Refine Search

New Search

Results: 2,100

(searched for: publisher_group_id:2330)
Save to Scifeed
Page of 42
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Günseli Bobuş Alkaya, Çağla Efeoğlu, Irem Acar, Ergin Yalçin, Fadime Nazlı Dincer KAYA, Yahya Nural
Hacettepe University Journal of the Faculty of Pharmacy, Volume 41, pp 143-149; https://doi.org/10.52794/hujpharm.993718

Abstract:
In this study, N,N’-(dodecane-1,12-diyl)bis(2,4-dichlorobenzamide) and N,N’- (dodecane-1,12-diyl)bis(4-bromobenzamide) as new bis-benzamides were syn- thesized by reaction of 1,12-diaminododecane and two different acyl chloride compounds in 88% and 92% yield, respectively. Their molecular structures were characterized using 1H NMR, 13C NMR and FT-IR techniques. Antibacterial activities of the synthesized compounds were screened against Staphylococcus aureus ATCC 25923 and Escherichia coli ATCC 25922 strains. Moreover, pho- tophysical properties of the products in CH Cl and CHCl were investigated us- 2 2 3 ing UV-vis spectroscopy. The compound 3a exhibited positive solvatochromism about 31 nm by increasing of solvent polarity. Bu çalışmada, 1,12-diaminododekan ve iki farklı açil klorür bileşiğinin reaksiyonu ile N,N'-(dodekan-1,12-diil)bis(2,4-diklorobenzamid) ve N,N'-(dodekan-1,12-diil)bis(4-bromobenzamid) olmak üzere yeni bis-benzamidler sırasıyla %88 ve %92 verimle sentezlendi. Moleküler yapıları 1H NMR, 13C NMR ve FT-IR teknikleri kullanılarak karakterize edildi. Sentezlenen bileşiklerin antibakteriyel aktiviteleri Staphylococcus aureus ATCC 25923 ve Escherichia coli ATCC 25922 suşlarına karşı tarandı. Ayrıca, CH2Cl2 ve CHCl3 içindeki ürünlerin fotofiziksel özellikleri UV-vis spektroskopisi kullanılarak incelendi. Bileşik 3a, çözücü polaritesinin artmasıyla yaklaşık 31 nm'de pozitif solvatokromizm gösterdi.
Yevhen Karpun
Hacettepe University Journal of the Faculty of Pharmacy, Volume 41, pp 150-161; https://doi.org/10.52794/hujpharm.973420

Abstract:
The aim of the work was to describe the method of combining two 1,2,4-triazole systems in a molecule, the alkylation reaction of the thiol group to obtain the previ- ously undiscovered S-derivatives of 1,2,4-triazole and the fragmentation pathway of the substances under hard ionization using gas chromatography-mass spectrom- etry. The structures of the synthesized compounds were confirmed by elemental analysis, 1H and 13C NMR spectroscopy and GC-MS analysis. The characteristic signals for S-alkyl residues were observed in the region typical for aliphatic com- pounds. The fragmentation of molecules was represented by the gradual cleavage of radicals and the opening of the second 1,2,4-triazole heterocycle. Özet. Çalışmanın amacı, bir molekülde iki 1,2,4-triazol sistemini birleştirme yöntemini, daha önce keşfedilmemiş 1,2,4-triazolün S-türevlerini elde etmek için tiyol grubunun alkilasyon reaksiyonunu ve gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi kullanılarak sert iyonizasyon altındaki maddelerin parçalanma yolu. Sentezlenen bileşiklerin yapıları element analizi, 1H ve 13C NMR spektroskopisi ve GC-MS analizi ile doğrulandı. S-alkil tortuları için karakteristik sinyaller, alifatik bileşikler için tipik olan bölgede gözlendi. Moleküllerin parçalanması, radikallerin kademeli olarak bölünmesi ve ikinci 1,2,4-triazol heterosiklinin açılması ile temsil edildi.
Namık KILINÇ, Şükrü Beydemir
Hacettepe Journal of Biology and Chemistry; https://doi.org/10.15671/hjbc.892592

Abstract:
Increased activity of aldose reductase (AR) and sorbitol dehydrogenase (SDH) are the major causes of diabetic complications. Thus, inhibition of these two enzymes is vital in preventing diabetic complications. As the synthesis of new and effective AR and SDH enzyme inhibitors is quite difficult, we have investigated the inhibition effects of antibiotics, which are already widely used in medicine, on AR and SDH enzymes. AR and SDH enzymes were purified from bovine kidney, in vitro effects of antibiotics on enzymes were determined, and molecular docking simulations were carried out to understand inhibition mechanisms. The antibiotics ampicillin and amikacin inhibited both AR and SDH enzymes at very low concentrations. The best inhibitors for AR were found to be ceftriaxone, tylosin, and metronidazole with IC50 values of 28.75 µM, 49.28 µM and 58.42 µM, respectively. The best inhibitors for SDH were seen to be amikacin, ampicillin, and ceftazidime with IC50 values of 2.4 mM, 2.62 mM, and 3.76 mM, respectively. The results of inhibition and docking studies showed that antibiotics are highly effective on these enzymes. The results obtained can be used as a reference for synthesizing better inhibitors in future studies. Öz Aldoz redüktaz (AR) ve sorbitol dehidrogenazın (SDH) artan aktivitesi, diyabetik komplikasyonların başlıca nedenleridir. Bu nedenle, bu iki enzimin inhibisyonu, diyabetik komplikasyonların önlenmesinde hayati önem taşımaktadır. Çalışmamızda, yeni ve etkili AR ve SDH enzim inhibitörlerinin sentezi oldukça zor olduğundan, halihazırda tıpta yaygın olarak kullanılan antibiyotiklerin AR ve SDH enzimleri üzerindeki inhibisyon etkileri araştırılmıştır. AR ve SDH enzimleri sığır böbreğinden saflaştırılmış, antibiyotiklerin enzimler üzerindeki in vitro etkileri belirlenmiş ve inhibisyon mekanizmalarının aydınlatılması amacıyla moleküler docking simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Ampisilin ve amikasin antibiyotikleri hem AR hem de SDH enzimlerini çok düşük konsantrasyonlarda inhibe etmiştir. AR için en iyi inhibitörlerin sırasıyla 28.75 µM, 49.28 µM ve 58.42 µM IC50 değerleri ile seftriakson, tylosin ve metronidazol antibiyotikleri olduğu bulunmuştur. En iyi SDH inhibitörlerinin sırasıyla 2,4 mM, 2,62 mM ve 3,76 mM IC50 değerleri ile amikasin, ampisilin ve seftazidim olduğu görülmüştür. İnhibisyon ve docking çalışmalarının sonuçları, antibiyotiklerin bu enzimler üzerinde oldukça etkili olduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuçlar, gelecekteki çalışmalarda daha iyi inhibitörlerin sentezlenmesi için referans olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Sevda Türkiş, Esra Deniz Candan
Hacettepe Journal of Biology and Chemistry; https://doi.org/10.15671/hjbc.925338

Abstract:
The present study identifies the hot spot of Yenice and aims to determine the tree diversity in the Fagus-Abies, Fagus and Quercus-Fagus forests, to define the microbial community in these forests by the Biolog-Ecoplate method and to reveal the physiological profile differences at the community level between forests. Accordingly, soil samples were taken from these predefined forests and the microbial community in different forests communities was analyzed using the Biolog EcoPlate method. In addition, cover-proportion values of the tree species were determined according to Braun-Blanquet method. As a results, the diversity in microbial communities has been determined as Fagus-Abies (3.0033 ± 0.006), Fagus (1.2267 ± 0.006) and Quercus-Fagus (1.1267 ± 0.012), from highest to lowest, respectively. On the other hand, the fact that the diversity of carbon sources in the Fagus forest was quite high and the use of phosphate carbon is seen only in this type of forest is quite significant. In the present study, the Biolog Ecoplate method was applied for the first time to determine the microbial community among forest communities. The results obtained from the present study clearly show the practicability and effectiveness of this method in forest communities. Meanwhile, determination of the microbial community will contribute to the development of new strategies for establishing ecosystem protection practices.
Kadriye Özlem Hamaloglu
Hacettepe Journal of Biology and Chemistry; https://doi.org/10.15671/hjbc.962119

Abstract:
A heterogenous catalyst in the form of Au nanoparticles (Au NPs) immobilized porous manganese oxide (Mn5O8) microspheres was synthesized. The sol-gel templating method was used for the synthesis of Mn5O8 microspheres. The heterogenous catalyst showed good performance when compared with similar catalysts in the oxidation of benzyl alcohol. The heterogenous catalyst ([email protected]) obtained by the immobilization of Au NPs on Mn5O8 microspheres performed 99.4% of benzyl alcohol conversion and 100 % of benzaldehyde formation yield. Also the heterogenous catalyst showed a good stability and agglomeration resistance in the reusabilty experiments. [email protected] microspheres could be reused up to 5 times without remarkable loss in the catalytic activity. Altın nanopartiküllerle (Au NP'ler) dekore edilmiş gözenekli manganez oksit (Mn5O8) mikroküreleri formunda heterojen bir katalizör sentezlenmiştir. Mn5O8 mikrokürelerinin sentezi için sol-jel kalıplama yöntemi kullanılmıştır. Sentezlenen heterojen katalizör, benzil alkol oksidasyonunda benzer katalizörlerle karşılaştırıldığında iyi performans göstermiştir. Au NP'lerin Mn5O8 mikroküreleri üzerinde immobilizasyonu ile elde edilen heterojen katalizör ([email protected]) ile %99.4 benzil alkol dönüşümü ve %100 benzaldehit oluşum verimi elde edilmiştir. Ayrıca heterojen katalizör, tekar kullanılabilirlik deneylerinde iyi bir stabilite ve aglomerasyona karşı direnç göstermiştir. [email protected] mikroküreleri, katalitik aktivitede kayda değer bir kayıp olmaksızın 5 kata kadar yeniden kullanılabilmiştir.
Arif Barış ÖZBİLEN
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.982178

