Refine Search

New Search

Results: 36

(searched for: publisher_group_id:17723)
Save to Scifeed
Page of 1
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Adem Ince
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 80-89; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.6

Abstract:
Bu makale Zygmunt Bauman’ın akışkan modernite ile Byung-Chul Han’ın performans toplumu kavramsallaştırmaları üzerinden geç modern toplumda eğitimin mahiyetini irdelemeyi amaçlamaktadır. Bir toplumsal kurum olarak eğitim, sosyolojik, politik, ekonomik ve kültürel veçhelerinden soyutlanarak anlaşılamayacak bir fenomen olduğundan, eğitimi daha çok okul içi pratiklere hasreden ve hapseden çağdaş eğitim anlayışı karşısında eğitimin hakikatini anlayabilmek adına meseleyi bütüncül bir bakışla ele almak hayati önem arz etmektedir. Bu yüzden Bauman’ın sosyolojik, Byung-Chul Han’ın felsefi yaklaşımları geç modern dönemde imal edilen insan tipolojisinin özelliklerini etraflıca ortaya koyuyor oluşlarıyla bu makaledeki temel tartışmaları oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında varılan temel sonuç, sosyoloji ve felsefe disiplinlerinin birbirini tamamlayıcı hususiyetlerinin Bauman ve Byung-Chul Han’ın görüşleri bağlamında da geçerli olduğudur. Bu anlamda Bauman’ın akışkan modernite kavramıyla ve Byung-Chul Han’ın da performans toplumu kavramıyla detaylandırdığı geç modern dönem analizlerinde günümüzde politik ve ekonomik politikalar dâhilinde işe koşulan araçlar vasıtasıyla imal edilmekte olan insan tipolojisinin ihtiva ettiği genel özelliklerin birbirine benzer olduğu görülmektedir. Dahası Bauman’ın sosyolojik yorumları ile Byung-Chul Han’ın felsefi görüşlerinin birçok yerde birbirini tamamlayan tespitlere tekabül ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada varılan sonuçlar geç modern dönemin karmaşık yapısı dikkate alındığında eğitimin daha iyi anlaşılabilmesi adına eğitimle alakalı meselelerin disiplinler arası bir yaklaşımla ele alındığı takdirde daha sağlıklı bir yorumlamaya tabi tutulabileceğini öngörmektedir.
Ali Öztürk
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 69-79; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.5

Abstract:
Hakemli dergilerde veya çeşitli başka bilimsel platformlarda kitap değerlendirme çalışmaları bir gelenek niteliğindedir. Kuşkusuz bu önemli bir faaliyettir. Faaliyetin kendisinin hem kurumsal hem de tarihsel çok yönlü bir derinliği vardır. Eleştiri, tenkit ve değerlendirme gibi faaliyetlerin tarihi arka planı ve kadim gelenekleri vardır. Bu kimi zaman neredeyse bağımsız bir ilmi faaliyet olarak kıymet bulur. Ancak son dönemlerde zamanın ruhuna uygun olarak çeşitli bilimsel platformlarda da eser değerlendirmenin sıradanlaştığı formlar baş göstermeye başladı. Oysaki eleştiri ve kritik faaliyet kimi zaman bir eser yazmaktan bile kıymetli olabilir. Zira kadim kitapları değerlendirmenin yanı sıra yeni çıkmış önemli bir kitabı okura tanıtmak ya da kıymetli bir eseri enine boyuna değerlendirmek hem okura katkı sağlaması bakımından hem de yazın hayatının geri dönütle teşvik, taltif ve tenkit edilmesi açısında son derece önemlidir. Ayrıca yazı yoluyla sistemli hale gelmiş ve sisteme dâhil olmuş savların her açıdan tartışılması bu yolu seçenler için son derece kıymetli ve zenginleştirici bir yoldur. Ancak bu cari haliyle nasıl gerçekleşiyor? Bu konuda sisteme kavuşmuş belli ilkelerden bahsedebiliyor muyuz? Sahada işler nasıl yürümektedir? Belki yeni bir soru olarak kitap artık eski kitap mıdır? Eğer öyleyse bu değişim, bu değerlendirme ve eleştiri süreçlerine nasıl yansımaktadır? Elinizdeki çalışma bu ve benzeri sorulara eleştiri kritik ve teknik geleneğinin ilke ve imkânlarıyla cevap bulmayı amaçlamaktadır. Böylece bu makale ile fiili olarak birçok benzer çalışmada göze çarpan kimi kaotik, karasız, belirsiz, sığ ve ilim-dışı yönelimleri düzene sokmak için kimi tekliflerde bulunmuş olalım.
Nurcan Tüfekci
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 17-35; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.2

Abstract:
Bu araştırma Almanya’da yaşayan göçmenlerimizin, köken ülke göçmenleri (Türkler) ve yerel hakla (Almanlar) iletişim biçimlerinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama yönetimi olarak nicel araştırma yöntemi, veri toplama aracı olarak online anket seçilmiştir. Online/internet tabanlı anket ile araştırmaya Almanya’nın farklı eyaletlerinden (12 eyalet) 121 göçmen katılmıştır. Araştırmada kullanılan anket formunda göçmenlerin yaşı, eğitim düzeyi, Almanya’da bulunma süresi, Almanya’ya ilk geldiklerinde barındıkları yer, bulundukları kuşak, Almanca dilini bilme durumları, Alman halkıyla iletişim kurmada dil problemi yaşama durumları gibi demografik özelliklerinin yansıra Almanya’ya geliş nedenleri, yaşadıkları yerde köken ülke göçmenleriyle tanışma yolları, Almanya’da kimlerden destek aldıkları, köken ülke göçmenleri ve yerel halkla görüşme sıklığı ve iletişim yolları, ilerleyen dönemlerde yaşamlarını sürdürmek istedikleri yer konularına ilişkin sorular bulunmaktadır. Araştırma kapsamına alınan göçmenlerin %64.5’inin kadın, %35.5’inin erkek, %51.2’sinin 18-35 yaş arasında, %48.8’inin 36-50 yaş arasında, %49.6’sının üniversite, %28.1’inin ortaokul/lise, %22.3’ünün yüksek lisans/doktora eğitim düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Göçmenlerin yaşadıkları yerde köken ülke göçmenleriyle tanışma yolları, Almanya’da kimlerden destek aldıkları, köken ülke göçmenleriyle görüşme sıklığı ve iletişim yolları ve yerel halkla görüşme sıklığı konuları yaş dağılımları açısından incelendiğinde istatistiksel açıdan bir farklılık bulunmazken (P>0.05), Almanya’ya gelme nedeni, yerel halkla iletişim kurma yolları (sosyal medya aracılığıyla iletişim) ve ilerleyen dönemlerde yaşamlarını sürdürmek istedikleri yer (burada sürekli kalmak) konuları ile yaşları arasındaki ilişkinin istatistiki açıdan önemli olduğu bulunmuştur (P<0.05). Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda geçerli önerilerde bulunulmuştur.
Ibrahim Çelebi
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 59-68; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.4

