındaki tezlerin genellikle sürdürülebilirlik, performans ve sektörel konularda olduğu ve lojistik faaliyetleri kapsamındaki tezlerin ise ulaştırma, depolama ve stok yönetimi konularında olduğu tespit edilmiştir. Yüksek lisans tezlerinin stok yönetim faaliyetlerini de ele aldığı görülmektedir.
Rüya Eser
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 297-315; https://doi.org/10.11611/yead.877257

Abstract:
İstihdam, işsizlik ve ekonomik büyüme iktisadi karar birimlerinin önemsediği ekonomik değişkenlerdir. Genel ve bölgesel olarak işsizlik durumunun doğru bir şekilde değerlendirilmesi, Türkiye’nin ekonomik gelişmesinde ciddiye alması gereken nesnel gerçektir. Bu nedenle çalışmada Türkiye’de işsizlik oranını etkileyen makroekonomik faktörler gri ilişki analizi yoluyla incelenmiştir. Analizler 2009 ve 2019 yıllarını kapsayanyıllık verilerle işsizlik oranını etkileyen 13 adet makroekonomik faktör kullanılarak yapılmıştır. Çalışma sonucunda işsizlik oranı üzerinde en çok etkiye sahip olan faktörlerin, ihracat, kapasite kullanım oranı, yabancı sermaye yatırımı, döviz kuru ve ithalat olduğu; iktisadi büyüme ile enflasyon oranının ise işsizlik üzerinde etkisi bulunmadığı saptanmıştır. Bölgelere göre işsizlik oranını ön sıralarda etkileyen faktörler arasında temelde önemli bir farklılık bulunmamakta, sadece 7 bölgenin işsizlik oranını ilk sırada etkileyen faktörlerde değişiklik görülmektedir.
Tuba Yakici Ayan, Nurdan Değirmenci
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 77-87; https://doi.org/10.11611/yead.675290

Abstract:
Bu çalışmada Türkiye’de yoksulluğu etkileyen hanehalkı sorumlusunun demografik özellikleri probit model yöntemi ile belirlenmiştir. Analiz verileri Türkiye İstatistik Kurumuna ait 2017 yılı hane halkı gelir ve yaşam koşulları araştırması fert ve hane anketlerinden sondaj ve birleştirme yoluyla elde edilmiştir. Ardından 22869 kayıt arasından bölgelere göre tabakalı örnekleme yöntemi ile 761 kayıt seçilmiştir. Ele alınan değişkenler arasından hanehalkı sorumlusunun faaliyet durumu, genel sağlık durumu ve hane nüfusu hanenin yoksulluk olasılığını pozitif etkilerken, buna karşın hanehalkı sorumlusunun eğitim düzeyi, yaşı ve hanehalkı sorumlusunun kadın olması ise negatif etki yapmaktadır. Anahtar Kelimler: Yoksulluk, Demografik faktörler, Probit model Jel Kodları: C35, I32,J12
Yasin Çakirel, Recep Ibrahim Pinar
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 248-266; https://doi.org/10.11611/yead.877078

Abstract:
Bu çalışma kapsamında “bilgi kültürü” kavramı tanımlanmış ve bu kavramın boyutları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bunun sebebi kavramın literatürümüzde nispeten yeni olmasıdır. Çalışmada bilgi kültürünün örgütsel yenilikçilik değişkeni üzerindeki etkisi ve bu etkide bilgi paylaşımının dolaylı etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul’da bulunan teknoloji geliştirme bölgelerindeki (teknokent/teknopark) 342 çalışan oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; bilgi kültürünün örgütsel yenilikçilik üzerinde anlamlı bir etkisi vardır. Bunun yanı sıra, bilgi kültürünün örgütsel yenilikçilik üzerindeki etkisinde bilgi paylaşımının dolaylı etkisinin olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar kurumların, örgüt kültürünün inşası sırasında, bilgiyi esas alan bir kültür geliştirmelerinin önemini ortaya koymuştur.
Meltem Ince Yenilmez Yenilmez
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi; https://doi.org/10.11611/yead.875890