Abstract:
Vesayet, velayet altında bulunmayan küçük ve kısıtlıların ihtiyaç duydukları yardımı onlara sağlama ve bunların malvarlıksal ve kişisel yönden korunmalarını temin etme amacıyla yaratılmış hukukî bir kurumdur. Vesayet altına alınmış olan kişinin malvarlığının yönetilmesi de vesayet kurumu vasıtasıyla yerine getirilmesi istenen önemli fonksiyonlardan birini oluşturmaktadır. Bununla ilgili olarak, Türk Medenî Kanunu gerek vasiye gerekse vesayet makamına, malvarlığına ilişkin defter tutma, değerli eşyayı güvenli bir yerde saklama, taşınır ve taşınmazların satışında belirli kurallara uyma, paraları değerlendirme, ticarî ve sınaî işletmeleri yönetme, rapor ve hesapları denetleme, vesayetin sona ermesi halinde malvarlığını teslim etme gibi belirli yükümlülükler yüklemiştir. Çalışmamızda, vesayet altındaki kişinin malvarlığının yönetimine ilişkin genel esasların ortaya konulması ile vesayet altındaki kişinin malvarlığının yönetimi konusunda vasi ile vesayet makamına verilmiş olan yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayla Alkan, Ayla Ogus Binatli
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Volume 39, pp 359-378; https://doi.org/10.17065/huniibf.823845

Abstract:
Turkey’s CO2 emissions have been steadily increasing since the 1990s. Determining influences of socioeconomic factors behind this increase can help identify which sectors and what types of policies should be prioritized to go into action. This paper identifies the main contributors to CO2 emissions change within five-year intervals during 1990-2015 by adopting the Structural Decomposition Analysis (SDA) method. The results show that CO2 emissions increase was driven by per capita expenditure and population factors, while emission coefficient factor had a reducing effect on emissions. As the production side factors fell pretty behind the consumption side factors, net emissions was positive and the actual determiner in CO2 emissions was found as consumption. The most contributing sectors were Electricity, Land Transportation and Mineral. Speeding up renewable energy investments and continuing energy efficiency measures, placing a carbon tax on electricity and oil consumption, promoting public transport and use of clean fuels and vehicles, slowing down construction and raising consumer awareness to change their consumption behavior, particularly to reduce demand for high emitting products and services should be the top priority policies.
Mahdi Norouzi, Refik Çabuk, Görkem Aybars Balci, Hakan As, Özgür Özkaya
Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe Üniversitesi; https://doi.org/10.17644/sbd.931304

Abstract:
Critical power (CP) varies up to 5-20% depending on the preferred mathematical model and different time to exhaustion intervals. Those differentiation rates related to CP estimations cause some contradictory results. The aim of this study was to evaluate relationship between CP predictions obtained from three different exhaustion approach (short: 2-10; medium: 2-15; long: 2-20 minutes) using five mathematical models (linear total work (CP1), linear 1/time (CP2), nonlinear 2-parameter (CP3), nonlinear 3-parameter (CP4), and exponential (CP5)), and other indices such as maximal lactate steady state (MLSS), ventilatory threshold (VT), respiratory compensation point (RCP) and critical threshold (CT). 10 well trained male cyclists voluntarily participated in the study. VT and RCP levels of the athletes were determined by incremental ramp tests. Constant work rate exercises were applied on different days to determine maximal oxygen uptake, peak power output, MLSS, CT and CP. Obtained data were tested by validity analysis. As mathematical models and exhaustion intervals changed, the CP predictions varied up to 20%. Except the CP4, other CP estimations were higher than the work rates corresponding to the MLSS and VT (p≤0.05). The CP5, which was estimated by short exhaustion interval, corresponded to the work rates belonging to the CT and RCP (p>0.05; standard error of estimate ~4% and r>0.95). Regardless of the preferred exhaustion interval, CP predictions obtained from the other mathematical models were insufficient to estimate any of anaerobic threshold indices (p>0.05). As a result, the CP5 estimated by short exhaustion interval can be used to predict the work rates corresponded to the CT and RCP. It was not appropriate to estimate the other threshold intensities by the CP. Kritik güç (KG) düzeyi, tercih edilen matematiksel model ve farklı tükenme zaman aralıklarına bağlı olarak %5-20 oranında farklılaşır. Bu oranlarda farklılaşan tahminler, KG ile ilişkili bir takım çelişkili sonuçlar yaratır. Bu çalışmanın amacı üç farklı tükenme aralığı (kısa: 2-10; orta: 2-15; uzun: 2-20 dakika) kullanılarak, her bir aralık için beş farklı matematiksel model (doğrusal toplam iş (KG1), doğrusal 1/zaman (KG2), doğrusal olmayan 2-parametreli (KG3), doğrusal olmayan 3-parametreli (KG4), ve üstel (KG5)), yoluyla elde edilen KG tahminlerinden hangisi ya da hangilerinin maksimal laktat dengesi (MLD), ventilasyon eşiği (VE), solunumsal kompenzasyon noktası (SKN) ve/veya kritik eşikle (KE) ilişkili olduğunu değerlendirmektir. Çalışmaya 10 iyi antrene erkek bisiklet sporcusu gönüllü olarak katıldı. Sporcuların VE ve SKN düzeyleri kademeli rampa testleriyle belirlendi. Maksimal oksijen kullanımı, zirve güç çıktısı, MLD, KE ve KG’yi hesaplamak için farklı günlerde sabit yüklü testler uygulandı. Elde edilen veriler geçerlilik analizleri ile sınandı. Kullanılan matematiksel model ve tükenme aralıkları değiştikçe elde edilen KG düzeyleri %20’ye kadar farklılaştı. KG4 dışındaki diğer KG düzeyleri MLD ve VE’ye karşılık gelen iş oranlarından daha yüksekti (p≤0,05). Kısa tükenme aralıklarıyla bulunan KG5 değeri, KE ve SKN iş oranlarına karşılık geldi (p>0,05; tahmini standart hata ~%4 ve r>0,95). Tercih edilen tükenme aralığı fark etmeksizin diğer matematiksel modellerden elde edilen KG’ler herhangi bir anaerobik eşik indeksini tahmin etmede yetersizdi (p>0,05). Sonuç olarak, yalnızca kısa tükenme aralığıyla belirlenen KG5 düzeyinin, KE ve SKN iş oranlarını tahmin etmede kullanılabileceği gösterildi. Diğer eşik indekslerinin KG yoluyla tahmin edilmesi uygun değildi.
Ebubekir Aksay
Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe Üniversitesi; https://doi.org/10.17644/sbd.833283

Abstract:
The aim of the study is to compare the Senior Fitness Test (SFT) results of older adults aged 60 to 94 with body mass index (BMI) and the obtained STF results by age groups and gender with standard norm values. A total of 273 older adult aged between 60-94 participated in the study. 151 (71 women, 80 men) older adult with BMI values below 25 kg / m2 constituted the normal weight group and 122 (70 women, 52 men) older adults with BMI values above 25 kg / m2 constituted the overweight group. In the study, SFT, which consists of six different test parameters and measures muscle strength, aerobic endurance, agility/dynamic balance and flexibility, and can be applied in a short time without the need for medical examination was used. Since the data analyzed for skewness - kurtosis and normality analysis showed normal distribution, the independent sample t-test was used in the comparison of two independent groups, one-way analysis of variance in the comparison of more than two independent groups, and the Bonferroni test, one of the post-hoc tests, to determine the reason of the difference in source. The data obtained show that the performance decreases with the increasing age, the decline reaches the upper level especially in the group above the age of 70, and there is a statistically significant difference between the groups in terms of leg strength, arm strength, endurance and flexibility with increasing age (p Bu çalışmanın birinci amacı 60 – 94 yaş arası yaşlı yetişkinlerin Senior Fitness Test (SFT) sonuçlarının Vücut Kütle İndeksi (VKİ) ve yaş gruplarında cinsiyete göre, ikinci amacı elde edilen STF sonuçlarının standart norm değerleri ile karşılaştırmasıdır. Araştırmaya yaşları 60-94 arasında olan toplam 273 yaşlı yetişkin birey katılmıştır. VKİ değerleri 25 kg/m2 altında olan 151 (71 kadın, 80 erkek) birey normal kilolu ve 25 kg/m2 üzeri olan 122 (70 kadın, 52 erkek) birey fazla kilolu grubunu oluşturmuştur. Çalışmada tıbbi muayene gerekmeden kısa sürede uygulanabilen kas kuvveti, aerobik dayanıklılık, çeviklik/dinamik denge ve esneklik ölçümleri yapan ve altı farklı test parametresinden oluşan SFT kullanılmıştır. Çarpıklık – basıklık değerleri ile normallik analizi yapılan veriler normal dağılım gösterdiği için bağımsız iki grup karşılaştırmasında bağımsız örneklem t-testi, bağımsız ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi ve yaş grupları arasındaki farkın kaynağının belirlenmesi için post hoc testlerinden Bonferroni testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler esneklik gerektiren testlerde kadınların daha yüksek değerlere ulaştığını, kuvvet, dayanıklılık, çeviklik/beceri gerektiren testlerde erkeklerin ölçüm değerlerinin daha yüksek olduğunu, ilerleyen yaş ile beraber incelenen performans değerlerinin düştüğünü, düşüşün özellikle 70 yaş üzeri gurupta üst seviyeye ulaştığını, bacak kuvveti, kol kuvveti, dayanaklılık ve esneklik özelliklerinde artan yaş ile birlikte normal ve fazla kilolu gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık olduğunu göstermektedir (p
Aysu Ayhan, Selen Müftüoğlu, Beril Köse
Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe Üniversitesi; https://doi.org/10.17644/sbd.876856