Abstract:
Huzursuzluk, Ortadoğu’daki çatışmalı sürecin Türkiye’den Amerika’ya uzanan siyasi olaylarını konu edinmiştir. Popüler romanın siyasal kurgu sınıflandırmasına dahil edilen eserde kurgunun en önemli belirleyeni Suriye’de başlayan iç savaştan kaynaklanan göç ve sonrasında Mardin’deki sığınmacı kamplarından dünyaya uzanan insanlık dramlarıdır. Popüler romanlar Tanzimat’tan günümüze çeşitli eleştirilere tabi tutulmuşlardır. Bu tarz eserlere yönelik kalitenin göz ardı edildiğine, farklı çıkarlar için estetik değerlerin araçsallaştırıldığına yönelik suçlamalara karşın güncel olaylara ışık tutma, okuma alışkanlığı kazandırma gibi faydalar sağladıklarına dair tespitler de yapılmıştır. Yazar, birçok eserinde gerçek olaylardan yola çıkarak siyasal boyutları olan olayları konu edindiği gibi bu romanında da uluslararası boyutları olan küresel bir sorunu kurmaca gerçeklik düzleminde ele almıştır. Huzursuzluk romanında Suriye’deki tartışmalı savaşla dünya gündeminden düşmeyen göç politiğinin kökeninde yatan nedenlerin güncelden kadim zamanlara uzanan önemli koordinatları karşılaştırmalı medeniyet analiziyle değerlendirilmiştir. Kahramanlar üzerinden Doğu ve Batı medeniyetlerine dair tespitlerde bulunulmuştur. Doğu ve Batı medeniyetlerinin kendilerine has kültürel ve siyasal kodları kurmaca dünyada karakterlerle ete kemiğe büründürülerek tarihi ve felsefi birçok konu karmaşık bağlamlarından çıkarılarak rafine hale getirilmiştir. Medeniyetlere bakış, anlatıcının şahsında yabancılaşmaya dönüşmüş ve roman boyunca bu ikircikli durum bir sorgulamayı beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada göç ve mülteci sorunu ekseninde Ortadoğu’daki savaşın iç ve dış etkenleri, medeniyetlere uzanan boyutları, coğrafyalara has özellikler, yaşanan siyasi olaylar içinde aşka ve söze atfedilen anlam gibi meselelerin romanda ele alınış biçimleri üzerinde durulacaktır.
Muhammet Firat
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 1-16; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.1

Abstract:
Bu çalışma, Covid-19 salgını döneminde hizmet sektöründe çalışan ve bir şekilde işini kaybetmiş ya da salgın koşulları nedeniyle işine ara vermiş olan yoksulların salgınla başa çıkmak için ne tür stratejiler geliştirdiklerini anlama çabasındadır. Çalışma, yoksulların salgının olumsuz etkilerinden korunmak için başvurdukları çıkış yolları veya hangi stratejileri geliştirdiklerini açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Covid-19 ile ilgili yapılan araştırmalarda, yoksulların salgından daha olumsuz etkilendiği ortaya konmuş ve tartışılmıştır. Çalışmadaki yoksullardan kasıt göreli yoksulluk kapsamında bulunan gruplardır. Özellikle Covid-19 salgını sürecinde güvencesizliğe itilme riski daha fazla olan hizmet sektörü çalışanları gibi kırılgan kesimler bu kapsamda değerlendirilmiştir. Ayrı ayrı betimlemelerden kaçınmak için bunların hepsi “göreli yoksul” olarak ele alınmaktadır. Nitel olarak tasarlanan derinlemesine mülakat tekniğiyle verinin elde edildiği bu araştırmaya Elazığ’da yaşayan ve hizmet sektöründe çalışan, salgın döneminde işini kaybeden ya da işine ara veren 15 (on beş) katılımcı dâhil edilmiştir. Sonuçta dezavantajlı grupların en kalabalık kesimini oluşturan yoksulların ya da yoksullaşma riski taşıyan hizmet sektörü çalışanlarının Covid-19 salgını karşısındaki en kırılgan ve korunaksız kesimler olduğu görülmüştür. Salgın kapanmaları ve kısıtlamalar nedeniyle hizmet sektörü çalışanları yeni geçinme stratejileri geliştirmişlerdir. Bu geçinme stratejileri; geçmişe nazaran kırsalla ilişkilerin daha sık hale gelmesi, hanede kadının geçinmedeki rolünün artması, sosyal yardımların artması, tüketimden kısma ve borçlanma şeklinde sıralanabilir. Ayrıca araştırmada, hane halkı büyüklüğü salgından önce önemli bir geçinme stratejisi iken salgınla birlikte önemini kaybetmiştir.
Ilhami Findikçi, Nebile Korucu Gümüşoğlu
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 36-58; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.3

Abstract:
İnsanın kişiliği, tarih boyunca araştırma konusu olmuştur. Beden, zihin ve duygularıyla farklı eğilimlerle doğan insanın kişiliği, çevrenin etkisiyle yerleşir. Kişisel özelliklerin bilinmesi; bireyin tanınması, eğitim süreci, meslek seçimi, kariyer, kişisel gelişim ve psikolojik destekler gibi nedenlerle gereklidir. Varlık - ruh ilişkisiyle insanı bütün olarak ele alan, ‘ben’ engelini aşarak başkası için de var olmayı hedefleyen, Sıfır Merkezli İnsan Modeli (Enneagram), kendini tanımayı amaçlayan eski yaklaşımlardandır. 2015 - 2019 arasında yapılan bu araştırmada Türkiye’de 15 şehirde aile şirketlerinde çalışan 532 yöneticiye, Değer Kişilik Testi (DKT) yüz yüze uygulanarak yöneticilerin, kişilik ve demografik özellikleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. 115 soru, üç cevap şıkkının bulunduğu testin sonunda katılımcılara özel kişilik testi raporları, çeşitli yöntemlerle analiz (Cronbach Alfa, Ki-Kare, Logit Regresyon) edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğunun erkek, evli, 21-50 yaş aralığında; kişilik potansiyelleri; Fiziksel (%42,3), Zihinsel (% 42,1), Duygusal (%15,6); kişilik tipleri; Sadık Sorgulayıcı (%27,4), Mükemmeliyetçi (%22,4), Araştırmacı (%13,7), Yardımsever (%13,3), İddialı (%10,3), Barışçıl (%9,6), Başarı Odaklı (%1,3), Kâşif (%1), Özgün (%1) şeklinde dağılmıştır. Kişilik potansiyelleriyle tiplerinin; cinsiyete, yaşa ve çalışma durumuna göre anlamlı biçimde değiştiği, eğitim durumu ve medeni hale göre değişmediği görülmüştür. Yaşın Fiziksel, 41-50 yaş grubu ve cinsiyetin Zihinsel, cinsiyetin ve çalışma durumunun, Duygusal kişilik potansiyeline sahip olma olasılığını, anlamlı biçimde arttırdığı belirlenmiştir.
Özen Özlem Özcan
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 3, pp 90-103; https://doi.org/10.52108/2757-5942.3.1.7