Abstract:
ABD'de 2008'de yaşanan ekonomik kriz, Avrupa'daki işgücü piyasalarını kötü etkiledi. İstihdam oranlari Avrupa genelinde hızla düştü. Krize neden olan durgunluk, erkeklerin aksine kadın istihdamını daha az etkiledi. Krizin ikinci aşaması, özellikle erkek istihdamını daha fazla desteklemesi beklenen konsolidasyonlarda teşvik paketi uygulamasıyla dikkat çekmiştir. Kemer sıkma planlarının uygulamaya konulduğu üçüncü aşama, kadın istihdamı için kolay olmamıştır. Krizin tüm bu cinsiyet temelli etkileri, cinsiyet temelli mesleki ve sektörel ayrışmayla daha açık hale gelmiştir. Bu makalenin amacı, Avrupa'daki çeşitli kriz aşamalarında kadınların istihdam durumunu analiz etmektir. İtalya ve İspanya gibi bazı ülkelerde kriz cinsiyetler arasındaki farkı daraltarak etkiledi; bu temelde cinsiyet sektörel ayrımı ile açıklanmaktadır. Danimarka ve Birleşik Krallık'ta, kriz sırasında çeşitli ekonomik sektörlerin aynı dağılımdan yararlandığı zamana kıyasla, daha yüksek iş kayıpları nedeniyle kadınlar sektörel ayrımdan daha az korunuyor. Bu çalışma, krizin ve politik müdahalelerin cinsiyet eşitliği meselesinin ele alınmasına yardımcı olup olmadığını veya gelişmelerin durumu gerçekten kötüleştirip iyileştirmediğini ortaya koymaktadır.
Pınar Erkal
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 37-56; https://doi.org/10.11611/yead.607753

Abstract:
ÖRGÜTSEL DESTEK ALGISININ İŞE TUTKUNLUK ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: CİNSİYETİN DÜZENLEYİCİ ROLÜ ÖZET Bu çalışmanın amacı; işe tutkunluk ile örgütsel destek algısı ilişkisini tespit etmek ve işe tutkunluk düzeyinin demografik değişkenlere göre farklılık oluşturup oluşturmayacağını test etmektir. Ayrıca araştırmanın diğer bir amacı, örgütsel destek algısının işe tutkunluk üzerindeki etkisinde cinsiyetin düzenleyici rolünü tespit etmektir. Araştırmada veriler anket yöntemi ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programı ve SPSS programına eklenen PROCESS makrosu yazılımı ile analiz edilmiştir. Araştırma örneklemini Balıkesir ilindeki 375 çalışan katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre örgütsel destek algısı ile işe tutkunluk arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Örgütsel destek algısının işe tutkunluk üzerindeki etkisinde cinsiyetin düzenleyici rolü bulunmaktadır. Ayrıca t-testi sonucunda cinsiyete göre işe tutkunluk düzeyinin farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Destek Algısı, İşe Tutkunluk, Cinsiyet Jel Sınıflandırması : M12, M54, D23
Semih Emre Çekin
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 131-144; https://doi.org/10.11611/yead.781274

Abstract:
Türkiye'nin enflasyon dinamikleri, bilindiği üzere on yıllardır aşırı oynaklıklara tabi olmuştur. 1970'li yıllarda üç haneli seviyelere ulaşan enflasyon oranları, 2000 yılına kadar yüksek kalıp, bir dizi reformun neticesinde 2001'den sonra görece düşük seviyelere düşmüştür. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de hâkim olan enflasyon dinamiklerinin değişkenliği ve oynaklığını göz önünde bulundurarak, 1955-2020 seneleri için enflasyon modellemesi yapmaktır. Bu amaç için çeşitli zamanla değişen trend ve stokastik oynaklık modelleri kullanılmakta ve stokastik oynaklığın enflasyon modellemesi için ne ölçüde önemli olduğu araştırılmaktadır. Bulgularımız, enflasyon oynaklığının zamanla değişken olduğunu ve 1980-2000 döneminde trend enflasyonunun ve enflasyon oynaklığının arttığını göstermektedir. Ayrıca bulgularımız, stokastik oynaklık içeren modellerin, sabit oynaklık varsayımında bulunan modellere tercih edildiğini göstermektedir.
Emre Baran, Tuba Derya Baskan
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 88-108; https://doi.org/10.11611/yead.732569

Abstract:
Bu araştırma, finansal raporlama standartlarının muhasebe meslek mensupları tarafından bilenen farklılıkları ve duruma ilişkin yaklaşımlarını tespit etmeyi hedeflemektedir. Bu kapsamda Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasına kayıtlı ve mesleki faaliyetlerini bağımsız olarak yürüten 392 muhasebe meslek mensubundan anket yoluyla elde edilen veriler frekans dağılımı ve aritmetik ortalama ile değerlendirilmiştir. Ayrıca, katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine göre finansal raporlama standartlarına ilişkin yaklaşımlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olup olmadığının tespit edilebilmesi için Kruskal-Wallis H Testi ve Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Sonuç olarak, araştırmaya katkı sağlayan muhasebe meslek mensuplarının muhasebe alanındaki küresel gelişmeleri yakından takip ettikleri ancak bilgilendirme faaliyetlerinde ve uygulama eğitiminde eksiklikler olduğu saptanmıştır. Diğer taraftan finansal raporlama standartlarının çevrilmesinin bazı kavramsal karmaşıkların ortaya çıkmasına yol açtığı bu suretle ilgili standartları öğrenmekte zorluk çektikleri tespit edilmiştir.
Onur Saylan, Umut Eroğlu
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 215-231; https://doi.org/10.11611/yead.865362