Abstract:
The aim of this study is to evaluate the nutritional knowledge and nutritional intake of professional football and volleyball players and to compare the relationship between caffeine intake and body composition. It was conducted on a total of 43 professional male athletes aged 18-35, 19 professional football players who played in a football team of Turkish Football Federation (TFF) 1. League and 24 professional volleyball players from two different volleyball teams of Turkish Volleyball Federation (TVF). A questionnaire was applied to the participants in order to determine their sociodemographic characteristics, general characteristics, dietary habits and caffeine intake. Nutritional knowledge levels of the participants were determined by Turkish version of the Nutrition for Sport Knowledge Questionnaire (NSKQ). It was observed that the height (cm), body weight (kg) and body fat mass (kg) of volleyball players were higher than the football players (p Bu çalışma; profesyonel futbolcular ve voleybolcuların beslenme bilgi düzeyleri ve besin tüketim durumlarının değerlendirilmesi ile kafein alımları ve vücut kompozisyonları arasındaki ilişkinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya; Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) 1. Lig’de yer alan bir futbol kulübünde oynayan 19 futbolcu ile Türkiye Voleybol Federasyonu’na (TVF) bağlı iki farklı voleybol takımında oynayan 24 voleybolcu olmak üzere 18-35 yaş arası toplam 43 erkek sporcu katılmıştır. Sporcuların; sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve kafein alımları çoktan seçmeli soruların olduğu anket formuyla, beslenme bilgi düzeyleri ise Sporcu Beslenme Bilgisi Ölçeği (SBBÖ) ile belirlenmiştir. Çalışmada voleybolcuların boy uzunluğu (cm), vücut ağırlığı (kg) ve vücut yağ kütlesinin (kg) futbolculara kıyasla daha yüksek olduğu görülmüştür (p
Hakan Taş, Irmak Hürmeriç Altunsöz
Spor Bilimleri Dergisi Hacettepe Üniversitesi pp 109-122; https://doi.org/10.17644/sbd.858188

Abstract:
The history of physical literacy, its philosophical background, various definitions,benefits and the stage of physical literacy were investigated. Studies related to physicalliteracy were examined in national and international literature. Based on researches,it was seen that Margaret Whitehead's work was taken as a reference in many studies.Whitehead, defined physical literacy as an ability that anyone can reach. In addition,Pot and colleagues emphasized that the concept of p hysical literacy has a strongphilosophical basis. These philosophical grounds are explained as monism,existentialism and phenomenology. It is known that the educators' knowing thephysical literacy philosophy well has an important factor in both understa nding theconcept and applying the concept of physical literacy in the field. It is observed thatphysical literacy has many individual and sociological benefits. For instance, theindividual's being physically active improves the individual's motivation, selfconfidence, self awareness and social skills. Physically active individuals are seen to behealthier and as a reflection of this situation on the society, it is expected that therewill be less health spending in the society. The concept of physical l iteracy is a dynamicprocess and continues throughout life. Studies have shown that the concept of physicalliteracy emerges in different forms at different age periods and that differentstakeholders in human life are effective in these periods. Although the characteristicsof these periods are basically the same, the concept of physical literacy emerges tomeet different needs for individuals. In conclusion, the concept of physical literacy wasexamined and in the light of the obtained information, it was aimed to contribute tothe limited Turkish literature on the subject. Bu çalışmada ulusal ve uluslararası alanyazında bedensel okuryazarlıkla ilgili yapılançalışmalar incelenerek bedensel okuryazarlık kavramının tarihçesi, felsefi zeminleri,çeşitli tan ımları, alt bileşenleri, faydaları ve bireylerin bedensel okuryazarlık gelişimdönemleri araştırılmıştır. Birçok çalışmada Margaret Whitehead’in çalışmalarınınreferans alındığı görülmüştür. Whitehead, bedensel okuryazarlığı herkesinulaşabileceği bir kabi liyet veya yetenek olarak tanımlamıştır. Buna ek olarak Pot vearkadaşları bedensel okuryazarlık kavramının güçlü felsefi zeminleri olduğunuvurgulamıştır. Bu felsefi zeminler monizm, varoluşçuluk ve fenomonoloji olarakaçıklanmaktadır. Eğitimcilerin beden sel okuryazarlık felsefesini iyi bilmelerinin hembedensel okuryazarlık kavramını anlamak hem de sahada bunları uygulamak içinönemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Bedensel okuryazarlığın faydalarınabaktığımızda ise bireysel ve sosyolojik açıdan bi rçok yararı olduğu gözlemlenmiştir.Örneğin, bireyin fiziksel olarak aktif olması, bireyin motivasyonunu, öz güvenini, özfarkındalığını ve sosyal becerilerini geliştirmektedir. Ayrıca, aktif bireylerin daha sağlıklıoldukları görülmektedir ve bu durumun t opluma yansıması olarak toplumda daha azsağlık harcamalarının olması beklenmektedir. Bedensel okuryazarlık kavramı dinamikbir süreç olup yaşam boyu sürmektedir. Araştırmalar bedensel okuryazarlık kavramınınfarklı yaş dönemlerinde farklı şekiller de orta ya çıktığı ve insan yaşamındaki farklıpaydaşların bu dönemlerde etkili olduğunu göstermiştir. Bu dönemlerin özellikleritemelde aynı olsa da bedensel okuryazarlık kavramı bireyler açısından farklı ihtiyaçlarıkarşılamaya yönelik olarak ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışmada, bedenselokuryazarlık kavramı incelenmiş ve elde edilen bilgiler ışığında konuyla ilgili sınırlı olanTürkçe alanyazına katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Mehmet Erguvan
Çeviribilim ve Uygulamaları Dergisi, Volume 2021, pp 61-86; https://doi.org/10.37599/ceviri.904565

Abstract:
Having made a remarkable contribution to social questions in translation studies, the sociological approach to translation explores the interaction between human agents, translated texts, and their context of production and reception (Chesterman, 2006; Wolf & Fukari, 2007; Wolf, 2011). The research in this study is focused on target text users/pro-consumers. In line with this aim, this study is centered on Turkish fans of South Korean popular culture, most of whom have consumed, produced, and distributed diverse Korean popular culture products largely through translation. The present research particularly intends to problematize Korean fandom in Turkey considering John Fiske’s approach to fandom, which is based on Bourdieu’s consideration of culture, operating like an economic system to distribute its resources unequally and therefore distinguishing between individuals who possess greater degree of capital and the others deprived of it. This research, based on the Internet-mediated interviews (with 43 Turkish fans of South Korean pop culture), argues that Bourdieu’s consideration of fans as a group that is devoid of social and cultural power and is considered undistinguished in their cultural preferences and interpretative practices partly fails to enlighten the case of the Korean Wave fans in Turkey. This study has revealed that, cultural capital is not fixed but open to struggles, disclosing the fact that accumulation of popular cultural capital can bring prestige to certain fans that are more involved in and possess high knowledge within the fan community. Then, it has been posited that social networks play a far more major role in the formation and persistence of the fan community than does the accumulation of cultural capital. It has also been observed that popular cultural capital of Korean Wave fans can readily be converted into high social capital since Turkish fans who display their accumulated popular cultural capital are able to broaden their reach to other fans. Lastly, this research discloses that, Turkish fans’ increasing visibility and their influence over mass culture appear to form a particular kind of fan habitus which allows for variability in tastes and actions of the fans.
Funda Tuncer Şahin, , Zeliha Kaya Erten
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 167-177; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.971404