Abstract:
Suç sosyolojisi bağlamında yapılan çalışmaların kriminolojinin ortaya çıkışındaki katkıları yadsınamaz. Suç ve suçlu davranışının meydana gelmesinde psikolojik faktörler olduğu kadar sosyolojik faktörler de bulunmaktadır. Sosyolojinin çalışma alanlarının birçoğu, suç ve suçlu davranışının, sebebi veya sonucu olarak karşımıza çıkmakta ve öncül toplumsal sorunlardan biri olması nedeniyle, sosyolojik açıdan ele alınması önem taşımaktadır. Bu çalışmada ise bir sosyolog bakış açısıyla görsel kriminoloji ele alınıp görsellik fotoğraf ile sınırlandırılarak incelenmiştir. Görsel kriminolojide fotoğraf ölçeğinde, el ilanları, reklamlar, uyarı niteliğindeki görseller (sigara içilmez vb.) değerlendirme dışı bırakılmıştır. Görsel verilerden faydalanarak, suç ve suçlu davranışının açıklanması, sosyolojik faktörlerin önemini daha da arttırmaktadır. Bu durum bize suç ve suçlu davranışının sadece psikolojiyle alakalı olmadığı yönündeki fikri güçlü bir şekilde desteklemeye avantaj sağlar. Çalışmanın yöntemi, literatür taramasına dayalı olarak betimsel analizdir. Suç teorileri kısaca özetlenip görsel kriminoloji başlığı altında, öncelikle sosyoloji ve kriminoloji ilişkisine değinilmiştir. Görsel kriminoloji informal başka bir deyişle yazılı olmayan kurallarla ilgilidir. Bu doğrultuda fotoğrafların suç ve suçlu davranışı açısından bir sınıflandırılması yapılmıştır. Yapılan bu sınıflandırma neticesinde fotoğrafın görsel kriminoloji içerisindeki yeri, önemi ve katkıları gösterilmeye çalışılmıştır. Bu açıdan yapılan bu sınıflandırma çalışmanın özgün yanını oluşturmaktadır.
Emin Baki Adaş, Borabay Erbay
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 99-114; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.7

Abstract:
Teknoloji, en ilkel aletlerden karmaşık dijital teknolojilere kadar insanlık tarihinin merkezi bir bileşeni olmasına rağmen, sosyolojide çoğunlukla tali bir yerden ele alınmaktadır. Klasik sosyolojiden yakın geçmişe dek ana akım sosyolojinin teknoloji ile kurduğu ilişki çoğunlukla teknolojinin bir insan ürünü olarak ele alınması ve toplumsallığın üretiminde ve toplumsal yapının istikrar kazanmasında bir aktör olarak değil, insanın insan ile ilişkisinde bir araç olarak ele alınması şeklinde olmuştur. Teknolojinin toplumsal bir aktör olabileceği fikri çoğunlukla radikal bir düşünce olarak sosyolojinin kıyısında kalmıştır. Ancak tarihsel süreçte, özellikle yeni teknolojilerin gelişmesiyle birlikte teknolojinin bir toplumsal olgu olmasının yanında toplumsal bir ‘aktör’ olarak ele alınabileceği düşüncesi bu atfedilmiş radikallikten uzaklaşmaya başlamıştır. Her ne kadar sosyoloji alanında teknoloji üzerine yapılan çalışmalar son dönemde hız kazanmakla birlikte, sosyolojinin teknolojiye ilgisi, en azından akademik programlar içinde oldukça sınırlı bir düzeyde kalmıştır. Bu çalışma sosyolojinin teknoloji ile olan ilişkisinin kuramsal ve tarihsel bir izleğini çıkarmak ve teknolojinin aslında sosyolojinin kuruluşundan itibaren merkezi bir rolde olduğunu görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 1-13; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.1

Abstract:
Yerinde yaşlanma, alışılan çevrede olabildiğince uzun süre yaşamını sürdürerek yaşlanmayı ifade etmektedir. Kentleşme süreci dolaylı biçimde yaşlıların yerinde yaşlanmalarını zorlaştırmaktadır. Kentsel alanlarda yerinde yaşlanmanın sürekliliği için bu sürecin yaşlılar için ortaya çıkardığı olumsuzlukları tespit edilmesi gerekmektedir. Yerinde yaşlanmanın gerçekleşebilmesi için yerel yönetimlerin ailenin yaşlılara yönelik bazı sorumluluklarını paylaşması gerekmektedir. Bu çalışmada, İstanbul’da ilçe yerel yönetim hizmetlerinin yerinde yaşlanma sürecine ne tür bir katkı sağladığını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji nitel araştırma deseni kullanılarak, yerel yönetim aktörleriyle 30 adet yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Veriler betimsel analiz tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Yerel yönetimlerin yaşlılara yönelik hizmetler aracılığıyla ailenin yaşlılara yönelik bazı sorumluklarının paylaşılması yerinde yaşlanma sürecine olumlu katkı yaptığı söylenebilir. Araştırmada yerel yönetimlerin yalnız yaşayan yaşlıların ya da aile ve akrabalarıyla kalan yaşlıların bazı temel ihtiyaçlarını destekleme noktasında kritik bir role sahip olabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır. Kentlerde yerel yönetimlerin yaşlı kişisel bakım ve sağlık hizmetleri, evlere sıcak yemek servisi gibi faaliyetlerinin yerinde yaşlanmayı kolaylaştıracağı söylenebilir. Bu hizmetler yaşlıların sosyal ve fiziksel çevrelerinde kopmadan yaşlanmalarına yardımcı olacaktır. Yaşlılara yönelik hizmetlerin güvenilir kaynaklar tarafından sunulması yaşlıların huzurlu, sağlıklı şekilde yaşlanabilmelerine hizmet edebilir. Bu çerçevede kamusal boyuta sahip yerel yönetimlerin yaşlı ve yaşlı aileleri ile iş birliği içerisinde yaşlılara sunacağı hizmetler yaşlıların kendilerini daha güvende ve mutlu hissetmelerini sağlayacaktır. Yaşlanma sürecinin ortaya çıkardığı dezavantajlara bağlı biçimde olarak geleneksel anlamda aile bireylerinin üstlendikleri yaşlı bakımı sorumluluklarının önemli bir kısmının yerel yönetimlerce paylaşılması gerekmektedir.
Figen Kanbir
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 72-86; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.5

Abstract:
Yavaşlık hareketi küresel kültürün dayattığı hızın karşısında yerel kültürel özelliklerin korunması için oluşturulmuş bir alternatiftir. Yavaşlık hareketi yavaş yemek, yavaş ticaret, yavaş turizm, yavaş şehir, yavaş ekonomi gibi farklı bakış açılarını içermektedir. Çalışma küresel kültürün ve hızın tüm etkilerini üzerinde taşımayan Siirt’in Tillo ilçesine odaklanmıştır. Tillo’nun yavaş şehir kapsamında değerlendirilmesi yönünde bir öneri sunulmuştur. Çalışma nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine mülakatla gerçekleştirilmiştir. Yavaş şehir hareketinin belediyelerden halka doğru olduğu dikkate alınarak ilçe yöneticilerinin (Tillo Belediyesi’nden belediye başkanı, bir memur, peyzaj mimarı, çevre ve inşaat mühendisleri; Tillo Kaymakamlığı’nda bir memur; ilçe nüfus ve mal müdürleri) bu konudaki görüşleri incelenmiştir. Tillo nüfusunun azlığı, ulaşımın kolaylığı, tarihi geçmişi, inanç turizmi, atıkların yeniden kullanımına yönelik projeleri, yöresel yiyecekleri, doğal taşların bina yapımında kullanımı gibi özelliklerle yavaş şehir kriterlerine uygun bir örnek görünümdedir. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların bazılarının yavaşlık hareketi ve yavaş şehir hakkında bilgi sahibi olduğu saptanmıştır. Tillo’nun ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerinin yavaş şehir kıstaslarına uygun nitelikler taşıdığı bulgulanmıştır.
Fatıma DOĞAN, Serdar Ünal
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 14-40; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.2