Abstract:
Emek yoğun bir sektör olan tersane işletmelerinin yönetiminde, yetenekli çalışanların işe alınması ve tutulabilmesi kritik bir konudur. Bunu sağlamanın en önemli aracı da insan kaynakları yönetiminde işveren markası uygulamalarının kullanılmasıdır. İşveren markası uygulamalarının etkin bir şekilde yapılabilmesi için mevcut ve potansiyel çalışanların beklentilerinin öğrenilmesi, buna uygun bir değer önermesi sunulması ve önermedeki vaatlerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Yapılan çalışma ile gemi inşa sektöründe mevcut ve potansiyel çalışanların işverenlerinden beklentileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Her iki gruptan, toplam 313 kişi ile bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların işveren markasını iki boyutta algıladığı ve işyeri uygulamaları boyutuna itibar boyutundan daha fazla önem verdiği görülmüştür. Ayrıca, gemi inşa sektöründe etkili olan işveren marka iletişimi faktörleri yapılan çalışma ile belirlenmiştir.
Simge Kömürcü, Selin Işevcan Ertamay, Mehmet Emre Güler
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 145-163; https://doi.org/10.11611/yead.814765

Abstract:
Amaç: Modern teknolojinin dinamik yadsınamaz gelişimi ve modern teknolojiden kaynaklanan uygulamalar turizm endüstrisindeki hizmetlerin kullanımını etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, olası yapısal değişiklikleri incelemek ve Endüstri 4.0'ın getirdiği teknolojik ilerlemelerin insan gücünün yerini ne ölçüde alacağı konusunda bakış açısı sağlamaktır. Metodoloji: Araştırma, Endüstri 4.0'ın turizm sektörünün istihdam yapısı üzerindeki etkisini detaylı olarak incelemek amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak yapılmıştır. Araştırmayı özgün kılan bazı sorular eklenerek yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Tasarım / Yaklaşım: Mevcut teknolojik gelişmelerin turizm sektörünün işgücü yapısı üzerindeki öngörülen etkilerini ortaya çıkarmak için Türkiye'deki turizm sektörü yöneticileri ile 17 yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşme yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme yapmanın nedeni, bu tekniğin, sorular belirlenmesine rağmen ek sorular sorarak araştırmanın detaylandırılmasına izin vermesidir. Bulgular: Bu çalışmanın sonuçları, turizm hizmetlerinin her düzeyinde insandışılaştırmanın mümkün olmadığını ve teknolojik gelişmelerin insan gücü ve robotlar arasında görev paylaşımı bir çalışma ortamına yol açtığını göstermektedir. Bazıları ortadan kaldırılırken yeni meslekler ortaya çıkabilecektir. Hem müşteriler hem de çalışanlar tarafından teknolojik adaptasyonda demografik faktörler öne çıkmaktadır. Özgünlük: Bu çalışma, turizmdeki insan gücünün akıllı endüstri gelişimi çerçevesinde bakış açısını görmek ve gelişmesi için ihtiyaçları görmek açısından önemlidir. Sonuç, çalışma bulgularından elde edilen yönetsel ve teorik perspektifler sağlayacaktır.
Dilaysu Çinar, Buket Deniz Ortanca
Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Volume 19, pp 57-76; https://doi.org/10.11611/yead.618580

Abstract:
Bu çalışmanın temel amacı, firma tarafından sunulan hizmetin kalitesine yönelik oluşan algılamaların tüketicilerin markayı tekrar tercih etme eğilimi üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu irdelemektir. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışma sonucunda, markayı tekrar tercih etme eğilimi düzeyi ile güven ve heveslilik boyutu arasında yüksek düzeyde, empati ve güvenilirlik boyutu arasında orta düzeyde ve fiziksel özellikler boyutu arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunulmuştur. Sonuç olarak, çalışmada, hizmet kalite algısını oluşturan her bir faktörün düzeyi arttıkça tüketicilerin de markayı tekrar tercih etme eğiliminin arttığı gözlemlenmiştir.
Page of 12
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Back to Top Top