Abstract:
Aim: This descriptive and correlational study was conducted to determine the attitudes of the health care staff who work for the institutions providing primary health care services in Kayseri. Material and Methods: The study was conducted with 259 individuals who agreed to participate in the study. In the quantitative part of the study, a questionnaire form and the Ageism Attitude Scale were used. In the qualitative part of the research, in-depth interviews were conducted with eight health care personnel who had the highest and lowest scores on the Ageism Attitude Scale and agreed to interview. Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, and chi-square tests were used to analyze the data. The statistical significance level was taken as 0.05 in all tests. Results: In the study, it was found that while male health care personnel wanted to live with the elderly, female health care personnel did not (p <0.05). In the mean score distribution of the ageism attitude scale, it was determined that physicians and health officers had higher positive discrimination scores towards the elderly. Nurses' and midwives' negative discrimination scores against the elderly were higher than the other groups (p<0.05). As the education level increased, the scores of positive discrimination against the elderly also increased. Conclusion: In the research, we can say that healthcare personnel discriminates elderly at different points. The important thing is to reveal the prejudices of the health personnel about the elderly and ensure that the health personnel serving the elderly are aware of these prejudices. We think that this research will give health care professionals an insight.
Dilek Eryürek, Öznur Başdaş, Zübeyde Korkmaz, Ilknur Yildiz, Özlem Mumcu, Meral Bayat
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 196-202; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968835

Abstract:
Amaç: Sağlıklı bir bebeğe kavuşmayı bekleyen anne, erken doğumu takiben Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerindeki (YYBÜ) koşullar nedeniyle kriz yaşayabilir. Bu krizin başarılı bir şekilde yönetilebilmesi için annelerin yaşadıkları duyguların ve beklentilerinin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışma, YYBÜ’ye yatan bebeklerin annelerinin beklenti ve deneyimlerinin belirlenmesi amacı ile nitel çalışma olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın verileri, YYBÜ’ye bebeği yatan 10 anne ile derinlemesine bireysel görüşme yapılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Annelerin; yaşadıkları duygular, bebeğin bakımına ilişkin görüşleri ve hemşirelerden beklentileri derlenerek sunulmuştur. Bulgular: Çalışmada annelerin bebekleri ile ilgili anksiyete, kaygı, korku ve üzüntü yaşadıkları, bebeğin durumu ile ilgili açık-anlaşılır bilgi almak ve bebeklerinin bakımına katılmak istedikleri belirlenmiştir. Sonuç: YYBÜ’ye bebeği yatan annelerin yaşadıkları duygular ve kriz durumu ile baş edebilmeleri için hemşirelerin annelere YYBÜ’yü tanıtmaları, bebeklerine ilişkin açık-anlaşılır bilgi vermeleri, anne bebek etkileşimini ve annenin bakıma katılmasını desteklemeleri önerilmektedir.
Özge Turna, Ayla Gürsoy
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 127-133; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966307

Abstract:
Amaç: Araştırma, cerrahi yoğun bakım ünitelerinde fiziksel tespit kullanım nedenlerini ve hastalarda görülebilecek sonuçlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki araştırma yoğun bakım ünitesinde fiziksel tespit uygulanan 81 hasta ve bu hastalara yapılan 1003 fiziksel tespit değerlendirmesini kapsamaktadır. Soru formları, Richmond Ajitasyon Sedasyon Ölçeği ve Glaskow Koma Ölçeği ile toplanan veriler Wilcoxon testi, Friedman testi, Mann Whitney U testi ile analiz edildi. Bulgular: Yoğun bakım ünitesindeki hastaların %38.0’ine fiziksel tespit uygulandığı saptandı. Fiziksel tespite başvurma nedenleri arasında ilk sırada tıbbi ekipmanın çekilmesini önlemek (%87.7) yer almaktadır. Fiziksel tespit uygulanan hastaların tespit süresi uzadıkça tespite bağlı cilt ve davranışsal değişiklik gelişme sıklığının arttığı bulundu. Çalışmaya dahil edilen hastaların %47.6’sında tespit bölgesinde cilt değişikliği gözlemlendi. Bu değişikliklerin en sık, ciltte kızarıklık (%47.6), şişme/ödem (%42.7) ve çökme (%22.2) olduğu saptandı. Fiziksel tespit süresi uzadıkça hastaların ajitasyon düzeylerinin anlamlı şekilde azaldığı (p=0.000), Glaskow Koma Ölçeği ortalama puanlarının ise arttığı saptandı (p=0.002). Sonuç: Çalışma sonuçları hastaların kendisine zarar vermemesi amacıyla yapılan fiziksel tespitin hastaların konforunu olumsuz etkileyecek sorunlara yol açtığını göstermektedir. Tespit süresi uzadıkça sorunların arttığı sonucunu da gözeterek bu uygulamanın kararının çok dikkatli verilmesi ve tespit süresince hastaların düzenli değerlendirilmesi önerilir.
Ayşegül ILGAZ
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 151-159; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966349

Abstract:
Amaç: Bu çalışma, bir Aile Sağlığı Merkezi’ne kayıtlı bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyesinin ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı tasarımdaki bu çalışma, bir Aile Sağlığı Merkezi’ne başvuran 320 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, kişisel bilgi formu ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 ile toplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %33.8’i yetersiz ve %42.2’si sorunlu/sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesindedir. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32’nin tedavi ve hizmet boyutunda katılımcıların %58.7’si, hastalıklardan korunma/sağlığın geliştirilmesi boyutunda %90.0’ı yetersiz ve sınırlı/sorunlu sağlık okuryazarlığı seviyesindedir. İleri yaşta, kadın cinsiyette, eğitim seviyesi ilkokul ve altı olan, çalışmayan ve çocuk sayısı fazla olan (3 ve üzeri), sağlık algısı kötü ya da fena değil olan, yaşanılan yerin büyük çoğunluğu köy/kasaba olan katılımcıların sağlık okuryazarlığı seviyesi anlamlı bir şekilde düşük bulunmuştur (p<.05). Lojistik regresyon analizinde, eğitim seviyesi ilkokul ve altı olanların sağlık okuryazarlığı seviyesi 7.4 kat, cinsiyeti kadın olanların 5.9 kat ve çocuk sayısı fazla olanların 3.5 kat düşük bulunmuştur (p<.05). Sonuç: Katılımcıların sağlık okuryazarlığı seviyeleri yetersiz olup bu seviyeyi artırmaya yönelik multidisipliner ekip işbirliği ile girişimlerin yapılması gerekmektedir.
Hilmiye Aksu, Hande Yağcan, Safiye Ozvurmaz, Mevlüt Türe
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 213-222; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968908

Abstract:
Amaç: Bu çalışmada Aydın İli’ne göç eden üreme çağındaki kadınların genel sağlık ile üreme sağlığı durumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, analitik ve tanımlayıcı tipte olup verileri Aydın İli’nin Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 331 kadından “Göç Eden Kadınların Genel Sağlık ve Üreme Sağlığı Durumlarına İlişkin Anket Formu” ve “Genel Sağlık Anketi” kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Göçmen kadınların %71.3’ü göç etmekten çok memnun olduklarını ifade etmelerine rağmen, göç %14.5’inin ekonomik durumunu olumsuz etkilemiştir. Kadınların %26.9’unun genel sağlık durumu riskli bulunmuştur. Riskli kadınların, gebelik, abortus, küretaj ve ölü doğum sayı ortalamaları sağlıklı gruptan fazla olup, canlı doğum, yaşayan çocuk sayısı ve ilk gebe kalma yaş ortalamaları daha düşüktür. Riskli kadınların yaş ortalamaları sağlıklı gruba göre daha genç (U:8849.0, p<0.01) ve göç edilen yerde yaşama süreleri ise daha uzun bulunmuştur (U:9093.5, p<0.02). Kadınların isteyerek evlenme durumlarının genel sağlık durumlarını etkilediği saptanmıştır (X2=10.032; p<0.00). Sonuç: Genel sağlık durumu riskli çıkan kadınların obstetrik bulgularının daha kötü durumda olduğu ve bu bulguların göç edilen yerde yaşanılan sürenin artması ile doğru orantılı olarak kötüleştiği görülmüştür. Yaşanılan sağlık sorunları arasında menstrual siklus düzensizliği ve ruhsal bunalım gibi problemler yer almaktadır. Göçmen kadınlara; aile planlaması yöntemleri, gebelik ve genel sağlık taramaları konuları ile ilgili eğitimler verilmesi ve psikolojik destek sağlanması gerekmektedir.
Yağmur ÇOLAK YILMAZER, Kadriye Buldukoğlu
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 144-150; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966330

Abstract:
Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin mesleki tatmin, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu düzeylerini ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Nisan-Mayıs 2017 tarihlerinde 118 hemşirenin verileri incelenerek yürütülen tanımlayıcı bir çalışmadır. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Çalışanların Yaşam Kalitesi Ölçeği” (ÇYKÖ) kullanılarak toplanmış olup SPSS 20.0 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, tek yönlü ANOVA ve t testi kullanılmıştır. Ayrıca ÇYKÖ alt boyutları olan mesleki tatmin, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmada hemşirelerin mesleki tatmin, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu düzeylerinin, yaş, çocuk sahibi olma, mesleğini isteyerek seçme ve vardiyalı çalışma düzeniyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Çalışmada ayrıca mesleki tatmin ve tükenmişlik düzeyleri arasında ters yönlü ve orta düzey bir ilişki olduğu (r=-0.618; p<0.001), tükenmişlik ile eşduyum yorgunluğu düzeyleri arasında ise pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=0.580; p<0.001). Sonuç: Bu çalışmada, çalışanların yaşam kalitesinin temel parametreleri olan mesleki tatmin, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğunun kişisel ve mesleki özellikler ile ilişkili olduğu saptanmıştır.
Gülfidan Başer, Filiz Hisar
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 178-185; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966442