Abstract:
Türkiye’de Suriyeli göçmenlerin artık misafirlik statüsünden çıkarak yerleşik hale gelmeleriyle birlikte ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda meydana gelen yerliler açısından olumsuz yöndeki değişimler gündelik hayatı etkileyen temel meseleler olarak ortaya çıkmaktadır. Gündelik hayatın farklı alanlarında meydana gelen değişim ve dönüşümler yerli halk ile yabancı arasındaki gündelik iletişim ve etkileşimi biçimlendiren temel belirleyiciler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu çalışmada Türkiye’de Suriyeli göçmenlerin yoğun olarak yaşadıkları sınır bölgelerinden biri olan Mardin ilinde göçmenlerin gelişi ve yerleşik hale gelmeleriyle birlikte ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda meydana gelen değişimler ve onlara yönelik ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve eylemlerin meşrulaştırıcı kaynaklarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel yöntem bağlamında derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu yönde, Mardin’in kent merkezi ve Kızıltepe ilçesinde yaşayan yerli halktan 36 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Suriyeli göçmenlere yönelik ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve eylemlerin meşrulaştırıcı kaynakları oluşturulan farklı kategoriler temelinde izah edilmeye çalışılmıştır. Bulgulara göre, uzun bir süredir artık Türkiye’de kalıcı hale gelen yabancı göçmenler yerli halk tarafından çoğunlukla düzen bozan ve daha da fazla bozma potansiyeline sahip tehlikeli dış gruplar olarak algılanmaktadır. Bu çerçevede, düzen bozucu, keyif düşkünü, tembel, vefasız, toprağını savunmayan aciz, istilacı ve işgalci olarak öteki kategorisine yerleştirilen ve günah keçisi ilan edilen göçmenlere yönelik toplumda ortaya çıkan damgalayıcı, ayrımcı, dışlayıcı söylem ve eylemler meşrulaştırılmaktadır.
Mustafa Çoban,
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 55-71; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.4

Abstract:
Bakım hizmetlerine olan gereksinimin artması ile birlikte evde bakım hizmetlerine olan talebi artmıştır. Bu çalışmada evde bakım sistemini bakım sigortası ile bütünleştiren ve Türkiye Cumhuriyeti kökenli kişilerin Türkiye dışında en fazla yaşadığı ülke olan Almanya ile Türkiye’deki evde bakım hizmetleri incelenmiştir. Araştırma, Almanya (n=10) ve Türkiye’de (n=13) evde bakım hizmetleri yöneticileriyle yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Almanya’daki görüşmeciler, evde bakım hizmetlerinin sunumunda pazarlama sürecinde yoğun bir rekabetin yaşandığını, bakım planları ve standartları uygulamanın güçlüğü, sigorta şirketlerinin maliyetleri düşürmek odaklı yaklaşım içerisinde olduklarını, denetim sürecinde bürokratik işlemlere odaklanıldığını belirtmişlerdir. Türkiye’de, sağlık ve sosyal bakım uygulamalarının farklı kurumlar tarafından yönetilmesi, evde bakım hizmetlerinin de denetim eksikliği, haksız rekabeti düzenleyici uygulamaların yetersiz olması temel sorunlar olarak belirtilmiştir. Türkiye evde bakım hizmetlerinin tanımı, kapsamı gibi birçok konuda uzlaşım bulunmazken Almanya’da bu bir sorun olarak yer almamıştır.
Rukiye Geçer
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 87-98; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.6

Abstract:
Sosyoloji literatüründe sözü geçen “yeni insan” tanımlamasını anlama isteği, bu makalenin hikâyesini temsil eder. Tanımlamanın bağlamına yönelik geniş muhteva göz önünde bulundurulursa, bir sınırlandırma yapma zorunluluğu hâsıl olur. Bu sınırlandırmanın Byung-Chul Han tarafından öne sürülen “yeni budala” tiplemesi üzerinden yapılması çalışma için önem arz eder. “Yeni budala” derken neyin kastedildiği, kimlerin bu tipleştirmenin sınırlarına dâhil olduğu söz konusu olduğunda tüketim kavramı karşımıza çıkar. İsteklerin tatminine yönelik bir olgu olarak ele alınan tüketimin bireyin günlük yaşamını hangi ölçülerde etkilediği, nerelere kadar sindiği göz önünde bulundurularak, tüketim öznesinin aktörel varlığı çalışmanın gelişme aşamasını oluşturur. Bu bağlamda; yeni insanı temsil eden, -Byung-Chul Han tarafından da öne sürülen- başarı ve performansa odaklı geç modern özne, tipleştirmenin muhayyel yapısını şekillendirecektir. Tüketim öznesinin “isteyen” bir varlık olması, bu istemeyi “absürt olan” üzerinden gerçekleştirmesi makalenin yönettiği insanın hangi insan olduğu konusunda ipucu verir. Hassaten “isteyen” bir varlık olan tüketim öznesine değer atfetmemizi sağlayan eylemler ve bu eylemleri yöneten gücün “absürt olanı isteyen yeni budala” için nasıl bir anlam ihtiva ettiği söz konusu ipucunu açmamız için önemlidir. Bu anlamda tüketim, insan ve özne ilişkisinin pratiklere yansıyan boyutunu anlayabilmek adına; eylem ve iktidar kavramlarına ayrıca yer verilmiştir. Sonuç olarak bu makalenin hedefi; tüketici olmanın derin anlamlarına bir de Byung-Chul Han’ın kavramları ile bakmak şeklinde düşünülmelidir.
Ibrahim Akkaş,
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 41-54; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.3.3

Abstract:
Yeni bir ülkeye göç; anavatanı terk etme, ev sahibi bir ülke bulup oraya taşınma ve orada yeni bir yaşam kurma konusunda çok sayıda pratik, ekonomik ve duygusal zorlukları içeren karmaşık ve zorlu bir süreçtir. Bu zorluklar, yeni ülkeye gelmeden önce veya geldikten sonra savaş, kıtlık, yoksulluk, hastalık, mülteci kampları, sığınma talep etme, ayrımcılık vb. uygulamalara maruz kalan göçmenler için özellikle zorlu süreçler olabilir. Küreselleşme, savaşlar ve iklim değişikliği nedeniyle göç arttıkça, yerli ve göçmen nüfus arasında daha fazla etkileşim veya daha fazla çatışma yaşanacaktır. Göçmenlerin göç ettikleri yerin normlarına uyumu olarak açıklanan kültürel bütünleşme; önyargıyı azaltır, ancak ortadan kaldırmaz. Bu makale, Erzincan’da yaşayan bireylerin Afgan göçmenlere yönelik tutum ve algılarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Örneklem seçiminde 400 kişi örneklem grubuna dahil edilerek anket uygulanmıştır. Anket yoluyla toplanan veriler SPSS.20 programında analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda Afgan göçmenlere yönelik sosyal dışlanma ve ayrımcılığa yönelik tutumun ön plana çıktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diretgen Ozan Ercansungur, Ahmet Talimciler
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 94-106; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.6