Abstract:
Amaç: Bu çalışmada yaşlı bireylerde uyku sorunlarını gidermeye yönelik nonfarmakolojik müdahaleleri içeren randomize kontrollü çalışmaların sistematik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma için, Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında; Google Akademik, Wiley, Web of Science, Springer Link, Scopus, Science Direct, Clinical Key, CINAHL, PubMed, Ulusal Tez Merkezi (https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/), Dergipark ve Ulakbim arama motorlarından tarama yapılmıştır. Sistematik derlemeye Ocak 2014-Mayıs 2019 yıllarında yayımlanmış, yaşlılıkta uyku sorunlarına yönelik kullanılan nonfarmakolojik yöntemleri bildiren randomize kontrollü çalışmalar dahil edilmiştir. Bulgular: Tarama sonucunda altı çalışma ile veri çekme işlemi gerçekleştirilmiştir. İncelenen çalışmalarda yaşlı bireylerde uyku ile ilgili görülen sorunlara yönelik kullanılan yöntemler; bilişsel davranışçı terapi, müzik terapi, anımsama terapisi, fitoterapi (papatya özü), akupres, refleksoloji ve ayak banyosu olarak sıralanmaktadır. Sonuç: Sonuç olarak bu sistematik derlemeye dahil edilen çalışmalarda uygulanan yöntemlerin hiçbir yan etkisi bildirilmemiştir. Kullanılan yöntemlerin hepsinde uyku kalitesinde iyileşmeler olduğu görülmektedir. Bu yöntemler uyku sorunlarını gidermeye yönelik kolaylıkla kullanılacak yöntemler olmakla birlikte bu çalışmaların tekrarlanıp daha güçlü kanıtların sunulmasına ihtiyaç vardır.
Bekir Ertuğrul, Sevil Albayrak
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 186-195; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966461

Abstract:
Amaç: Araştırma, ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı düzeyinin çocukluk dönemi aşılarına yönelik tutum ve davranışlarıyla ilişkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipte yapılan araştırma Kırıkkale ili merkez ilçesinde 0-12 aylık yaş grubunda çocuğu olan 279 ebeveynle yürütüldü. Örnekleminde lot kalite tekniği kullanıldı. Yazılı izin ve etik kurul onayı alındı. Araştırmanın verileri Tanımlayıcı Soru Formu ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Türkçe Uyarlaması kullanılarak öz-bildirime dayalı toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare kullanıldı. Bulgular: Ebeveynlerin ortanca yaşının 30 (25-34) olduğu, annelerin %45.1'inin, babaların %47.4'ünün üniversite ve sonrası eğitim düzeyine sahip olduğu belirlendi. Ebeveynlerin sağlık okuryazarlık puan ortalamasının 30.57±8.30 olduğu, %62.8'inin genel sağlık okuryazarlık düzeyinin yetersiz ve sorunlu-sınırlı olduğu belirlendi. Ölçek puan ortalaması ile anne-baba olma durumu ve en uzun yaşanan yer arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ebeveynlerin %98.6'sının çocuklarına aşı yaptırdığı belirlendi. Sonuç: Ebeveynlerin sağlık okuryazarlık düzeyinin çocukluk dönemi aşılarına yönelik tutum ve davranışlarıyla ilişkisi olmadığı belirlendi.
Mukaddes Demir Acar, Elif Bulut
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 223-230; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968914

Abstract:
Amaç: Bu araştırma, bir üniversite hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) görev yapan hemşirelerin motivasyonlarını belirlemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma nitel yöntemle, Mayıs-Haziran 2020 tarihleri arasında 10 yenidoğan yoğun bakım hemşiresi ile yapıldı. Veriler birebir derinlemesine görüşme tekniği ile toplandı. Görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanıldı ve ses kaydı yapıldı. Görüşmelerden elde edilen veriler nitel içerik analizi yöntemiyle değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerinin yaş ortalaması 26, YYBÜ’de çalışma yılı ortalaması 4.5 yıl ve tümü kadındır. YYBÜ hemşireleri ile derinlemesine yapılan görüşmelerin içerik analizi sonucu iki ana tema ortaya çıkarıldı. İlk temanın “Başarı” ve alt temaların bebek sevgisi, deneyim, toparlanma olduğu, ikinci temanın ise “Yönetim” ve alt temaların ise aile, ekip, iş yükü olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Hemşirelerin bebek sevgisinin ve bebeklerin iyileşme bulguları göstermesinin motivasyonlarını arttırdığı ancak ekip, iletişimden kaynaklı sorunlar ve iş yükünün getirdiği güçlüklerin motivasyonlarını azalttığı belirlenmiştir. Çözümlenebilir nitelikte olan bu güçlüklerin ve sistem kaynaklı sorunların minimalize edilmesi için ekip çalışmasının benimsenmesi önerilmektedir.
Ayşe DOST, Şura Kaya, Ayşenur SUSOY, Filiz Tosçu
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 239-244; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968948

Abstract:
Ulaşım araçlarının gelişmesi ile şehirler ve ülkelerarası seyahatteki artışı görmek mümkündür. Seyahat edilecek bölgenin beslenme koşulları, gıda ve su hijyeni ve sık rastlanılan hastalıklar bireylerin sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu durum seyahat sağlığı kavramını ortaya çıkarmıştır. Son yıllarda seyahatlerdeki artışla ülkeler arasında çeşitli bulaşıcı hastalıkların yayılımı söz konusu olmaktadır. 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’de başlayarak kısa sürede küresel salgın haline gelen COVID-19 bu duruma örnektir. Halk sağlığının korunması amacıyla koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanması seyahat sağlığı hizmetleri için büyük önem taşımaktadır. Bu uygulamalar tüm dünyada seyahat sağlığı hizmetlerinde büyük roller alan ve yeni bir hemşirelik alanı olarak kabul edilen seyahat sağlığı hemşireliği sayesinde sunulmaktadır. Ülkemizde bulunan seyahat sağlığı merkezlerinde hemşireler tarafından bağışıklama hizmetleri ve seyahatle ilgili eğitim ve danışmanlık hizmeti verilerek bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Bu derlemede, dünyada yaygınlaşan seyahat sağlığı hemşireliği kavramı açıklanarak ülkemizde COVID-19 pandemisi sürecinde uygulanan seyahat sağlığı hizmetleri ve hemşirelik uygulamalarına ilişkin bilgi verilmesi amaçlanmıştır.
Emel Güven
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 245-251; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968960

Abstract:
Ulaşım ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte kültürel çeşitlilikte bir artış meydana gelmektedir. Ortaya çıkan kültürel farklılıklar, hemşirelerin farklı kültürel geçmişleri olan hastalara verdiği bakımın kalitesini etkilemektedir. Heeseung Choi, Kültürel Marjinallik Teorisini, farklı kültürlere sahip bireylerin eşsiz deneyimlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve kültüre özgü bakımı sağlamaya rehberlik etmek amacıyla geliştirmiştir. Teorinin gelişiminde Choi’nin göçmenlerle yaptığı kalitatif çalışmaların yanı sıra Kültürleşme, Kültürel Stres ve Marjinallik Teorilerinin de katkısı olmuştur. Kültürlerarası çatışmayı tanıma, marjinal yaşam ve kültürel gerilimi hafifletme teorinin üç temel kavramlarını oluştururken, teorinin bir boyutu bağlamsal/kişisel etkilerdir. Kültürlerarası çatışmanın tanınmasıyla marjinal yaşam başlamaktadır. İnsanlar marjinal yaşam ile karşılaştıkça, uyum yanıt modelleri/kalıpları aracılığıyla kültürel gerginliği hafifletmeye çalışmaktadır. Teorinin kavramları arasındaki ilişkinin anlaşılması, göçmenlere yönelik verilecek kültüre özgü bakımı sağlamada hemşirelere bir çerçeve oluşturmaktadır. Teorinin diğer kullanım alanları arasında sağlığı geliştirme programları, kültüre özgü yeme bozuklarının değerlendirilmesi, sağlık eşitsizlikleri ve kültürel olarak terapötik hemşire-hasta etkileşimi yer almaktadır. Bu makalede amaç, Kültürel Marjinallik Teorisinin gelişimini, kavramlarını, kavramların birbiri ile olan ilişkilerini ve teorinin hemşirelikte kullanımını açıklamaktır.
Çiğdem Bayzat, Şenay Sarmasoğlu Kilikçier
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 134-143; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966317

Abstract:
Amaç: Bu çalışma, hemşirelik ve tıp alanında eğitim gören öğrencilerin klinik öğretiminde 360° değerlendirmenin kullanımını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Hemşirelik ve tıp alanında eğitim gören öğrencilerin klinik öğretiminin 360° değerlendirildiği çalışmaları incelemek amacıyla Academic Search Complete, MEDLINE, Complementary Index, Science Citation Index, Social Sciences Citation Index, ScienceDirect, [email protected], Scopus®, ERIC ve ULAKBİM veri tabanlarında tarama yapılmıştır. 1999-2019 yılları arasında İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanmış makaleler için belirlenen anahtar kelimeler ile yapılan tarama sonucunda 1110 çalışma bulunmuştur. Belirlenen kriterleri karşılayan 23 çalışma kapsamlı olarak incelenmiştir. Bulgular: İncelenen çalışmaların yedisi (%30.4) son beş yıla aittir. Çalışmaların on ikisi (%52.1) tanımlayıcı araştırma desenine sahip olup; yirmi biri (%91.2) tıp eğitimi alanında gerçekleştirilmiştir. 360° değerlendirme ile en sık iletişim becerileri (%65.2) değerlendirilmiş ve yirmi iki çalışmada (%95.6) hemşireler değerlendirici olarak yer almıştır. Sonuç: Çalışmaların çoğunun tanımlayıcı özellikte ve asistan hekimlerin değerlendirilmesine yöneliktir. Çalışmaların tamamına yakınında hemşireler değerlendirici olarak yer almıştır. 360° değerlendirme çoğunlukla klinik öğretimde teknik olmayan becerilerin değerlendirilmesinde kullanılmıştır.
Yasemin Sazak, Keriman Aytekin Kanadli, Nermin Olgun
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 203-212; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968858