Abstract:
Modern dönemle birlikte kitlesel bir fenomene dönüşen tüketim, yalnızca ihtiyaçların karşılanması değil, arzuların tatmini ile ilişkili bir hal almıştır. Günümüzde bu arzuların hızı, yoğunluğu ve kapsamı önemli boyutlara ulaşmıştır. Tüketim artık kültürel pratiklerden sanatsal faaliyetlere uzanan, toplumsal kimlik ile yakından ilişkili bir deneyimin alanı haline gelmektedir. Bu değişim kendisini alışveriş merkezlerinin yapısında da göstermektedir. Çalışmanın öncelikli hareket noktası, George Ritzer’in öne sürdüğü yeni tüketim araçlarının akılcılaşması ve büyülemesi arasındaki denge fikridir. Bu dengenin bozulduğunu iddia ettiğimiz, giderek akılcılaşan alışveriş merkezleri, kültürel pratiklerini, sınıfsallığını, kimliğini ve kentliliğini tüketerek deneyimleme amacındaki tüketicilerin beklentilerine cevap vermemektedir. Merkezine yaşamı alan “yaşam merkezleri” -ya da yeni alışveriş merkezleri- bu beklentilerin etkisiyle yeni bir form olarak ortaya çıkmıştır. Değişen kültürel pratiklerin, sınıfsal ayrımın ve “yeniden büyüleme” olarak yaşam tarzının tüketiminin yeni alanı olan bu merkezler artık kentin bir parçasından öte, kentin ta kendisidir. Bir kent simülasyonu olarak öne çıkan bu merkezlerde kentliliğin simülakrı üretilmekte, tüm bu büyülü dünya aynı zamanda akılcı ve pratik bir paketle tüketicilerine sunulmaktadır. Bu çalışmada yaşam merkezleri, giderek akılcılaşan alışveriş merkezlerinin bu krizi aşmak adına ulaştıkları yeni bir form olduğu iddiası ile ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı bu iddiayı teorik bir tartışmaya açmaktır; özellikle Pierre Bourdieu ve Jean Baudrillard’ın görüşleri ile yürütülecek bu teorik tartışma ile kültür ve yaşam tarzının konu edildiği, dönüşmekte olan tüketim pratikleri ve alışveriş merkezlerindeki görüntülerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Merve Suzan Ilik Bilben
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 55-74; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.4

Abstract:
Last decade, Turkey experienced the most extensive migration raids in its history. The transition of Turkey from a migrant-sending country to a transit and target country is one of the most referenced periodization practices in the literature. However, Anatolia has a history of migration with very different experiences by its location. Human mobility is inherent to the structure of this geography, even though its quality and quantity have changed and transformed in the historical process. Therefore, it is important to understand that Turkey, which is home to the most significant number of forced migrants in the twenty-first century, is historically a country of migration. Hence, in this article that attempts to understand human mobility towards Turkey, we have focused on Turkey's changing position on the international migration scheme after summarizing the migration flows before and during the republic period to capture the holistic perspective. Based on the current research, reports, and statistical data, this article seeks a better understanding of the possibility and sustainability of social cohesion and integration in Turkey, in a global world characterized by uncertainties, risks, and pursuits.
Sevinç Güçlü
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 75-93; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.5

Abstract:
Bu çalışmada 2000’lere kadar kırsal karaktere sahip olan Antalya Döşemealtı ilçesinin nüfus verileri ve gözlemler ışığında sosyal değişme ve kırsal soylulaştırma incelenmiştir. Günümüzde kentsel kesimde karşılaşılan kentsel değişim ve soylulaştırma pratikleri kırsal kesimde de deneyimlenmektedir. Küreselleşme süreci ile bazı kırsal alanlar (doğal, tarihi ve turistik özellikleri nedeniyle) birer meta haline dönüşmeye başlamıştır. Kırsal alanlar, kente göre daha doğal, sağlıklı ve kentin karmaşasından uzaktır. Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin de gelişmesi ile bu durum kentten kıra göçlere neden olmakta, kırsal alanda hem ekonomik hem de sosyo-kültürel değişimlere yol açmaktadır. Literatürde kırsal soylulaştırma çalışmaları artmaya başlamıştır. Kırsal alana yerleşen kentliler, sahip oldukları ekonomik güç ve sınıfsal farklılıkları nedeni ile kırsal alanda baskın hale gelmekte, kente özgü alışkanlıkları ve beğenileri kırsal alana taşımaktadırlar. Ancak bu durum kırsal alanda da kentsel alanda yaşanan sosyal ve ekolojik problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca kentsel kesimden göç edenler ile kırsal alanın sakinleri arasında da etkileşim sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bu anlamda çalışmanın kırsal alanlar sosyolojisi açısından literatüre katkıda bulunması beklenmektedir.
Mehmet Tan
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 107-118; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.7

Abstract:
Gürültü, insanları rahatsız eden ve onlar üzerinde olumsuz etkiler bırakan her türlü ses olarak bilinmektedir. Gürültünün toplumlara göre farklı anlamlar taşıdığı ve bu durumun sosyolojik olarak değerlendirilme gerekliliği öne çıkmaktadır. Bu çalışma sosyal bir olgu olarak gürültünün insan ve onun yaşadığı toplum üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Modern dünyanın bir temsili olarak kentler; kalabalık nüfuslar, farklı kültürel topluluklar, trafik sesleri gibi gürültü olaylarına sahne olmaktadır. Bu anlamda kentsel alanların sessiz kalma gibi bir lüksü olmadığı gibi sessizliğe erişim de oldukça maliyetli ve zor olabilmektedir. Ayrıca günümüz toplumunda öne çıkan popüler kültür ve müzik gürültünün önemli kaynakları arasında yer almaktadır. Müzikteki ses ve ritim bir hareketlilik sağlarken gürültüyü de onaylayabilmektedir. Müziğin yüksek ses ile dinlenilmesi ve giderek elektronikleşmesi gürültünün müzik alanında kullanıldığını göstermektedir. Gürültü, toplumsal hayatı etkilediği gibi kişilerarası ilişkilere de yansımaları olabilmektedir. Gürültünün, sosyal ilişkilere olumsuz etkileri olmakla birlikte bir iletişim tarzı olarak da kullanılabilmektedir. Çalışma, teorik olarak gürültünün toplumsal hayattaki yerini ve etkisini tartışmaktadır. Sonuçta sosyal bir olgu olarak gürültüye atfedilen anlamlar onun modern dünyanın bir paradoksu olduğunu göstermektedir. Zira bir taraftan modern dünya gürültüyü artırırken ve onaylarken diğer taraftan gürültünün neden olduğu olumsuzlukları kabul etmekte ve bazen çözümler üretme çabasına girmektedir.
Ümmü Bulut Keskin
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.3