Abstract:
Amaç: Bu sistematik derleme ile yoğun bakım hastalarında müzik uygulamasının hastalar üzerindeki fizyolojik ve psikolojik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Konuyla ilgili 1 Ocak 2014-25 Eylül 2019 tarihleri arasında “intensive care units”, “music therapy”, “music”, “critical care” MesH terimleri ve Türkçe olarak “yoğun bakım”, “müzik terapi” ve “müzik” terimleri kullanılarak CINAHL, Pubmed, Medline, Ovid, Web of Science, Complementary Index, Science Direct, Academic Search Complete, Scopus, ULAKBİM Ulusal Veri Tabanları ve Google Akademik veri tabanlarında tarama yapılmıştır. Araştırma kapsamına 12 çalışma dahil edilmiştir. Bulgular: Müzik uygulamasının; sistololik kan basıncı değerlendirilen çalışmaların %85.7’sinde, diyastolik kan basıncı değerlendirilen çalışmaların %57.1’inde, ortalama arter basıncı değerlendirilen çalışmaların %33.3’ünde, nabız hızı değerlendirilen çalışmaların %70’inde, solunum hızı değerlendirilen çalışmaların %66.7’sinde, oksijen satürasyonu değerlendirilen çalışmaların %55.5’inde, anksiyete düzeyi değerlendirilen çalışmaların %87.5’inde, ağrı değerlendirilen çalışmaların %85.7’sinde olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Müziğin hastaların; konfor düzeyi, sedasyon düzeyi, dispne durumu, ventilasyondan ayırma süresi, subjektif uyku kalitesi, serum kortizon değerleri üzerinde de olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Müzik uygulamasının yoğun bakım hastalarının yaşam bulgularına, anksiyete, sedasyon, ağrı, uyku kalitesi ve konfor düzeylerine olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir.
Abdullah Bulut, Kıvan Çevik
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 160-166; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.966363

Abstract:
Amaç: Çalışma, hemşirelerin mesleki bağlılıkları ile bağlamsal performansları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bir üniversite hastanesinde görev yapan 138 hemşire ile Haziran-Temmuz 2019 tarihleri arasında yapılan tanımlayıcı-ilişkisel tipte bir çalışmadır. Verilerin toplanmasında “Hemşirelere İlişkin Tanıtıcı Özellikler Formu”, ‘’Hemşirelikte Mesleğe Bağlılık Ölçeği’’ ve ‘’Bağlamsal Performans Ölçeği’’ kullanıldı. Çalışmadan elde eden veriler SPSS 15.0 paket programında sayı-yüzde dağılımları ve korelasyon analizi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Mesleğe Bağlılık Ölçeği toplam puan ortalamasının 71.22±9.18, alt boyutlarından Çaba Gösterme İstekliliği puan ortalamasının 39.06±7.14, Meslek Üyeliğini Sürdürme puan ortalamasının 17.19±6.74, Hedef ve Değerlere İnanç puan ortalamasının 14.96±1.92 olduğu saptandı. Bağlamsal Performans Ölçeği toplam puan ortalamasının 184.07±24.72, alt boyutlarından Kişisel Destek puan ortalamasının 102.96±10.91,Organizasyonel Destek puan ortalamasının 81.12±17.54 olduğu saptandı. Mesleğe Bağlılık Ölçeği toplam puanı ile Bağlamsal Performans Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde zayıf ilişki saptandı (r:0.244, p:0.004). Sonuç: Hemşirelerin mesleğe bağlılık düzeylerinin artması bağlamsal performans düzeyini arttıran faktörlerden biri olabilir.
Behire Sançar, Serkan Taş, Demet Aktaş
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Volume 8, pp 231-238; https://doi.org/10.31125/hunhemsire.968925

Abstract:
Amaç: Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları sağlık çalışanlarında, diğer meslek alanlarında çalışanlara göre daha fazla görülmektedir. Özellikle hemşireler işe bağlı kas-iskelet ağrıları açısından büyük risk altındadır. Bu çalışmanın amacı hemşirelerde işe bağlı kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının görülme sıklığı ve etkileyen faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Ankara ve Mersin illerinde kamuya ait hastanelerin yataklı ve ayaktan hizmet veren birimlerinde görev yapan ve 18-65 yaş arasında olan 611 hemşirenin katılımıyla, 01 Ocak-30 Nisan 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bununla birlikte değişkenlerin bazıları için eksik gözleme bağlı olarak, örneklem genişlikleri (n) 599-609 arasında değişmiştir. İşe bağlı kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının görülme sıklığı İskandinav Kas-İskelet Sistemi Anketi kullanılarak değerlendirilmiştir. Ankette işe bağlı dokuz vücut bölgesindeki (ayaklar-ayak bilekleri, dizler, uyluklar-kalçalar, bilekler-eller, bel, dirsekler, sırt, omuzlar, boyun) son 12 ay ve yedi gündeki ağrı veya rahatsızlık varlığı sorgulanmıştır. Bulgular: Elde edilen bulgular, hemşireler tarafından en fazla boyun (%63.5), sırt (%54.8), bel (%52.0) bölgeleri ile ilişkili rahatsızlık yaşandığını göstermiştir. Son yedi gün içerisinde boyun, bel ve sırt ağrısı veya rahatsızlığı görülme oranı sırasıyla %48.4, %39.4 ve %38.1’dir. Sonuç: Elde edilen sonuçlar işe bağlı kas-iskelet rahatsızlıklarının hemşirelerde oldukça yaygın olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, hemşirelerde kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını engellemeye yönelik iş ortamında daha fazla ergojenik destek kullanılması önerilmektedir.
Ahmet Öztürk, Leventcan Gültekin
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Volume 39, pp 253-270; https://doi.org/10.17065/huniibf.757084

Abstract:
Bu çalışmada, neoklasik büyüme modeli çerçevesinde, 2008 küresel finans krizinin ve 2004-2017 döneminde uygulanan ekonomi politikalarının iller arası gelir yakınsamasına etkilerinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. İllere göre kişi başına düşen Gayrisafi Yurtiçi Hasıla verilerinin kullanıldığı çalışmada, 2004-2017 döneminde sigma ve mutlak beta yöntemleriyle elde edilen yakınsama sonuçlarına göre düşük gelirli illerin yüksek gelirli illerden daha hızlı büyüdüğü belirlenmiştir. Ancak, bu yakınsama eğiliminin büyük ölçüde 2008 küresel finans krizinin gelişmiş batı illeri üzerindeki negatif etkisinin daha fazla olmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Ayrıca, kamu yatırımları ve özel sektör yatırımlarının (devlet teşvikleri kapsamındaki) iller arasındaki gelişmişlik farklarına anlamlı bir etkide bulunmadığı gözlemlenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular ışığında, Türkiye ekonomisinde Covid-19 küresel salgını sebebiyle beklenen küçülmenin de benzer bir etkiye yol açabileceği öngörülmektedir. Bu açıdan, salgın sonrası dönemde iller arasında görülebilecek olası bir milli gelir yakınsamasının, 2008 küresel finans krizine benzer şekilde, dışsal bir şok ile ilişkili olabileceği değerlendirilmektedir.
Sedef Şen
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Volume 39, pp 303-320; https://doi.org/10.17065/huniibf.762810

Abstract:
Bu çalışmada fırsatçı ve partizan politik konjonktürel dalgalanmaların Türkiye’de gerçekleştirilen yerel seçimler için geçerliliği araştırılmıştır. Bu amaçla 2007-2019 yılları arasında gerçekleştirilen üç yerel seçim göz önüne alınmış ve panel ekonometri araçlarına başvurulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre kamu harcaması, kamu geliri ve bunların çeşitli alt kalemleri üzerinde hem fırsatçı hem de partizan politik konjonktürel dalgalanmaların var olduğu gösterilmiştir. Sol ideolojik görüşe sahip belediyelerin sağ ideolojik görüşe sahip belediyelere göre çeşitli kamu harcama ve kamu gelir alt kalemlerinde daha belirgin partizan davranışlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak partizan etki tahmin edilen modellere göre değişiklik göstermektedir.
Sevinç Ari
Çeviribilim ve Uygulamaları Dergisi; https://doi.org/10.37599/ceviri.880710