Abstract:
Her göç dalgasının karşıt bir göç dalgası ile sonuçlanma ihtimalinin olduğu, içinde bulunduğumuz göçler çağında, tersine göç olgusunu sosyolojik temelde ele almak elzemdir. Yabancı literatürde, 1880’lerde sadece fikir olarak öne sürülen, 1970’li yıllarda tartışılmaya başlanan tersine göç bugün çok farklı boyutlara ulaşmıştır. Yerli literatürde tersine göç konusunda sosyolojik çalışmalar 1970’li yıllarda başlamıştır. Bu çalışmaların sayısında ancak 2000’li yıllarda artış yaşanmıştır. Tersine göçün her göç türünde yaşanma olasılığı olmakla birlikte her tersine göç kendine özgü dinamikleri ekseninde gerçekleşmektedir. Bu çalışmada Almanya’dan Iğdır’a geri dönüş yapanların göç süreçleri ve geri dönüşlerinin altında yatan dinamikler anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Iğdır’daki tersine göç süreci ve bu sürecin altında yatan dinamiklerin sosyolojik çerçevede değerlendirildiği söz konusu çalışma alan araştırmasına dayanmaktadır. Iğdır’da yürütülen bu çalışmada nitel araştırma deseni benimsenmiştir. Almanya’dan Iğdır’a kesin dönüş yapan kişilere yarı yapılandırılmış mülakat tekniği uygulanmıştır. Göçmenlerin tersine göç deneyimlerinden yola çıkılarak dış göçte tersine göç süreci ve tersine göçün altında yatan dinamikler irdelenmiştir. Haziran ve Mayıs 2021 aylarında yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler deşifre edilerek kategoriler oluşturulmuştur. Bu kategorilere bağlı olarak yorumlamalar, analizler yapılmış ve Almanya’dan Iğdır’a geri dönüş süreci ve bu sürecin altında yatan temel dinamikler değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre ilk göçten (dış göç) önce geri dönüşe ilişkin niyetler ve kararlar; göç sonrası gidilen ülkede uyumsuzluk, dışlanma, ayrımcılık gibi sorunlar; göçmenlerin geldikleri yerlerle bağlarının devam etmesi, yatırımlarını anavatanlarına yapmaları Almanya'dan Iğdır'a yerleşen göçmenlerin geri dönüşlerinde etkili olmuştur.
Fatma Tunçtan
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 18-33; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.2

Abstract:
Muhafazakâr kadının gündelik yaşam pratiklerine odaklanan bu çalışma, gündelik yaşamın “muhafazakâr kadın” tanımlamasını ne şekilde yönlendirdiğini farklı açılardan ele almaktadır. Çalışmada muhafazakâr olarak nitelendirilebilen kadınların gündelik yaşam pratikleri ele alınarak muhafazakâr kadına atfedilen kimliksel ögelerin anlaşılması amaçlanmaktadır. Bu açıdan gündelik yaşam ilişkilerinde muhafazakârlığın kadınlar dünyasında sınırlandırıcı bir kimlik sunup sunmadığı da çalışmada önemli görülmektedir. Araştırma nitel olarak tasarlanmıştır. Kadınların kendi yaşam deneyimlerini derinlemesine analiz etmede bu yöntemin işlevsel olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda muhafazakâr olarak bilinen Konya İlinde yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak 20 görüşmeciyle yapılan derinlemesine mülakat ve nitel araştırmalarda kullanılan katılımsız gözlem tekniği ile veriler elde edilmiştir. Görüşme bulguları; muhafazakârlığı tanımlama güçlüğü, muhafazakâr rutinler, sosyal dünya ve boş zaman pratikleri, geçmiş ve nostaljiye bakış, tüketim pratikleri, güzellik mottoları temaları çerçevesinde analiz edilmiştir. Görüşmeler sonunda elde edilen veriler ile muhafazakâr kadının yaşam tarzı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuçta, farklı açılardan ele alınan muhafazakâr kadınların gündelik yaşam deneyimleri daha çok “orta halli” yaşam tasavvuru geliştirmeye müsait bir profil olarak öne çıkmasına imkân tanımıştır.
Muharrem Burak Önemli
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 1-17; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.1

Abstract:
The primary purpose of this study is to evaluate and compare the relative effects of different developmental dimensions on happiness. However, such an attempt requires an approach that divides the phenomenon of development into building blocks. In this respect, this study focuses on the dimensions of economic prosperity, good governance, education, health, the sustainable environment, gender equality, trade and financial flows, and mobility. Following the general trend in the literature, the relations between the country's average happiness levels calculated from microdata and the development indicators compiled from the World Bank data were analyzed using the least-squares method. In this analysis, Box-Cox transformation was used to ensure that the dependent variable, the average happiness levels, showed normal distribution. Our study reveals that all dimensions have the expected effects on happiness. However, the economic prosperity, sustainable environment, and government efficiency dimensions create the top three blocks of development that have the most significant impact on life satisfaction, respectively. On the other hand, the effects of the remaining aspects on happiness seem relatively minor. Additionally, handling the reflection of the mobility dimension on happiness deserves special treatment since the association between net migration and happiness is most likely tend to indicate a reverse causality, unlike the migration stock and life satisfaction relation.
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 119-132; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.2.8

Abstract:
Bu çalışmada, sosyolojinin kuruluşundan itibaren en temel çalışma konularından biri olan değişme kavramının sosyoloji tarihinde ele alınış biçimlerine değinilerek, yirmi birinci yüzyılda afetler ve sonrasında yaşanan değişme süreçleriyle beraber incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, klasik değişme kuramları kısaca incelenerek, değişmenin temel dinamikleri ortaya konulmuştur. Ardından, yirmi birinci yüzyılda sayıları artan doğal afetler sonrasında yaşanan travma ve yıkım sonucunda gerçekleşen fiziksel ve toplumsal değişimler dirençlilik kavramıyla ele alınarak, değişme ve sosyal değişme ilişkisine değinilmiştir. Afet sonrasında yeniden düzene dönebilme kapasitesi olarak ele alınabilecek olan dirençlilik ile değişme birbiriyle yakın ilişkili olarak tartışılmış ve özellikle dirençliliğin bir alt kategorisi olarak kırılganlık kavramı da sosyal boyutuyla incelemeye dahil edilmiştir. Değişme, dirençlilik ve kırılganlık kavramları ekseninde, toplumların afet sonrası düzene yeniden geri dönebilme veya yeni düzene uyum sağlama kapasiteleri önemli belirleyiciler olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, afet yönetimi planlarında ve hazırlık aşamalarında, dirençlilik kapasitelerinin belirlenebilmesi, sosyal kırılganlık düzeyleriyle ilişkili olarak önem taşımaktadır. Ayrıca, siyasalar oluşturulurken, dikkate alınacak planlarda, değişme ve dirençlilik ilişkisine önem verilmesi, toplumların en kısa sürede yeniden düzene ve uyumluluğa kavuşabilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Elif Gün, Handan Tekemen
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 64-76; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.4

Abstract:
Social and economic conflicts bring along irregular migrations, which are risky and dangerous and lead to humanitarian movements on a global scale. Irregular migration movements increasingly have become a problem of identity, belonging and recognition, and bring with new areas of discussion. Irregular migration, which goes beyond being a phenomenon that nation states can control alone, is perceived as a security threat, especially by European countries, and restrictions are increased with revised migration policies. The blockage of legal routes increases the demand for illegal methods and makes migrant smuggling more apparent. On the other hand, the Mediterranean, which is used as a migration route to reach Europe, has almost become identified with the bodies washed ashore. The number of recorded deaths of migrants in the Mediterranean reveals that the phenomenon of migration is a matter of right to life beyond the political, economic, and social interests of the nation states and accelerated the discussion of the problem on different platforms. Based on this, the film Terraferma, which is about irregular migration over the Mediterranean, was examined as a research subject and analyzed using the dramaturgical analysis technique. The film has been thematically interpreted on the basis of the plot, main idea, assumption, conflicts and characters. Policies such as the fact that global inequalities put pressure on the developed countries with irregular migration on one hand, and the situation of ignoring the phenomenon of irregular migration with strict migration on the other have been evaluated together.
Mehmet Zeki Duman
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 20-36; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.2