Abstract:
Romanlara konu olan çevirmen karakterleri, çevirmenlerin toplumsal konumuna işaret ederlerken, çevirmenlik mesleğinin toplum tarafından algılanışına da ışık tutmaktadırlar. Kurgusal dünyada yansıtılan çevirmen karakterlerinin gerçek hayattaki çevirmenleri ve çeviri gerçeğini ne derecede yansıttığı, gerçek hayat ve kurgusal hayat arasındaki bağın ne ölçüde birbirlerini yansıttığı, son yıllarda çeviri sosyoloji bağlamında yapılan çalışmalarda sıkça yer almaya başlamıştır. Romanlardaki kurgusal çevirmenlerin ve çeviri mesleğinin yansıtılma şekli, hem yazarın hem de toplumsal algılamanın bir yansıması olarak da değerlendirilebilir. Kimi yazarlar çeviri mesleğinde edindikleri deneyimleri karakterlerine yansıtırlarken, kimi yazarlarda eserlerinde çevirmenlikle ilgili gözlem yeteneklerinin bir sonucu olan karakterleri canlandırmaktadırlar. Bu veriler ışığında, eserin yazarı ile eserde kurgulanan karakterler arasında bir bağ kurularak, eserin yazıldığı dönemde çevirmene ve çeviri mesleğine yüklenen değer ve statü hakkında yararlı bilgiler edinilebilir. Sabahattin Ali, yaşadığı dönemin atmosferine uygun olarak yazarlığın yanı sıra çevirmenlik de yapmış ve eserlerinde, hayatının gerçekliği olan çevirmen karakterine yer vermiştir. İki dil ve iki kültür arasındaki zihinsel süreçlerin nasıl işlediğini kendi deneyimlerinden çok iyi bilen Ali, romanlarında ve öykülerinde çevirmeni ve çevirmenlik mesleğini rol model olarak seçmiştir. Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” (1943) adlı romanında ve Sırça Köşk (1947) isimli öykü kitabının içinde yer alan Dekolman isimli öyküsünde çevirmen karakteri, başkahraman olarak yer alır. Bu durum eserlerindeki karakterlerin çevirmenlik mesleğini seçmesinin bir tesadüften çok, bilinçli bir seçim olduğunu gösterir. Çevirmenlik gerçeğini tüm meslek hayatı boyunca yaşamış olan Sabahattin Ali ve eserinde kurguladığı çevirmen karakteri arasındaki bağı incelemek ve okuyucuya sunulan çevirmen karakterinin toplumsal gelişim sürecini saptayabilmek için, Pierre Bourdieu’nün habitus ve alan kuramları, kuramsal bir üst bakış sağlamaktadır. Habitus yaklaşımının sunduğu çözümleme yöntemleriyle, Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” (1943) eserinin kahramanı „Tercüman Raif Efendi“nin habitus özellikleri ve yazarın çevirmene ve çevirmenliğe bakışı ve toplumsal statüsü ve rolü, çevirmenlik ile ilgili toplumsal algı hakkında bilgiler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bourdieu’nün alan kuramı ise, Tercüman Raif Efendi’nin fiziksel, ruhsal ve bilişsel özelliklerinin, çeviri alanına özgü toplumsal prototipini incelememizi sağlamıştır. Sabahattin Ali’nin 1943 yılında kaleme aldığı ve yirmi birinci yüzyılda yeniden popülerlik kazanan “Kürk Mantolu Madonna” eseri, yazarın gerçek hayatı edebiyata yansıtmasındaki başarısının sonucudur. Tercüman Raif Efendi karakteri, birçok batı klasiğini ölümsüzleştiren gerçekçi karakterlerin bir benzeri olarak, eserin başarısını döneminin ötesine taşımıştır. “Kürk Mantolu Madonna” romanı, gerçek hayatta çeviri mesleğine ve çevirmene bakışın edebiyat eserine yansıtılma biçimiyle de bir klasik haline gelmiştir.
Banu Cangöz, Bahadir Oktay, Necla Rüzgar Kayiran, Serap Emmungil Karamanoğlu
Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Volume 38, pp 259-271; https://doi.org/10.32600/huefd.780593

Abstract:
The impact of education and expertise in art on the process of examining a work of art has been studied in the present study via eye tracking method. The main purpose of the study was to compare a group of experts and non-experts in art with regard to eye tracking measurements, artwork analyses and recall performance. In this research, expert and non-expert groups were compared in terms of eye tracking measurements, heat maps, artwork analysis and the recall performances. Heat maps were demonstrated that experts viewed Early Renaissance and Fauvism movements, artworks more while non-experts viewed Fauvist artworks more in comparison with AOIs. However, it was indicated that there is no statistically significant difference between the expert and non-expert groups for each artwork about eye metrics and recall performance during art-work analysis. On the other hand, artwork analysis grades of the experts were deter-mined to be higher at a statistically significant level in comparison with the non-experts.
Muzaffer Dükel
Hacettepe Journal of Biology and Chemistry; https://doi.org/10.15671/hjbc.892060

Abstract:
Colon cancer is the third most commonly diagnosed cancer in men worldwide. Colon cancer grows slowly and metastasis has already occurred after diagnosis. Therefore, new targets are needed in the colon cancer treatment and diagnosis. Transmembrane proteins (TMEM) play a critical role and presents different expression profile in variety of tumor cells. TMEM106C is a TMEM family protein, but its role on colon cancer development is unknown. In this study, we aimed to investigate TMEM106C gene in metastatic colon cancer cells. TMEM106C gene expression level was tested by western blot, qRT-PCR and immunofluorescence methods. In order to test the effect of TMEM106C in colon cancer cells, this gene has been knockdown with shRNA technology. In addition, cell invasion, migration and adhesion assays were performed to clarify whether TMEM106C knockdown has effect on colon cancer metastatic characters. Ford the first time, in this study, we showed TMEM106C is overexpressed in colon carcinoma cells. Moreover, we demonstrated that cell migration, invasion and adhesion capabilities are reduced in TMEM106C silenced cells. Furthermore, we observed that metastatic cell morphology was changed upon to TMEM106C knockdown. In conclusion, we showed that TMEM106C gene is important for colon carcinoma cells.
Nermin Merve Yalçinkaya
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Volume 39, pp 323-337; https://doi.org/10.17065/huniibf.774446

Abstract:
Küresel ölçekte değişen koşulların etkisiyle artan çevre bilinci ve farkındalık boyutu, zaman içinde çevre sorunları ile mücadeleye yönelik farklı araçlar geliştirilmesini sağlamıştır. Karar verme süreçlerine entegre edilerek planlama çalışmalarının sürdürülebilirliğini hedefleyen etki değerlendirme sistemleri, bu kapsamda günümüz dünyasında kullanılan en etkin araç olarak ifade edilebilir. Bu çalışmada, Türkiye’deki planlama süreçlerinin etkinliğinin artırılması ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi hedefiyle, etki değerlendirme sistemlerinin sektörel karar verme mekanizmalarına entegrasyonu üzerine kurumsal ve yasal çerçevede bir inceleme yürütülmüştür. Bu kapsamda, öncelikle Türkiye’nin planlama sisteminin gelişimi ve hiyerarşik yapısı araştırılmış, ardından etki değerlendirme sistemlerinin en etkili şekilde entegrasyonunu sağlamak üzere belirli öneriler geliştirilmiştir.
Tuğçe AKKAYA BİLGİÇ, Selin Seda Timur, R. Neslihan Gürsoy
Hacettepe University Journal of the Faculty of Pharmacy; https://doi.org/10.52794/hujpharm.790227

Mutlu Kağitcioğlu
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 118-168; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.874993

Abstract:
Yapay zekâ, hayatlarımızı değiştirmeye devam ediyor. Ancak toplum içinde işlevini artarken, yapay zekânın belirsiz ve öngörülemez karakteri, her bilimsel gelişmeden farklı olarak hukuk için yeni bir mücadele alanı da yaratıyor. Yapay zekânın hukuki statüsü ve sorumluluğu başlıkları bugün için masada yer alan konulardır. Yaptığımız değerlendirmede, yapay zekânın hukuki statüsünün belirlenmesinde, tüzel kişilik kavramının geliştirilmesi üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz. Öte yandan yapay zekâ türleri geliştikçe ve yapay zekânın kendi farkındalığına varması ile daha karmaşık hukuki sorunlar gündeme gelecektir. Bu kapsamda makalenin üzerinde durduğu konulardan biri, her bilimsel gelişmede olduğu gibi yapay zekâ teknolojisi karşısında da hukukun yaşadığı ikilemden çıkması için bir yol haritası oluşturulması gerekliliğidir. Çalışmamızda, diğer hukuk dalları gibi idare hukukunun da yapay zekâ gelişmelerinden soyutlanamayacağı ortaya konulmaktadır. İdare hukuku hem görev alanı hem de kurum ve kavramları ile yapay zekâdaki gelişmelerden etkilenecektir. Bu nedenle organik ve fonksiyonel anlamda idarenin yapay zekâ etkisi ile kendi içinde dönüştüreceği konuları hiç de az değildir. Yapay zekânın verdiği zararlar sebebiyle idarenin sorumluluğu alanında, kusursuz sorumluluk ilkesinin uyarlanması veya yeni bir ilke geliştirilmesini düşünmek gerekir. İdare hukukunun içtihadi karakteri sayesinde, yapay zekâ alanındaki gelişmelere yeterli ve zamanında cevaplar üretilmesi mümkündür.
Caner Doğan
Çeviribilim ve Uygulamaları Dergisi; https://doi.org/10.37599/ceviri.899155

Abstract:
Sağırların, işitme ve görme engellilerin yayın hizmetlerine erişiminin iyileştirilmesine ilişkin usul ve esaslar hakkındaki RTÜK yönetmeliği, 2019 yılı Ekim ayında Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu yönetmeliğe göre, yayıncı kuruluşlar ana haber bültenlerinden birini günlük olarak işaret diliyle yayımlamaları gerekmektedir. Türkiye'de 5'ten fazla televizyon kanalı, işaret dili tercümanlığı ile haber yayınlamakta ve bunu Sağır bireyler için erişilebilir, kamu erişilebilirlik biçimlerinden biri haline getirmektedir. Türk İşaret Dili Tercümanlığı çeviribilimin ülkemizde istenilen seviyede olmadığı bilinmektedir. Bu boşluğu doldurmak için sağır bireylerin televizyon içeriklerine erişmeleri konusunda seçenek sunulması ve bu değerlendirmeler ele alınmalıdır. Bu çalışmanın amacı; ülkemizdeki televizyon haber bültenlerindeki Türk İşaret Dili çeviri hizmetlerinin hem teknik hem de çeviri kalitesi açısından değerlendirilmesi ve toplumdaki sağır bireylerin beklentilerinin belirlenmesidir. Televizyon haber bültenlerinin Türk İşaret Dili Tercümanlarının, kavrayışı engelleyen faktörleri tanımlayan bu çalışmada, veri toplamak amacıyla yapılan araştırma sürecinde çalışmaya gönüllü olarak katılan 1068 sağır bireye toplam 79 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Çalışma süresince online anket yöntemi kullanılmış olup buna göre verilen yanıtlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Sağır izleyicinin işaret dili tercümanını anlamakta zorlandığı tespit edilmiştir. Bu analiz, tercümanların Türk İşaret Dili akıcılığındaki eksikliklerinin Sağır bireylerin daha az anlamalarına sebep olduğuna katkıda bulunmuştur. Hedeflenen amaca ulaşılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuca göre ülkemizdeki sağır bireylerin beklentileri karşılanamamaktadır.
Burcu Yaman
Çeviribilim ve Uygulamaları Dergisi; https://doi.org/10.37599/ceviri.917234

Abstract:
ÖZET Çocuklar için hem oyun hem de dil geliştirme aracı olan tekerlemeler aynı zamanda onların farklı kültürleri tanımalarına yardımcı olmaktadır. Sayışmalarda, parmak ve el oyunlarında, sokak oyunlarında, ninnilerde ve bilmecelerde söylenen tekerlemelerde yer alan ses tekrarları ve kelime oyunları çocukları eğlendirirken dile ait sesleri ve kelimeleri öğrenmelerini sağlamaktadır. İlk olarak sözlü gelenekle başlayan tekerlemeler gelişen teknolojiyle birlikte animasyonlar, çizgi filmler ve videolar yoluyla elektronik ortamlarda da aktarılmaya başlanmıştır. Bunların bir kısmını youtube kanallarında yayınlanan İngilizceden Türkçeye çevrilmiş tekerleme şarkı videoları oluşturmaktadır. Özel alan çevirilerinden biri olan şarkı çevirilerinde en çok karşılaşılan problemler anlam eşdeğerliği ile birlikte biçim ve melodiye uyumun da sağlanması gereğinden doğan zorlukları kapsamaktadır. Bu zorlukların değerlendirilmesi ve giderilmesi için Peter Low, pentathlon adını verdiği beş aşamalı bir yöntem sunmaktadır. Çevirmenin karşılaştığı zorlukların üstesinden gelebilmesi ve başarılı bir çeviri ürün ortaya çıkarabilmesi için söylenebilirlik, anlam, doğallık, ritm ve uyak faktörlerini göz önünde bulundurması gerekmektedir. Bu kapsamda çağımızda çocukların ve gençlerin vazgeçilmez eğlence ve öğrenim aracı olan internet kanallarından biri olan youtube kanalında yayınlanan İngilizceden Türkçeye çevrilmiş tekerleme şarkı videolarından beş örnek seçilmiş, Low’un pentathlon prensipleri doğrultusunda incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda örneklerin bazılarında kelimesi kelimesine çevirinin tercih edildiği, melodiye uyum ve söylenebilirliğin göz önünde bulundurulmadığı anlaşılmıştır. Tekerlemelerin önemli diğer özelliği olan ayrıca söylenebilirliği ve akılda kalıcılığı kolaylaştıran ritim ve uyağında bazı çeviri örneklerinde dikkate alınmadığı görülmüştür. Çocuklar her bir ulusun kültürel mirasının ve kültürlerarası iletişiminin vazgeçilmez parçası olan tekerlemelerin en önemli koruyucuları ve aktarıcılarıdır. Bu sebeple tekerlemelerin onlara en doğru ve en iyi şekilde aktarılması gerekmektedir. Bu amaçla yapılan çalışmada inceleme örnekleriyle sunulan yöntem ve yaklaşımın çevirmen ve çevirmen adaylarına disiplinlerarası bir bakış sunacağı ve tekerleme şarkıların çevirilerinde karşılaşabilecekleri problemlerin çözümüne katkı sağlayacağı düşünülmüştür.
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 169-228; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.887792

Abstract:
1879 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu (Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-u Muvakkatı), Osmanlı döneminde kabul edilmekle birlikte Cumhuriyet döneminde de uygulanmış olan, Türkiye’nin ilk ceza muhakemesi kanunudur. 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu esas alınarak hazırlanan kanun, bir başlangıç bölümünün yanı sıra iki kitaptan oluşmaktadır. Bu çalışmanın birinci kısmında, 1879 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanunlaşma sürecinin tarihi ve hukuki arka planı, mehaz 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu’nun özellikleri, iki kanunun karşılaştırılması ve 1879 tarihli kanunun ceza muhakemesi hukuku tarihi bakımından önemi ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise kanunun sistematiği ve kapsamı, Kanunun Osmanlı-Türk ceza muhakemesi hukukuna getirdiği savcılık, sorgu hâkimliği, kanun yolları, ceza mahkemeleri gibi bazı esaslı yenilikler ile benimsediği ceza muhakemesi hukuku sistemi incelenmektedir.
Ayşegül KULA
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 555-593; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.797090

Abstract:
İfade özgürlüğünün korunması demokrasinin en temel gereklerinden biridir; fakat devlet memurluğu statüsü memurların tarafsızlık yükümlülüğü çerçevesinde bu özgürlüğün sınırlanmasına sebep olabilmektedir T.C. Anayasa Mahkemesi, Hasan Güngör, Hasan Güngör (2) ve Zeki Çınar bireysel başvuru kararlarında, devlet memurlarının ifade özgürlüklerini detaylı olarak ele almakta ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermektedir. Bu çalışma ile bu kararların incelenmesi ve bu doğrultuda devlet memurlarının ifade özgürlüğünün değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
Raziye Aksu Özkan
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 282-307; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.790029

Abstract:
Bu çalışmada, Yargıtay kararları ışığında anonim şirkette genel kurulun bilançoya ilişkin kararının açık ibra kararına etkisi incelenmiştir. İbra kararı ile genel kurul yönetim kurulu üyelerini ilgili dönemdeki faaliyetleri sebebiyle sorumlu tutmayacağını açıklamaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 424’te bilançonun onaylanmasının kural olarak ibra sonucunu doğuracağı açıkça düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra, genel kurul açık ibra kararı da alabilir. Genel kurul açık ibra kararı aldıysa, bilançonun onaylanması ibra sonucunu doğurmayacaktır. Bununla birlikte, gündemde ibraya yönelik bir madde varsa, bunun bilançonun onaylanması veya onaylanmaması kararıyla arasındaki ilişki Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Buna göre, ilk kısımda bilançoyu onaylayan genel kurulun ibra kararı vermek zorunda olup olmadığı ve genel kurul tarafından ibra etmeme kararı verilmişse, yönetim kurulunun buna karşı ne yapabileceği soruları üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda genel kurulun bilançoyu onaylamadan ibra kararı verip veremeyeceği tartışılmıştır.
Muammer Ketizmen
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Volume 11, pp 229-254; https://doi.org/10.32957/hacettepehdf.901277

Abstract:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlene seri muhakeme usulü ile olağan yargılama usulünden farklı olarak cezai uyuşmazlığın sonlandırılmasında yeni bir usul getirilmiştir. Bu usuldeki belki de en önemli özellik Cumhuriyet Savcısının cezai uyuşmazlık konusunda doğrudan belirleyici konuma gelmiş olmasıdır. Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlendiği şekliyle Cumhuriyet Savcısının uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak kanaati ya da değerlendirmesi önem arz etmekle birlikte, hüküm açısından nihai bir belirleyiciliği bulunmamaktaydı. Buna karşın seri muhakemeye ilişkin düzenlemeler ile birlikte C.Savcısı mahkûmiyet hükmünün içeriğini oluşturan (sübut ve cezanın tespiti) kararı doğrudan kendisi belirlemekte mahkeme sadece şekli denetim işlevini yerine getirmektedir. Bu düzenlemenin Anayasanın yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili hükümleri açısından incelenmesi önem arz etmektedir
Page of 42
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Back to Top Top