Abstract:
The main purpose of this research is to address the changes that the family, which is seen as the smallest unit of society, is experiencing today, and in particular the problems caused by generational differences among family members, using the example of Generation Z. At the same time, the most important dimension of this discussion, which constitutes the scope of the study, is the disagreement and lack of communication, which is observed in general in domestic relations and often between generations and in particular the changing family perception of Generation Z and their problems with their parents. Interviews with 16 students from 16 Faculties of Van Yüzüncü Yıl University constituted the sample of the study in order to reveal both the perception of the mentioned generation towards the family and the problems in family relations. The results of the interview were recorded on computer and analyzed using descriptive analysis. The most important conclusion reached in the study was that the perceptions, attitudes and behaviors of the generations who grew up in different conditions differed, especially in their approaches to family values, and because of this differentiation, the younger generations experienced serious problems within the family.
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 77-92; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.5

Abstract:
This study, which contributes to the studies on sociologists and their works, which have an important place in the studies of determining the history of Turkish sociology, was formed by the theoretical combination of visualization and the history of Turkish Sociology. Studies to create a timeline are studies that cover the events that are effective in a certain period and which can be considered as a turning point in the development of, and their effects on, sociology. The aim is to select the events that are effective in the development of sociology as the main determinants and to bring to the fore among many factors. The process of creating a timeline differs from the history of sociology and falls within the scope of sociology of History. The integrity of a large number of variables is emphasized without looking for any linearity or causality relationship in the timeline studies. The most important part of the studies on creating a historical timeline is the visualization phase. A link should be established using visualization between Turkish sociology and the digital world. Thus, the history of Turkish sociology can be passed on to future generations. In this sense, narration, understanding and interpretation are important steps to be taken in the construction of society. In addition, the topics covered in the study that shape Turkish sociology are the events and phenomena that affect the structuring in the world.
Fatih Kars, Metin Özkul
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 37-63; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.3

Abstract:
The aim of this study is to inquire how the relationships created by individuals from various professions for the purpose of performing the profession affect their lifestyles. In this direction, firstly, the characteristics of the social environment in which the individuals, who are the representatives of various occupations, have grown up and the effect of this environment on the choice of occupation have been tried to be described. Secondly, it was tried to be determined the existence of a lifestyle specific to the members of the occupational category through the behaviors, relationships and interactions required by the profession. Finally, the possible existence of an interaction between the lifestyle of occupational members and selected variables related to their social environment and occupations was tried to be analyzed. The field data of the study was gathered interviewing face to face, via a question form which consisted of structured and semi-structured questions intending for a sample of 384 people determined at 95% confidence level over individuals in various occupational groups in the city center of Isparta. These data were categorized into various statistical categories in the light of the information in the related literature and were tried to be analyzed applying the significance test (X2). One of the most significant general results of modernization is the differentiation of the groups that constitute societies regarding various variables. One of these differentiations, also referred to as multiculturalism, is occupational groupings. This study is considered significant in terms of revealing whether social groups that differ through professional preferences form a unique lifestyle or not. As a result of the findings obtained in the study, it was detected that the occupations learned by traditional methods and the groups of professional occupations acquired through education differ in terms of their lifestyles. While members of traditional professions have less lifestyle differentiation compared to the previous generation, professional occupational groups differ much more than previous generations to which they are connected in terms of their social origins. Professional occupation groups create distinctive lifestyles in the context of professional diversity in their own category, as well as differentiation in terms of social prestige, leisure time activities, family structures, consumption tendencies and approaches of evaluating their social environment, according to the members of the traditional profession.
Bengül Güngörmez Akosman
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 93-104; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.6

Abstract:
In this study, some theses about modernity, which is the main research object of sociology, will be discussed. Not all theses on modernity will be discussed. Because within the bounds of such an article, it is not possible to express all the discussions about modernity in the literature. In this paper we will try to sum up two theses on modernity in sociological context. After evaluating the historical and etymologic origin of the concept of modernity, the first of the discussions we will approach is about the fact that modernity symbolizes a break from the past and that it is unique. For the first discussion in this study, the views of two thinkers, Jürgen Habermas and Hans Blumenberg, will be expressed. The second thesis on modernity argues modernity’s continuity with the past and its historicity. The views of some of the thinkers who defended the latter will also be discussed. These thinkers are Karl Löwith, Jacob Taubes, Carl Schmitt, Eric Voegelin and Michael Gillespie, respectively. As sociologist Giddens has said, “sociology is the science of modernity”. In this context, theses on modernity, and essence of modernity set a theoretical and intellectual framework for today's sociologist's research on society. Therefore, at the end of the study, the contribution of philosophical debates on modernity to sociology will be evaluated additionally.
Ali Can Çinar
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 105-122; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.7

Abstract:
In this study, Kemal Tahir's thoughts on Marxism and socialism are discussed in comparison with the left orthodoxy of the 1960s. The main motivating factor for the study is that Kemal Tahir's distinctive features from the orthodoxy of the period in terms of his thoughts on Marxism and socialism and the emphasis on his criticism will make an important contribution to the literature. Therefore, it focuses on the question “What are the features that differentiate Kemal Tahir's view of Marxism and socialism from his contemporary intellectuals?”. Due to the characteristics of his intellectual heritage, the study has been prepared through the literature review based on careful examination of primary sources and the comparative method that provides determining the context of the data. The main argument put forward by the study is that what makes Kemal Tahir original and different in terms of his thoughts and criticisms is his understanding of Marxism in particular, and of science or scientific way of thinking in general sense. From the point of the socialist thoughts and movements, this study that presents the left orthodoxy of the 1960s on issues such as Marxism, socialism, society, the issue of development, the strategy of power and the envisioned socialist order within a theoretical and conceptual framework consisting of “high modernism”, “scientism” and “political religions” contains the ideas of the party and opinion leaders of the three most representative and influential formations of the 1960s: Turkish Labour Party, National Democratic Revolution Movement and Yön (Destination) Movement. While Kemal Tahir's thoughts differ from these formations at some certain points, it should also be emphasized that despite all its differences, they have a paradigmatic similarity with the orthodoxy of the period in terms of her modernization strategy based on the distinction between culture and civilization.
Adem Sağır
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 2, pp 1-19; https://doi.org/10.52108/2757-5942.2.1.1

Abstract:
This study is concerned with the deciphering of the mental contacts that the students of the sociology department establish with sociology. The founding assumption of the study is to reach the "ghosts" created by sociology in the mind of the individual who is in contact with sociology. The concept of ghost refers to the shadows that sociology creates in the mind. This reference includes the mental patterns of the person after beginning their sociology education. In the data analysis of the study, the interpretive phenomenology approach was preferred. Research data were collected through semi-structured interviews with the participants. First and second-year sociology students who took the Introduction to Sociology and Applied Sociological Studies courses were selected as the sample in the study. In the study, it was aimed to stimulate the information that the participants learned before. During this stimulation, sociologist candidates' belief in sociological knowledge and experiencing how that knowledge can be used was considered as the stage of preparing the mind to depict the quality they attribute to sociology. The narratives have been produced directly related to the social sphere itself. It is aimed to present the ability of sociological knowledge to produce multiple perspectives inherently in narratives. The main concern in using this inclusion is to reveal the functionality of sociological knowledge in the minds of the participants and what it looks like. In this context, the participants were asked "What does sociology mean to you?". Participants were asked to draw a picture on an A4 paper. The pictures obtained were analyzed with the interpretive phenomenological analysis approach.
Tuncay Ercan Sepetcioğlu
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 1, pp 27-41; https://doi.org/10.52108/2757-5942.1.1.3

Abstract:
The Cretan Turks (and now their descendants) are a group of people who originally had lived in the Island of Crete till 1923 when the Obligatory Population Exchange Agreement signed between Turkey and Greece. Through almost the entire 19th century, as a result of Greek revolts one after another in different times in history and the public order on the island was disrupted, the Cretan Turkish population in fear of their lives left their living places, became refugees and the demographic structure of the island changed in favor of the Orthodox Christians. Among those migrations, the biggest and the most decisive on the political future of the island is the Heraklion Events that started in 1897 which resulted in the migration of at least 40,000 Turks. This population movement is particularly important as it caused the expansion of Cretan Turks to very different regions. The present existence of a Cretan community in Turkey, Lebanon, Syria, Libya, the Rhodes and Kos Islands of Greece, along with (albeit few) Egypt, Jordan, Tunisia, the Island of Cyprus and Palestine happened due to this immigration movement. This article approaches the immigration and settlement process that happened at the very end of the 19th century as a result of a revolt in Crete, in a sudden and involuntary manner, in a period where the Ottoman Empire suffered from political, economic and social difficulties. Tracking the official records and by fieldwork where and how immigrants settled, how many and where new settlements were founded for them were analyzed with the methodological approaches of history and historical anthropology.
Gül Aktaş
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 1, pp 1-12; https://doi.org/10.52108/2757-5942.1.1.1

Abstract:
Television is an easily accessible communication tool and has a significant visual impact. Even though the audience has a heterogeneous structure and unknown defining characteristics, television has the power to transform the semantic world of individuals with its programs. Therewithal, the power to attract the audience with its programs that will allure individuals from all social groups is the most noteworthy feature that distinguishes television from other traditional media types. Particularly, the ability to reach every section with different techniques makes television appealing considering the existence of individuals who are illiterate, hearing, or visually impaired. While the news, TV series, education, or entertainment oriented programs are offered to the taste of the audience, they are affected by the changes in economic, social, and cultural fields. These changes also affect the individual’s worldview, their ability to analyze and interpret cases, and their expectations and perception about the future at different levels. In recent years, it has been noticed that the perception of “the ideal body” is mostly presented through actresses in prime-time Turkish TV series. Besides, scenes about physical appearance and vanity are more salient than the scenes about the forms of domination of men over women in the family and social life, power struggles among women, gender-based roles and responsibilities, dialog, and relationships towards understanding. Through this perspective, this study aims to critically analyze from which points Turkish series, which are presented with similar subject contents on television in recent years, mirror the cultural representations of gender in a sociological context. In this study, while the themes of gender roles in Turkish series are investigated, dialogues emphasizing gender inequality, spatial appearances locating women and men in public and private areas, and visual presentations highlighting aesthetics and physical appearance are inquired through critical discourse.
Heersh Hasan Mahmood
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 1, pp 66-75; https://doi.org/10.52108/2757-5942.1.1.6

Abstract:
Turkmens live in many parts of the world, especially in the Middle East. Iraq, one of the countries with the most complex structure of the Middle East region, hosts a large Turkmen population within its territories. Turkmens who have been living in Iraqi lands for centuries are, and have been, one of the most important elements of the ethnic structure of the country in question. Because these ethnic groups are more dependent on their own traditions and history compared to other ethnic groups living in the country, it is seen that the Iraqi Turkmens have a unique place from a social point of view. For this reason, it is crucial to state that the Iraqi Turkmens are always subjected to pressure and violence by the central authority. The study focuses on two basic elements that are thought to be highly interconnected. The socio-cultural life of the Turkmens, the political events they encountered throughout history and the policies implemented on Turkmens by different Iraqi regimes will be evaluated and discussed. The fundamental problem is that the Turkmens are not considered an essential element in the Iraqi social structure and that they are considered as a minority.
Kıvılcım Uzun,
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 1, pp 54-65; https://doi.org/10.52108/2757-5942.1.1.5

Abstract:
One of the most influential Turkish literature authors after the post-republic period, Sait Faik Abasıyanık pursued virtue and morality in his literary work, although literary critics have not underlined this aspect of his work. In his non-didactic and open-ended stories, the perception of morality he adopted is quite evident. Analyzing Sait Faik’s selected stories in the context of their temporal and spatial settings, this study aims to resolve the moral equation manifested. In this paper, three randomly selected short stories by Abasiyanik were studied to understand how he perceived morality and how the subject of morality is treated in his select short stories. His short stories The Old Teenager, The White Gold, and Just a Story were studied in terms of how the selected subject, morality, appears in these texts. While analyzing these stories, it is recognized that the author was affected from the space and time in and during which he lived and wrote in Istanbul.
Birtan Bozlu
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 1, pp 13-26; https://doi.org/10.52108/2757-5942.1.1.2

Abstract:
Sports or the practice of sporting have progressed in parallel with the history of humanity, just as they have developed in parallel with humanity. The sports field, which has a growing interest in social life, has started to occupy the field of social science in time. Since the mid-1900s, sports have become a sub-field of sociology and been discussed in various methodological and theoretical aspects by many people. Especially since the 1980s, Pierre Bourdieu has been one of the important figures whose sociological perspective is utilized in the field of sports sociology. Especially, the “metaphor of playing” that he put forward by gathering his theoretical perspective in one frame shows a serious parallelism with the sociality of sports. Bourdieu's concepts of field, habitus and capital, which constitute the trivet of the theory of action and draws attention to the emphasis on the construction processes, historicity and autonomy of the field are frequently used in studies by researchers working in the field of sports in order to reveal how the sports field is built in social space and with which network of relationships it exists. For this reason, the development processes, the possibilities of Bourdieu's theoretical framework for, and Bourdieu's explanations on the sociology of sports, and how to build a sports field in a social space are discussed.
Gamze Şenyayla
Sosyolojik Bağlam Dergisi, Volume 1, pp 42-53; https://doi.org/10.52108/2757-5942.1.1.4

Abstract:
Cultural and religious heritage, which has been important in understanding social relations throughout human history, appears with its differentiating profiiles in today's modern world. After long years of woodworking, Tahtacıs have settled down and gained a new life look with their cultural characteristics. There are few studies in the literature about the profiles of Tahtacıs, who made a living by woodworking in the past, in direct proportion to processes such as modernization and urbanization. Within the scope of the study, the current lifestyles, traditions, and cultures of Tahtacıs, together with their problems and expectations will be examined through the data obtained from the regions where they live. Based on this, Elmalı Akçaeniş Village and Manavgat Gültepe Neighborhood, both of which have Tahtacı population in Antalya province, have been determined as field of study. The study was designed with a qualitative research design and the data were obtained using interview and participant observation techniques. The data are handled comparatively in terms of identity, religion, social relations, economic characteristics, and spatial contexts. According to the results of the study, it was found that the social ties of Tahtacıs were weakened and their traditions, customs and lifestyles changed along with their socio-economic conditions.
Page of 1
Articles per Page
by
Show export options
  Select all
Back to Top Top